Sherlock Holmes'un Gerçek Hayattaki İlham Kaynağı: Hastalarını Tek Bakışta Çözen Cerrah Joseph Bell
Sherlock Holmes, hikâyelerini hiç okumamış birinin bile tanıyacağı kadar ikonik bir karakter.
Peki Arthur Conan Doyle'un bu efsanevi dedektifi gerçek bir insandan esinlenerek yarattığını biliyor muydunuz?
Tarihçi Lindsey Fitzharris'in yeni kitabı 'Sleuth-Hound: The Case of the Real Sherlock Holmes', Holmes'un arkasındaki gerçek ismi, yani Edinburghlı cerrah Joseph Bell'i anlatıyor. Smithsonian Magazine'de yayımlanan bölüme göre Bell yalnızca hastalarını değil, cinayetleri de çözen bir dâhiydi.
Sherlock Holmes'un ilhamı, Edinburgh Kraliyet Hastanesi'nin yıldız cerrahı
Joseph Bell, 19. yüzyılın sonlarında Edinburgh Kraliyet Hastanesi'nin kıdemli cerrahıydı. Asıl ününü ise ameliyatlardan çok, hastanenin amfisinde öğrencilerine yaptığı gösterilerle kazanmıştı.
Bell, karşısına getirilen hastanın kıyafetini, yürüyüşünü, yüz ifadesini ve en ufak hareketlerini inceler, sonra hasta daha ağzını açmadan onun hakkında tespitlerde bulunurdu. 1878'deki bir derste bir hastaya bakıp onun bir İskoç alayında asker olduğunu, boyuna ve yürüyüşüne bakılırsa muhtemelen gaydacı olduğunu söyledi.
Adam ise askerlikle hiçbir ilgisi olmadığını, sıradan bir ayakkabıcı olduğunu iddia etti. Kendinden emin olan Bell, hastanın gömleğini çıkarttırdı. Göğsünde, o dönemde asker kaçaklarına vurulan 'D' harfi dövmesi vardı. Adam yalan söylüyordu, Bell ise yine haklı çıkmıştı.
Ön sıradaki öğrenci: Arthur Conan Doyle
Bu gösterileri en büyük hayranlıkla izleyenlerden biri, amfinin hep ön sırasında oturan bıyıklı genç bir tıp öğrencisiydi: Arthur Conan Doyle. Doyle, 1878'de Edinburgh Üniversitesi'nde Bell'in öğrencisi olmuştu.
Öğrenciler arasında Bell'e dair pek çok hikâye dolaşıyordu. Birinde genç bir doktor, topallayan bir hastanın kalça hastalığı olduğunu düşündü. Bell ise ayakkabılardaki bıçak kesiklerine dikkat çekerek adamın nasırdan muzdarip olduğunu söyledi. Ardından hastanın kırmızı burnuna, şiş yüzüne ve titreyen ellerine bakarak asıl sorunun kronik alkolizm olduğunu ekledi. Kanıt da hazırdı: Adamın ceket cebinden bir viski şişesinin boynu görünüyordu.
Bell için her hasta okunacak bir metin gibiydi. Doyle da ondan teşhis koymakla bir suçu çözmenin neredeyse aynı becerileri gerektirdiğini öğrendi: Gözden kaçan ayrıntıları fark etmek ve bunları mantıklı bir hikâyeye dönüştürmek.
Dünyanın en çok canlandırılan edebi karakteri doğuyor
Sherlock Holmes ilk kez 1887'nin sonlarında okurlarla buluştu. Doyle, ardından Holmes'un maceralarını anlatan 59 hikâye daha yazdı. Karakter o kadar sevildi ki 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında pek çok kişi Holmes'un gerçekten yaşadığına inanıyordu.
Holmes bugüne kadar sinema ve televizyonda 250'den fazla kez canlandırıldı ve Guinness Dünya Rekorları'na 'en çok canlandırılan edebi insan karakteri' olarak girdi.
Doyle, 1892'de Holmes'un modelinin hocası Joseph Bell olduğunu açıkladı. Yazara göre bir karakterin zeki olduğunu söylemek yetmiyordu, okur bunun örneklerini görmek istiyordu. Bell de bu örnekleri her gün hastane koğuşlarında öğrencilerine sunuyordu.
Bell gerçek cinayetleri de çözüyordu
Bell'in dedektifliği sadece hastane amfisiyle sınırlı değildi. 1870'lerin başından itibaren Edinburgh'un ünlü polis cerrahı ve parmak izi ile olay yeri fotoğrafçılığının öncülerinden Henry Duncan Littlejohn ile birlikte çalışarak İskoç polisine cinayet soruşturmalarında yardım etti.
Tıpkı Holmes gibi o da polislerin 'tünel görüşünü' eleştiriyordu. Doyle'un Holmes'un modelini açıkladığı 1892'de Bell, Littlejohn ile 20 yılı aşkın süredir yüzyılın en çok konuşulan cinayet davaları üzerinde çalışıyordu.
Bu davalardan biri, 1878'de karısı Elizabeth'i zehirleyen Eugène Marie Chantrelle'inkiydi. Chantrelle'in hikâyesi, onunla içki arkadaşlığı yapmış yazar Robert Louis Stevenson'ı o kadar sarsmıştı ki 'Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ın ilham kaynaklarından biri oldu. Bell ayrıca bakımındaki iki bebeği öldürmekle yargılanan Jessie King davasında tanık kürsüsüne çıktı, genç bir aristokratın Ardlamont malikânesindeki gizemli ölümünün soruşturmasında da uzmanlığına başvuruldu.
Bell ise 1893'te Pall Mall Gazette'e verdiği röportajda başarıyı kendine mal etmedi. Tek katkısının, Doyle dahil tüm öğrencilerine küçük ayrıntıların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar anlatmak olduğunu söyledi.
Karındeşen Jack'in kimliğini bulduğunu iddia etti
1888'de Karındeşen Jack Londra'nın Whitechapel bölgesinde cinayetler işlemeye başladığında Bell, olayları Edinburgh'dan büyük bir merakla takip etti. Hatta katilin kim olduğunu bulduğunu iddia etti. Ancak işaret ettiği şüphelinin kimliği bugün hâlâ bilinmiyor.
Bell'i tanıyanlar için o yaşayan bir efsaneydi. Kızının anlattığına göre trende yolculuk ederken çocuklarını eğlendirmek için kompartımandaki yolcuların nereli olduğunu, nereye gittiklerini, mesleklerini ve alışkanlıklarını tek kelime konuşmadan tahmin ederdi. Tahminleri doğru çıktığında çocukları onu bir sihirbaz sanırdı.
Tüm bu başarılarına rağmen Bell'in adı adli bilim ve kriminoloji tarihinde pek anılmıyor. Ne ders kitaplarında ne de Scotland Yard'da bir plakette yer alıyor. Fitzharris'e göre ise doğru yere bakmayı bilenler için Bell'in izleri her yerde. Ne de olsa Bell olmasaydı, bugün tanıdığımız Sherlock Holmes muhtemelen hiç var olmayacaktı.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın