Wikileaks Haberleri

Wikileaks ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Wikileaks ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

!F İstanbul Başlıyor
!f İstanbul bağımsız sinemanın başarılı örneklerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f ² ile de 30 şehre film götürecek. Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmleri de Türkiye’de ilk kez seyirciyle yine bu festivalde buluşacak. “Galalar” bölümündeki filmlerden birkaçı şöyle: The Hunting Party/Av Partisi, Amerikalı Richard Shepard’ın yazıp yönettiği, Jude Law’ı en sıra dışı rollerinden birinde görme imkanı sunacak suç komedisi Dom Hemingway; arkadaşlıklar ve geçici aşklar üzerine eğlenceli hikayesiyle eleştirmenlerin gözdesi olmuş, Tarantino’nun “2013’ün en iyi filmleri” listesinde de 5. sırada yer almış Joe Swanberg imzalı Drinking Buddies/Akşamdan Kalanlar; San Sebastian’da Büyük Ödül’ün yanı sıra Özel Mansiyon ve Selanik’ten FIPRESCI ve Jüri Özel ödüllerini alan, Bad Hair/Kıvırcık Saç; Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp ödüllere boğulan Short Term 12/Kısa Dönem 12; Louise Archambault’un Locarno’dan Seyirci Ödüllü aşk filmi Gabrielle; Alex Gibney’nin Julian Assange ve Bradley Manning’in psikolojilerini ve onların etrafında yaratılan efsaneleri kurcalayan belgeseli We Steal Secrets: The Story of WikiLeaks/Sırları Çalıyoruz: WikiLeaks’in Hikâyesi; ünlü İtalyan aktris Valeria Golino’nun yönettiği, yılın en ödüllü filmlerinden Honey/Bal; ilk uzunu Reconstruction/Yeniden Sev Beni’den beri kendine sıkı hayranlar yaratan Christoffer Boe’nun yeni filmi Sex, Drugs & Taxation / Spies & Glistrup; Amerikan bağımsız sinemasının gözde kadın yönetmenlerinden Kelly Reichardt’ın bir barajı havaya uçurmayı hedefleyen radikal çevreci üç aktivistin hikâyesine odaklandığı filmi Night Moves/Gece Planı; Karl Lagerfeld, Tom Ford, Donatella Versace’nin arz-ı endam ettikleri, Fransız Vogue dergisinin eski editörü Carine Roitfeld’in hayatını anlatan Mademoiselle C/Matmazel C; aynı zamanda ünlü bir modacı olan Agnès B.’nin bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlattığı filmi My Name is Hmmm…/Benim Adım Hmmm…; 2007’de çektiği Amal’la tanınan Hindistan asıllı Kanadalı yönetmen Richie Mehta’nın çalışmaya gönderdikleri çocukları Siddharth’ı kaybeden bir ailenin hikâyesini konu alan Siddharth; Sundance’te oyuncu performanslarına Jüri Özel Ödülü getiren ve yılın en parlayan bağımsızlarından The Spectacular Now/Şu An Muhteşem; Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’u seks düşkünü, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı bir polis olarak izleyeceğimiz Filth/Pislik ve sıkı sinefillerin ilk uzunu Abel’den beri takip ettikleri Hollandalı usta Alex van Warmerdam’ın son yapıtı Borgman/Bela. Ayrıca, yılın beklenen filmlerinden Nymphomaniac, Dallas Buyers Club, The Double, Under the Skin, Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky, The Wind Rises ve The Grandmaster da Türkiye galasını yapacak filmler arasında… !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, altıncı yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Almanya, Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarışacak. Hamam, Hayal Kurma Oyunları, Anlat İstanbul, Ses, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinin oyuncusu, en son “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisinde Şehzade Mustafa rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür; Silkwood, House of Games, Valmont ve The People vs. Larry Flynt gibi pek çok klasik filmde yapımcılık, Amadeus’tan Man on the Moon’a, Brokeback Mountain’dan Gangs of New York’a, birçok filmde yürütücü yapımcılık yapmış Michael Hausman; New York Film Festivali seçim komitesinde görev alan, aynı zamanda New Directors/New Films’in ortak direktörlüğünü ve Film Society of Lincoln Center’ın programlama direktörlüğünü de yürüten sinema yazarı ve film küratörü Dennis Lim; La Moitié gauche du frigo, Congorama, It’s Not Me, I Swear! gibi ödüllü filmlerin yanı sıra en son 2011’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazandığı Monsieur Lazhar’ın Kanadalı yönetmeni Philippe Falardeau ve Berlinale’nin yenilikçi filmleri öne çıkardığı Forum bölümünün direktörü Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek. Keş!f Uluslararası Yarışma filmleri ise şöyle: Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; İngiliz yönetmenler Stephanie Spray ve Pacho Velez’in Locarno’da En İyi İlk Film dalında özel mansiyon kazanan filmleri Manakamana; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’ seçilmiş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish&Cat/Balık ve Kedi; Iraklı yönetmen Hisham Zaman’ın Kuzey Kürdistan’da başlayan ve İstanbul’a uğrayan, Tribeca’dan ödüllü filmi Before Snowfall/Kar Yağmadan Önce; Abdellah Taïa’nın bir gey çocuğun Arap toplumunda büyümesini anlattığı Salvation Army/Kurtuluş Ordusu; Narimane Mari’nin belgesel sinemanın kalesi sayılan CPH:DOX’dan en iyi belgesel ödüllü filmi Bloody Beans/Kahrolası Fasulyeler; Sırbistanlı kadın yönetmen Mina Djukic’in büyüme hikâyesi The Disobedient/Haylaz ve Türkiye’den Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın dünya prömiyerini Berlinale’nin Generation bölümünde yapacak, Altın Portakal’da ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini toplamış filmleri Mavi Dalga. Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak. Burçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek. !f İstanbul’un bu yılki yenilikleri arasında ise, uluslararası yarışma “Keş!f”e kardeş gelen Aşk & Başka Bi’Dünya özellikle dikkat çekiyor. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirecek Aşk & Başka Bi’Dünya Yarışması, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak ve “yılın en yaratıcı müdahalesini” arayacak. Aşk & Başka Bi’Dünya’yı yepyeni bir platforma dönüştürmeyi amaçlayan !f İstanbul, bu yarışma dışında ayrıca bir konuşma serisi ve aktivist sinemacılar buluşması da düzenleyecek. !f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” da ise, oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak. !f İstanbul, her yıl sinemanın değişik mıntıkalarında gezinen “Özel Gösterimler” bölümüne bu sefer iki ustanın işini konuk ediyor. Qatsi Üçlemesi’nin kült yönetmeni Godfrey Reggio’nun diyalogsuz bir modern yaşam portresiyle geri döndüğü Visitors/Ziyaretçiler ve sinemaseverleri usta yönetmen David Lynch’in bilinmeyen hayatına tanıklık ettirip meditasyon çalışmalarına göz attıracak, David Lynch: Meditation, Creativity, Peace/David Lynch: Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur dikkat çeken yapımlardan. !f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden “!f kült”e bu yıl Charles Laughton’ın 1955 tarihli klasiği The Night of the Hunter/Caniler Avcısı konuk oluyor. Aslen oyuncu olarak tanınan Laughton’ın ilk ve son yönetmenlik denemesi olan film, kendisine vaiz süsü veren ama aslında kendini kadınları öldürmeye adamış Powell’ın, hapishanede öğrendiği bir gerçekle bankadan soyulmuş paraların peşine düşmesini anlatıyor. Başroldeki Robert Mitchum’ın sinema tarihinin en etkileyici kötü karakterlerinden birine hayat verdiği bu kara film, döneminde değeri bilinmemiş olsa da zamanla kült mertebesine erişmiş ve kendine sıkı hayranlar edinmişti. Bu yıl içinde çeşitli ülkelerde yeniden gösterime girecek Caniler Avcısı, yenilenmiş kopyasıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da olacak. Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu yıl da, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan yılın en çok konuşulan fantastik ve avangart filmlerine, seyircide ‘görme biçimleri’ni değiştirip, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor. Müzik filmlerini buluşturan !f music’in bu yılki seçkisinde yer alan filmler ise şöyle: 2009’da Cherrybomb’la dikkatleri çeken ikili Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’un radikal, asi ve son derece tutkulu bir müziksever Terri Hooley’nin 70’lerin Belfast’ında plak dükkânı açmakla başlayan, İrlanda’nın punk babasına dönüşen hayatını anlattıkları Good Vibrations, Amerika’nın en iyi indie gruplarından The National’ı konu alan ama onun hakkında olmayan bir belgesel olma tuhaflığıyla grubun hayranlarının ilgisini hak eden Mistaken For Strangers; eskiden A Silver Mt. Zion olarak da bilinen Kanadalı ünlü post-rock grubu Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra’nın evcil çifti Efrim ve Jessica’nın bir yandan müzik, bir yandan da ev yaşamlarına eşlik etmememizi sağlayan Gel Bizimle Dertlen!; Küba’yı kasıp kavuran, hükümetin konser vermelerine ve hatta albüm yapmalarına izin vermediği underground rap grubu Los Aldeanos’la tanışmamıza vesile olan Viva Cuba Libre: Rap is War/Viva Cuba Libre: Rap Savaştır ve çağımızda müzisyen olmanın getirdiği zorluklara odaklanan, 15. yılına giren New York Red Bull Müzik Akademisi’nin eğitimlerinin yanı sıra, Brian Eno, Rakim ve Lee ‘Scratch’ Perry gibi isimleri de izleyeceğimiz Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film. !f music kapsamında ayrıca 3 özel etkinlik gerçekleşecek. !f istanbul’un açılış partisi için İstanbul’a gelecek olan İngiliz müzik prodüktörü, söz yazarı, remix sanatçısı Ewan Pearson; Protools, Logic ve Ableton Live yazılım programları üzerine çalışma tekniklerini anlatacağı “Dijitalden analoga, kendi sesini yaratmak” başlıklı bir sohbet düzenleyecek. (16 Şubat, 18.00 – 19.00) !f music kapsamında bir de pop up etkinliği gerçekleşecek. 19 Şubat’ta Babylon’da yaşanacak sinema ve konser deneyiminde, görüntü ve müziğin sıradışı bir şekilde bir araya geldiği Jem Cohen’in filmlerine, Guy Pucciotto’nun (Fugazi) gitarı, Jim White’ın (Dirty Three) davulu ve George Xylouris’un udu eşlik edecek. Jem Cohen, bu performans için özel olarak bir araya getirdiği 3 yeni kısa filmiyle izleyicileri sağanak yağmurlu şehir manzaralarının, gece ve müzelerin gizemli dünyasına, müzisyen arkadaşlarının eşliğinde büyüleyici bir yolculuğa davet edecek. (19 Şubat Çarşamba / 21.00) Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl beşinci kez yapılacak. Festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 30 şehir ve 36 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak “!f ²’’de Tek Başına Dans, Gabrielle, Bad Hair/Kıvırcık Saç, Honey/Bal ve Everyday Rebellion/Her Gün İsyan filmleri gösterilecek. !f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak. !f İstanbul’da tüm bu gösterimler ve etkinliklerin yanı sıra; Sundance Enstütüsü ile ortaklaşa yürütülen Sundance Senaryo Lab öncesi, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın yönettiği Mavi Dalga’ya özel bir atölye gerçekleşecek. SALT Beyoğlu, Açık Sinema, Cezayir; İzmir’de Fransız Kültür Merkezi ise, festivalin İstanbul’daki etkinlik ve atölye çalışmalarının mekanı olacak. !f İstanbul’un 2014 kampanyasının yüzü olan “Acımadı ki!” adlı tanıtım filmi, “Rafineri” tarafından hazırlandı ve Walky Talky yönetmenliğinde, Anima tarafından çekildi.Zete
Ricciardone: 'Elimizde Paralel Devlet Dedektörüyle Gezmiyoruz'
Ricciardone: Yasal konularda yapılan tüm başvurulara hürmetle ve ciddiyetle yanıt vereceğiz. Ancak ülkemizde ikamet eden Fethullah Gülen'in haklarını kullanmasına da karışmayız Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçisi Francis J. Ricciardone, Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın Amerika'da yaşayan Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen 'i şikayet etmesine ilişkin, ' Bize göre, yasadışı aktivite emareleri olmadıkça ülkemde yaşayan bir Türk vatandaşıyla ilgili konuşmak karşı karşıya olduğumuz gerçekten ciddi meseleler konusunda dikkatimizi dağıtır' dedi. Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel 'e konuşan Ricciardone, Gülen cemaatinin iki kuruluşu olarak bilinen TUSKON ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile görüştüklerini belirterek, 'TUSKON, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımların arttırılması konusunda Türk ve ABD hükümetlerinin resmi tutumunu paylaşan bir topluluk' ifadesini kullandı. Ricciardone'nin Cansu Çamlıbel'e verdiği söyleşinden satırbaşları şöyle: Seçim sonuçları size şaşırttı mı? Büyükelçilik içinde net bir rakamsal tahmin yapmadık. Ama Türk muhataplarımızın geniş bir spektrumdaki tahminlerini rapor ettik. Sonuçlara şaşırdığımızı söyleyemem. Zira tahmin aralığı çok genişti. ABD açısından seçim sonuçları ne anlama geliyor? Bütün demokrasilerde seçimler bankaların kendi kendilerine uyguladığı stres testi gibidir. Seçimler insanlara demokrasilerinin ne kadar sağlıklı ve diri olduğunu test etme imkânı sağlar. Testin sonuçlarına da halkın kendisi ve liderler karar verir. Samimi olmak gerekirse geçirdiğimiz seçim kampanyası sürecinde beni Türk-Amerikan ilişkilerinin üzerindeki etkisi nedeniyle endişelendiren iki şey oldu. İlki, Türkiye’nin dışarıda, özellikle de benim ülkemden görünüşü. Amerikalılar şunu kesinlikle anlayamıyor; bizim çok iyi dost ve müttefikimiz olan, birinci sınıf demokrasilerden oluşan Avrupa-Atlantik kulübünün bir üyesi olarak gördüğümüz bir ülkenin hükümeti nasıl olur da Twitter ve YouTube’a tümden yasak koyar. Seçim kampanyası sırasında Türkiye’nin uluslararası duruşuna verilen zararın etkileri hâlâ devam ediyor. Kongre’de tepki var, hükümette tepki var, bizim büyükelçiliğimizde var. Ben kişisel olarak bunların ne anlama geldiği konusunda kaygılıyım. Twitter’ın tekrar kullanıma açılmasına memnun oldum. YouTube üzerindeki engellemelerin de en kısa zamanda kaldırılmasını umut ediyorum. Seçim sürecinde sizi tedirgin eden iki nokta olduğunu söylediniz. Twitter yasağı dışındaki husus neydi? İkinci husus ise, seçim kampanyası sırasında ortaya çıkan Türkiye’nin içerideki sorunlarının dışarıdan kaynaklandığı üzerine kurulu yabancı karşıtı bir bakış. Şeffaflık, yolsuzluk, yönetişim gibi ciddi meseleleri Batı demokrasilerindeki olduğu gibi tartışmak yerine suni bir yabancı müdahalesine odaklanıldı. Biz ülkenizi temin etmek için ‘Başkan’ düzeyinde yapılacak her şeyi yaptık. Büyükelçilik olarak kimsenin iç politikanın taraflı sömürüsüyle Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vermemesi için elimizden gelen her şeyi yaptık. Sizi anlıyoruz ve Türk demokrasisine çok saygı duyuyoruz. Karşılığında dostlarımızdan aynı saygıyı ve anlayışı bekliyoruz. 'ABD'deki faaliyetleriyle ilgili şüphe zemini varsa bakılır' Bahsettiğiniz yabancı müdahalesi odaklı komplocu bakış aslında Gezi’den beri gündemde, ancak 17 Aralık’tan itibaren hükümet yanlısı gazeteler sizi kişisel olarak olayların adresi gösterdi. Eğer Başkan düzeyinde Türk hükümetini temin ettiyseniz, neden bu bakış devam ediyor? Ülkemizde yaşayan Türk vatandaşlarının sizin iç siyasi tartışmalarınızda aktif olduğu doğru. Bu hayatın gerçeği. Sanıyorum o algının nedeni bu. Ama bizim Amerikan hükümeti olarak o Türk vatandaşlarının yurtdışındaki faaliyetleriyle ya da ülkenizdeki faaliyetleriyle hiçbir ilgimiz yok. Eğer sizin ülkenizle ilgili herhangi bir yasadışı konuyla bizim ülkemiz içinde şüphe edecek bir zemin sağlanırsa, o yasadışı faaliyete karşı adım atarız. İsimsiz kaynaklardan gelen ABD hükümetinin ve ABD Büyükelçiliği’nin müdahil olduğu yönündeki iddiaların hiçbir gerçeklik temeli yok. Biz o gazetelere açıklamalar gönderdik, hükümetinizi üst düzeyde bilgilendirdik. Bir editör ya da gazeteci bu kadar ciddi sonuçları olacak iddiaları basarken en azından bizim derhal gönderdiğimiz yalanlamaya da neden yer vermez? Bu tür siyasi motivasyon üretimi iddialar onları yayınlayan medya organlarının güvenilirliğini ciddi şekilde zedeleyebilir. Bu medya organları hükümete yakın olarak anlaşıldığı için Türkiye’nin dünyadaki itibarını da zedeler. O dönemki gerginliğini aşıp Türk hükümetiyle ilişkilerinizi tamamen onardığınızı söyleyebilir misiniz? Ben hiçbir zaman kişisel ilişkilerimin ya da resmi ilişkilerimizin onarılmaya muhtaç olduğunu hissetmedim. O yalan haberlerin yayınladığı günlerin hemen ertesinde bakanlarınız yoğun mesaileri arasında beni kabul ettiler. Bazı bakanlar kişisel kaygılarını iletti ve hükümetin partizan medyadaki haberlerini gerçek olarak kabul etmediğini söylediler. 17 Aralık operasyonu ile birlikte ortaya atılan eski bakanlar ve hatta Başbakan’ın aile fertlerini de kapsayan yolsuzluk iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz? Ben Türkiye’ye uzun vadeli bir perspektif üzerinden bakıyorum. Türkiye pek çok alanda çok ilerledi. Dünya standartlarında bir demokrasi için giderek gelişen bir farkındalık var. Biliyorsunuz, ‘denge ve kontrol mekanizması’ (checks and balances) dediğimiz şeyin önemi 1990’larda anlaşılmıyordu bile. Otoriterliğe karşı, ya da gizli grupların oluşumuna karşı ya da derin devlet denen yapılar içindeki yasadışı faaliyetlere karşı nasıl korunuruz? Bugün bunları tartışıyorsunuz. İyi bir idare istiyorsunuz ve talep etmeye devam ettiğiniz takdirde, bunu elde edeceğinize eminim. Bütün demokrasilerde böyledir; eğer elinizdekiyle tatmin olup en iyisini isteme azminizi kaybederseniz demokrasiniz ölümcül bir sarmala girer. 'Elimizde paralel devlet dedektörüyle gezmiyoruz' Siz ‘gizli grup’ ve ‘derin devlet’ ifadelerini kullandınız. Türk hükümeti ise ‘paralel devlet’ diyor. Görev yaptığınız 3 yılı aşkın süre içinde Türk devletinin içinde paralel yapılar tespit ettiniz mi? Biz elimizde bir paralel devlet detektörüyle gezmiyoruz. Bu kavram Amerikalıların anlayabileceklerinin çok ötesinde bir şey. Bunun ne anlama geldiğine karar vermek de, karşılığında ne yapılacağına karar vermek de Türklerin kendisine kalmış. Ne anlama geldiğini bize sizler söyleyeceksiniz. Biz de bu meseleyle nasıl başa çıktığınızı büyük bir ilgiyle takip edeceğiz. Biraz önce Ankara ile 17 Aralık sonrasında yaşadığınız sıkıntıların kökeninde Fethullah Gülen’in ABD’de yaşaması olduğunu ima ettiniz. Erdoğan Pensilvanya’da yaşayan Gülen’in iadesi konusunu Başkan Obama ile yaptıkları telefon görüşmesinde konuştuklarını söylemişti. Gülen’in Türkiye’ye iadesi masada mı? Beyaz Saray’ın 19 Şubat’ta gerçekleşen o telefon konuşmasıyla ilgili açıklaması net. Hatta konuşmanın içeriğine açıklama getiren başka bir açıklama daha yapıldı. Ben de o noktada bırakayım. Ama o telefon konuşmasında bir kez daha vurgulanan temel nokta şuydu; biz Türkiye’ye saygı duyuyoruz ve kesinlikle içişlerinize karışmayız. Elbette bu meselenin farkındayız. Evet hükümetiniz konuyu gündeme getirdi. Yasal konularda yapılan tüm başvurulara hürmetle ve ciddiyetle yanıt vereceğiz. Ancak ülkemizde ikamet eden Türk vatandaşlarının haklarını kullanmasına da karışmayız. 'Gülen'i değil, asıl önemli işleri konuşmak istiyoruz' Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Marie Harf geçen hafta sorular karşısında Gülen’i kastederek ‘O beyefendiyi unutun’ dedi. Bu ne anlama geliyor? Gerçekten de ‘bırakın bu işleri iki ülke arasındaki asıl önemli meselelere bakalım’ mı demek? Yoksa ‘Unutun, o artık dönmez’ mi demek? Ben de sözcümüz Marie Harf gibi iki müttefik açısından gerçekten önemli olan konulara odaklanmak isterim. Bize göre, yasadışı aktivite emareleri olmadıkça ülkemde yaşayan bir Türk vatandaşıyla ilgili konuşmak karşı karşıya olduğumuz gerçekten ciddi meseleler konusunda dikkatimizi dağıtır. ABD ile Gülen hareketi arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Böyle bir ilişkimiz yok. Bizim devletlerle resmi ilişkimiz vardır. Türkiye Cumhuriyeti ile hükümetiyle ve kurumlarıyla ilişkimiz var. Demokrasi olduğunuz için de yasal muhalefetle, hukuka bağlı olarak kurulmuş topluluklarla ve sivil toplumla da düzenli iletişim halindeyiz. Gülen Hareketi’ne bağlı bazı sivil toplum kuruluşları olduğuna göre onlarla da ilişkiniz var demek olmuyor mu bu? Eğer TUSKON gibi iş dünyasını temsil eden gruplardan ya da Gazeteciler Yazarlar Vakfı gibi entelektüel topluluklardan bahsediyorsanız, evet onlarla görüşüyoruz. Bu gruplarla Amerika ve Amerikalılarla ilişkilerin geliştirilmesine ilgisi olan ve yasalara uyan gruplar olarak görüşüyoruz. Mesela TUSKON, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımların arttırılması konusunda Türk ve ABD hükümetlerinin resmi tutumunu paylaşan bir topluluk. 'Güçlü bir devlet yolsuzluk iddialarına yanıt verir, yabancı komplonun üzerine atmaz' 17 Aralık operasyonu ile gündeme gelen yolsuzluk iddialarının öznesi olan devlet ve hükümet yetkilileri için cezasızlığın söz konusu olabileceği yönünde şüpheleriniz var mı? Ben bu iddialarının açıklığa kavuşturulacağını umuyorum. Ancak halkınızın beklentilerine karşı yanıtı ancak sizin kendi liderleriniz verebilir. Bu konuda ABD’nin sizlere desteğine güvenebilirsiniz. Hükümetin üst düzey yetkililerinden duyduğumuz kararlılığı da, Türk iş dünyasının ve sivil toplumunun bu alandaki yaptırımların arttırılması yönündeki taleplerini de destekliyoruz. Türkiye ancak bu şekilde 2023’te dünyanın en iyi 10 ekonomisi arasına girme hedefini gerçekleştirebilir. Seçim sonuçları hükümetin bugüne kadar iddia ettiği gibi yolsuzluk iddialarının gerçek dışı olduğu yönündeki söylemi meşru kılar mı? Gerçekten güçlü bir hukuk devleti, yabancı bir komplonun üzerine atmak ya da konuyu değiştirmeye çalışmak yerine bu ciddi iddialara yanıt vermek zorundadır. Sadece yasalara ve vatandaşlara sadık kalmak durumunda olan gerçekten bağımsız ve tarafsız hâkim ve savcılar bu ciddi iddiaları araştırmalı. Yasal olarak elde edilmiş kanıtlar varsa, güçlü bir hukuk devletinde bunlar açık ve net iddianamelere dönüşür. Yasal ve ahlaki gücünü vatandaşların güveninden alan savcılar da dava açar. 'Rüşvet ABD'li işadamları için olumsuz mesaj' 31 Mart’tan beri şu tartışılıyor; acaba Türkiye halkının önemli bir bölümü yolsuzlukları önemsemediği için mi Ak Parti’ye oy verdi? Bu demokrasi açısından sağlıklı ve gerekli bir tartışma. Bu tartışma bana Türkiye’nin AB standartlarından düşük bir idareyi kabul etmeyeceği yönünde umutlandırıyor. Ben ilişkilerimiz için kaygılanan bir yabancı olarak konuşabilirim. Biz Türkiye ile ticareti ve yatırımları arttırmaya çalışırken Twitter ve YouTube’u kapatmak gibi Türkiye’nin daha az çekici görünmesine neden olacak durumlar ortaya çıkınca hayal kırıklığına uğruyorum. Yolsuzluk iddiaları Türkiye markasına gerçekten hasar verdi. İki ülke arasında daha çok ticaret görmek isteyen bir yabancı olarak Türkiye’ye önerim; burasının Amerikan iş insanlarının da Türk yasalarının önünde eşit muamele göreceği ciddi bir ülke olduğunu güçlü bir şekilde gösterin. Rüşvet Amerikan işadamlarının baş edebileceği bir konu değil, çünkü kendi yasalarımıza göre bir suç. Umuyorum Türkiye bu yolsuzluk iddiaları nedeniyle zedelenen itibarını onaracaktır. Türkiye’yi tanımlarken ‘Birinci sınıf demokrasilerden oluşan Avrupa-Atlantik kulübünün bir üyesi’ gibi bir ifade kullandınız. Türkiye birinci sınıf bir demokrasi mi? Bunun için çalışmaya devam ediyorsunuz ve çalışmaya devam etmelisiniz. Türkiye’yi Twitter ve YouTube’un yasaklandığı bir ülke olarak düşünmek bizi üzüyor. Eğer devlet medyayı kapatmaya ya da engellemeye çalışırsa, gazetecileri tehdit eder ya da işten atarsa ya da siyasi destek veya muhalefet algılaması üzerinden işadamlarını ödüllendirir veya cezalandırırsa yükselen yeni nesillerinizin talep ve hak ettiği ülke olmazsınız. Birinci sınıf demokrasiler kamu görevlilerine karşı kızgın, adil olmayan, hatta terbiyesiz kelimeler kullansalar bile vatandaşlarının haklarını korur. 'Bazı tapeleri dinledim, çok rahatsız edici bir durum' Son aylarda sızdırılan tapelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkçeniz iyi, bizzat dinlediniz mi? Denk geldiğinde dinledim, zaten manşetleri ve gazetelerde yer alan deşifreleri gözden kaçırma ihtimaliniz de yok. Amerikalıların da yasadışı dinlemeler konusunda aynı Türkler gibi hissettiğini düşünüyorum. Bir kişinin özel yaşantısına izinsiz girilmiş ve özeli ihlal edilmişse hem kızarsınız hem yaralanmış hissedersiniz. Bu çok ürpertici bir durum. Telefon görüşmelerinin, en üst düzey hükümet yetkililerinin katıldığı toplantıların gizliliğinin korunamaması çok rahatsız edici. Biz kendi sistemimiz içinde yasal korunma talep ederiz, sadece bir savcı dinleme talimatı verebilir. Mahkeme kararı olmadan dinleme yapmak ABD’de çok ciddi bir suçtur. Normalde burada da öyle olmalı ama hükümet de geçtiğimiz yıllarda binlerce kişinin mahkeme kararı olmadan belli çevreler tarafından dinlendiğini kabul etti. Eğer savcılar o dinlemeleri yasal olarak talep etmediyse demek ki çok ciddi suçlar işlenmiş. Ya da eğer savcılar yasal yetkilerini kullanarak dinleme talimatı verdiyse, o halde bu kararlarını deliller temelinde savunmaya hazır olmalı. Demokratik bir hukuk devletinde savcılar sadece bağımsız değil aynı zamanda hesap verebilir olmalı. 'Biz diplomatlar dinlenebileceğimizin farkındayız' Türkiye’de kendi özel hayatınızın ihlal edildiğini, dinlendiğinizi düşündüğünüz oldu mu? (Gülüyor) Biz diplomatlar olarak ne söylersek söyleyelim birisinin bunu doğrudan ya da tahrif edilmiş bir biçimde elde edebileceğinin bilinci içinde yetiştiriliriz. O nedenle de daima dikkatliyizdir. Özel bir ortamda olduğumuzu düşündüğümüzde bazen daha az dikkatli olduğumuz da olur. 'ABD interneti yasaklamadı, Manning'i yargıladı' Suriye toplantısıyla ilgili dinlemenin sızdırılması üzerine Başbakan birkaç gazeteciyi adres gösterdi. Hükümete göre ulusal güvenlik söz konusu olduğu zaman ABD de çok ileri tedbirler alabiliyor. Wikileaks nedeniyle Bradley Manning’in aldığı ceza ve Snowden’ın durumu malum. Türk hükümeti bu benzetmede haklı değil mi? Mahkeme Bradley Manning’i gizli devlet sırlarına ihanetten suçlu buldu. Müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve şu an cezasını çekiyor. Biz suçlunun peşinden gidiyoruz, suçlunun suçu işlemek için kullandığı aracın peşinden değil. Manning bu son derece ciddi suçu işlemek için yasal bir aracı, interneti kullandı. Biz interneti yasaklamadık, Twitter’ı, Facebook’u ya da YouTube’u yasaklamayacağımız gibi. Yayın organını yasaklamanın hiçbir manası yok. Onun yerine biz suçu araştırdık, şüpheliyi yakaladık, mahkeme yargıladı ve suçlu buldu. Manning’in ya da Snowden’ın çalarak yabancı taraflara açık haline getirdiği belgeleri yayınlayan ya da üzerine haber yapan Amerikan ve dünya medyasını yargılamadık ya da kapatmadık. ABD’deki bu iki olayla burada dinlemelerin Twitter ve YouTube üzerinde yayınlanması üzerine yaşanalar arasında büyük fark var. Türk devletinin de her devlet gibi şüpheleri ve suçu araştırıp şüphelileri deliller temelinde yargılama hakkı var. 'Türk ordusunu Suriye krizine sokmak için suni bahane üreteceklerine inanmıyorum' Seçimlerden birkaç gün önce sızdırılan Suriye toplantısıyla ilgili dinleme ABD standartlarında da vatana ihanet midir? Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bu olaya ilişkin kamuoyuna açıkladığı hakikatleri ve anlamını sorgulamak için hiçbir nedenim yok. Ben ne olduğunu bilmiyorum, Dışişleri Bakanı ve sizin yetkilileriniz biliyor. Ama toplantının içeriğini biliyorsunuz değil mi? İddia edilen tartışmalarla ilgili haberleri gördüm. Bunların ne anlama geldiğine ilişkin yorum yapmayacağım. Suriye konusunda Türkiye ile aynı sayfada mısınız? Stratejik hedefler konusunda kesinlikle evet. Ama elbette çok farklı bir perspektifimiz var. 900 kilometrelik bir sınırda zorba radikallerle yaşıyorsunuz, bazıları sizin sınırlarınızdan geçip gidiyor. Suriye’deki top atışlarınızdan sizin topraklarınız etkileniyor. O nedenle de biz sorunu bazen farklı bir şekilde görüyoruz. Bu konuda beraber çalışmak için Washington’dan üst düzey yetkililer sık sık buraya geliyor. Daha geçenlerde özel temsilcimiz Danny Rubinstein buradaydı. Ordularımız arasında günlük bazda diyalog var. ‘Hedefler aynı, yaklaşımlar farklı’ dediniz. Türk hükümetinin yaklaşımının Suriye’deki cihatçıları güçlendirdiği yönünde kaygılarınız oldu mu? Daha önceleri yabancı savaşçıların Türkiye’den geçtiğini gördük. Bu bizi alarma geçirdi. Türk hükümeti de aynı kaygıları paylaştı. Bu sorun karşısında birlikte çalışıyoruz. ABD, Avrupa ya da diğer ülkelerden çıkış yapıp Türkiye üzerinden Suriye’ye geçecek bu tür kişilerin engellenmesi için sadece ikili çerçevede değil uluslararası çerçevede işbirliği yapıyoruz. Bu konularda kolay yanıtlar yok. Ama iki ülkenin de nihayetinde aynı şeyleri istediğini düşünüyorum. İki ülke de Suriye’ye bir askeri müdahale istemiyor. İki ülke de müdahale istemiyor diyorsunuz ama malum ses kaydından anladığımız Türk tarafı bu opsiyonu enine boyuna tartışmış. Hem de yakın zamanda. Elbette bütün hükümetler oradaki korkunç krizin ulusal güvenliğe, bölge barış ve istikrarına yönelttiği tehdidi de bununla nasıl baş edileceğini de tartışıyor. Askeri müdahale noktasında iki ülke arasında belirgin bir fark var mı? Ben o konuda gerçekten de aynı noktada olduğumuzu düşünüyorum. Hepimiz Türkiye’yi, ABD’yi, NATO’yu korumak için uygun araçları bulmanın mücadelesini veriyoruz. Elbette askeri yöntemlere de bakıyoruz ama kimse botlar yere değecek şekilde bir askeri müdahaleye taraftar değil. Türkiye de mi? Kuşkusuz Türkiye de. Dışişleri Bakanlığı da Genelkurmay da bununla ilgili yazılı açıklamalar yaptı. Bunların içeriği itibarıyla bizim bu konuya bakışımıza çok yakın. Türk ordusunu gereksiz bir şekilde Suriye krizine sokmak için Türk hükümetinin suni ya da yanlış bir bahane üreteceğine inanmıyorum. Terazinin bir kefesine Esad’ı, diğer kefesine de ona karşı savaşan cihatçıları koysanız hangisi ABD için daha büyük bir tehdittir? Bu tam bir güzellik yarışması oldu. Bizim hedefimiz de, dualarımız da şunun için; din adı altında adam öldüren köktenci katiller de, kendi halkını öldüren bir rejim de Suriye’nin geleceğini belirleyemesin. Suriye halkının aşırı uçtaki katillerle Esad arasında suni bir tercihle karşı karşıya bırakılmasını kabul etmiyoruz. Suriye için çoğulcu ve demokratik bir vizyonu olan başka bir seçenek olmalı. Bu nedenle de bu vizyonu paylaşan meşru muhalefeti ve savaşçıları destekliyoruz. 'Bu yaz buradayım, yerime isim belirlenmedi' Türkiye’deki görev süreniz bu yıl sona ermiyor mu? Amerikan büyükelçileri için süre sınırlaması yoktur. Başkan yerime birisini atamaya karar verdiğinde Beyaz Saray bunu duyuracaktır. Şu ana kadar yerime bir isim belirlenmiş değil. Yaz için hem çok çalışma, hem de tatil yapma planlarım var. Mavi tur planlıyorum, yine yüzerek Boğaz’ı geçmeyi planlıyorum. Ticareti ve yatırımları arttırmak için çalışmayı planlıyorum. Ve elbette cumhurbaşkanlığı seçimlerinizi büyük bir ilgiyle takip edeceğiz. O halde en azından cumhurbaşkanlığı seçimi tamamlanana kadar burada olduğunuz anlıyorum. Doğru mu? Size bir tarih vermeyeceğim. Benim belli bir görev sürem yok. Başkanın emrinde çalışıyorum. Burada olmaktan çok mutluyum. 'Barış süreci için Kürt liderleri cesaretlendiriyoruz' ABD’nin Türk hükümetinin geçen sene başlattığı barış süreci konusundaki turumu nedir? Kürtlerin demokratik özerklik hedefini destekliyor musunuz? Biz kesinlikle Türkiye’nin birliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Aynı zamanda -Kürtler, diğer etnik ve dini gruplar da dahil olmak üzere- herkesin ayrımcılığa uğramadan eşit ve birinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü hak ve özgürlükleri de destekliyoruz. Hangi sebeple olursa terörist şiddetine karşı Türk hükümetinin ve Türkiye vatandaşlarının yanındayız. Kuşkusuz o kadar yıl dökülen kandan sonra barış sürecinin parlak vizyonunu gerçekleştirmek büyük erdem ve irade gerektirecek. Bu tarihi vazifenin tamamlanması için Türk hükümetini ve Kürt liderleri hem cesaretlendiriyor, hem de destekliyoruz. Bu yolda kendilerine başarı diliyoruz. 'Yeteri kadar düşmanınız var, dostlarınızı düşman ilan etmeyin' ‘Amerikan Büyükelçisi olarak arzum Türkiye’nin yüzde 100’ünün Amerika’yı kendi aileniz içinde hiddetli bir kavga sürerken şu ya da bu tarafı tutan bir dış güç olarak değil, dostunuz ve güçlü, değerli bir ortağınız olarak görmesi. Komşularınız arasında gerçek tehditler var. Hepimizin yeteri kadar gerçek düşmanı var, dostlarımızı düşman ilan etmeye ihtiyacımız yok.’T24
İnternette Anonim Gezmek Tails Linux ile Mümkün
İnsanlık olarak yönetici mekanizma tarafından sürekli olarak takip edildik, izlendik. Eski çağlarda 'kuş uçsa haberim olacak' diyen krallardan, hükümdarlardan yakın geçmişte her iki kişiden birinin istihbarat ajanı olduğu dünya ülkelerine kadar bir çok misali bu izlenmeye örnek verebiliriz. İçerisinde bulunduğumuz çağda ise devletler için bu takip eskisinden çok daha kolay ve daha az maliyetli halde. Tabi ki İnternet sayesinde... Sosyal ağlar, mobil İnternet kullanımı her şey iç içe geçmiş durumda.
Almanya, Türkiye'yi Nasıl Dinledi?
Almanya’nın Türkiye’yi dinlemesi Berlin Ankara hattında gerilime neden olurken, Radikal yazarı Serdar Kuzuloğlu , dinlemenin nasıl gerçekleştiğini yazdı. Kuzuloğlu, ABD’nin Almanya’yı dinlediğinin ortaya çıkmasını hatırlatarak, “Berlin’deki ABD Büyükelçiği’nin çatısında çalışan gizli bir ekip Almanya Meclisi’ndeki bütün iletişimi senelerce takip etmişti. Ülkeyi neredeyse cep telefonundan yöneten Başbakan Merkel’den toplanan bilginin boyutları açıklanmadı. Fakat iki ülke arasında kırmızı alarm verdiren bir diplomatik krize yol açtı” dedi. Sedar Kuzuloğlu yazısında, “Almanya’nın kendi istihbarat teşkilatıyla Türkiye’yi benzer şekilde izlediğini öğrenince talkını ele verirken salkımı hamuduyla kendi yuttuğunu öğrendik” ifadesine yer verdi. Serdar Kuzuloğlu'nun Radikal'de yayınlanan 'Elektronik casusluğun ürperten boyutları' başlıklı yazısı şöyle: Doksanlı yıllarda internetten tanışıp evlenenlerin haberlerini yapardık. Bugün internetin bir yerinden dokunmadığı evlilik; hatta ilişki var mıdır bilmiyorum. İnternet yüzünden boşananların haberleri bile fazlasıyla sıradan artık. Doymak bilmez bir iştahla içinde yüzdüğümüz bu elektronik denizin paralel evren olduğu dönem hissettirmeden son buldu. Milyonlar için ekranlardaki bu hayat gerçeğin ta kendisi. Biz kullanıcıların içini dolduran heves ve heyecanın misliyle fazlasını pek de akla gelmeyen bir zümrenin yaşadığını Edward Snowden adlı Amerikalı bir sistem yöneticisinden öğrendik. ABD’nin yurtdışı istihbaratını yürüten kurum NSA’in altın çocuklarından Snowden’ın vicdanı içinde çalıştığı kozmik derecede gizli projenin yükünü taşıyamayınca yıllar boyu bir komplo teorisi olarak dilden dile dolaşan iddianın gerçekliği anlaşıldı: ABD (neredeyse) herkesi, her ortamda -yasadışı yöntemleri de kullanarak- takip ediyor. Snowden dünya istihbarat tarihinin en büyük ihbarının bedelini güç bela sığındığı Rusya’daki sürgün hayatıyla ödüyor. Akıbeti belirsiz. Anavatanında devlet bilgilerini çalma, casusluk yapma ve ulusal güvenliği ilgilendiren belgeleri sızdırma suçlamasıyla en az 10 yıl hapis istemiyle -gıyaben- yargılıyor. Ülkesine dönüp mahkemeye katılmama gerekçesi casusluk davalarının halka kapalı, savunma imkanı vermeyen ve jürisiz görülmesi. ABD ise suikast seçeneği dahil bütün yöntemleri kullanarak sürek avına devam ediyor. Ele geçirdiği ABD’nin diplomatik istihbarat arşivini sızdırarak gündeme bomba gibi düşen (ve ilginç bir şekilde hızla unutulan) Julian Assange ve Wikileaks meselesini de eminim az-çok hatırlıyorsunuzdur. Assange’ın ekibiyle açığa çıkardığı bilgi ve belgelerin ödülü ise Londra’da sığındığı Ekvador Büyükelçiliği’nde 2 yıldır süren ev hapsi oldu. 5 gün önce verdiği bir röportajda ilerleyen kalp rahatsızlığının tedavisi için büyükelçiliği terk edeceğini açıkladıysa da bunun kolay olmayacağının gayet farkında. İngiltere kaçma riskine karşı elçiliğin etrafında resmi / sivil polisler ve istihbarat ajanlarından oluşan bir duvar örmüş durumda. 24 saat aralıksız süren bu gözetimin ülkeye maliyeti 2 milyon paundu aşıyor. Snowden ya da Assange’ın kişisel durumları elbette önemli ama ortaya çıkardıkları bilgiler çok daha büyük öneme sahip. Şu ana kadar sızan bilgiler ışığında NSA’in elektronik casuslukla yapabildiklerini hızlıca özetlediğimde eminim siz de hak vereceksiniz: NSA, en az 10 yıldır kriptolama / şifreleme sistemlerine kolayca sızabilmek için arka kapılar (Truva atları) yerleştiriyor. Chat, eposta ve web ziyaretlerinin tamamını takip ederek arşivliyor. Online oyunlardaki sesli ve yazılı iletişimi gözlüyor. Blackberry, iPhone ve Android tabanlı tüm akıllı cep telefonlarındaki bilgilere erişebiliyor. Yüklü uygulamalara kadar sızma yeteneğine sahip. Günde 200 milyon SMS’i arşivliyor ve inceliyor. Cep telefonu operatörlerinin abonelerine ait bütün bilgilere sahip. Google, Facebook, Microsoft ve Apple başta olmak üzere bütün büyük teknoloji şirketlerinin sistemlerine sızarak bütün bilgilere erişebiliyor (profilimize kim bakmış sorsak mı acaba?). Sosyal ağlarda yarattığı sahte profillerle hedeflediği kişilerin hayatına sızabiliyor. Web kameraları üstünden haberiniz olmadan fotoğraf ve video kaydı yapabiliyor. Online otel rezervasyonlarının tamamını takip ediyor. Ağ donanımları (router, switch, vs) ve yazılımlarına erişip bilgi çekebiliyor. Takip edilen kurumlar arasında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Komisyonu başta olmak üzere ülke liderlerinden gazetecilere kadar sonu gelmeyen bir liste var (uluslararası katılımın olacağı etkinliklerde bilgi toplama amacıyla içine casus yazılım yerleştirilmiş bilgisayarlardan oluşan sahte internet kafeler açmak, bağlandığı telefondaki bilgileri emen ücretsiz şarj istasyonları yerleştirmek gibi kadar akla hayale gelmedik yöntemler kullanılmış). Sahte wifi erişim noktaları ve baz istasyonları yaratarak bağlanan cihazların bilgilerini emebiliyor. NSA dijital takip için akıllara durgunluk veren çeşitlilikte özel donanımlar üretmiş. USB kablosundan birkaç milimetre boyutunda devrelere kadar uzayan bir listeden söz ediyoruz. ABD Deniz Kuvvetleri’ne bağlı denizaltılarla yürütülen gizli operasyonlarda okyanus altından geçen ve kıtaları birbirine bağlayan fiber internet hatlarına saplama yapan NSA bütün iletişimi takip edebilir hale gelmiş. Radyo dalgaları aracılığıyla internete bağlı olmayan bilgisayarlara dahi sızılmış. Bu yöntemle dünya genelinde 100 binden fazla bilgisayara yerleşmiş durumdalar. Banka hesaplarını ve kredi kartıyla yapılan işlemleri takip edebiliyor. Bilgi sızdırılan ülkelerin bir kısmını bizzat NSA’in özel sayfasından takip etmek mümkün (NSA bunun için Boundless Informant adlı özel bir büyük veri işleme yazılımı kullanıyor). Takip yeteneklerini genişletmek için kimi ülkelerin istihbarat kurumlarına yüz milyonlar değerinde bağışlar yaparak altyapı kurdurmuş. Geriye yönelik yürütülen bir soruştumada NSA personelinin sadece 2012’de toplam 2 bin 776 kere yasadışı / izinsiz dinleme yaptığı ortaya çıktı. NSA’in bu yapıyı kurmak için harcadığı para 52,6 milyar doları geçiyor! CIA, FBI gibi ABD kökenli diğer istihbarat kuruluşlarını da hesaba katarsak elektronik takip aşkı neredeyse Ay’a ulaşmak kadar heyecan vermiş anlayacağınız. Bu öyle bir hırs ki 35 dünya lideri bu kurum tarafından bizzat, hedef gözeterek takip edilmiş. En çok ses getireniyse Almanya Başbakanı Angela Merkel olmuştu hatırlarsınız. Berlin’deki ABD Büyükelçiği’nin çatısında çalışan gizli bir ekip Almanya Meclisi’ndeki bütün iletişimi senelerce takip etmişti. Ülkeyi neredeyse cep telefonundan yöneten Başbakan Merkel’den toplanan bilginin boyutları açıklanmadı. Fakat iki ülke arasında kırmızı alarm verdiren bir diplomatik krize yol açtı. Almanya’nın kendi istihbarat teşkilatıyla Türkiye’yi benzer şekilde izlediğini öğrenince talkını ele verirken salkımı hamuduyla kendi yuttuğunu öğrendik (takip edilenler arasında ABD’li bakanlar John Kerry ve Hillary Clinton da var ama Alman yetkililer onun ‘kazara’ olduğunu söylüyor. Yersen...) Almanya’nın mükemmel bir diplomatik perdelemeyle kabullendiği bu elektronik takibin neyi, kimi kapsadığı henüz muamma. Fakat Oslo görüşmelerinden 17 ve 25 Aralık süreçlerinde sızan kayıtların kaynağı konusunda bir şüpheli daha yarattığı kesin. Türkiye’nin bu elektronik istihbarat yarışındaki çaba ve konumuna da başka bir yazıda bakarız.T24
Haluk Koç'tan Erdoğan'a Eleştiri: 'Burası Senin Kişisel Kapris Cumhuriyetin Değil'
Başbakan Erdoğan'ın 'Feyzioğlu konuşursa gelmem' sözlerine de değinen Koç, 'Gelmem, gelmezsen gelme. Birisi dur demek zorunda artık. Burası senin kişisel kapris cumhuriyetin değil. Hukuk devleti. Senin özel beklentilerine göre, hiçbir kurum uygulama vücut bulamaz. Cumhurbaşkanı değil ne olursa olsun bunu o kafanın içine sok' dedi. 'ŞU ANDA MEVCUT HÜKÜMET ZATEN DÜŞMÜŞTÜR' Mevcut hükümetin düştüğünü söyleyen Koç, 'Devlet, devlet eliyle maalesef hukuk devleti olmaktan çıkarılmıştır. Tek bir kişinin, talimatlarına, beklentilerine dayatmalarına teslim edilmiştir. Bu tablo vahim bir tablodur. Kongrede, o partinin genel başkanıymış gibi, açması, yönlendirmesi hukuka meydan okumak, hukuk tanımazlıktır. Bugün yapılan AKP kongresi yasal dayanaktan yoksundur. Şu anda mevcut hükümet zaten düşmüştür. Görevi devredecek bir hükümet de maalesef fiilen yok Türkiye'de' ifadelerine yer verdi. 'SAYIN ÇİÇEK ÇOK ALINIYOR' TBMM makamının bir süs makamı olmadığını ifade eden Koç, 'Seçilmiş cumhurbaşkanı ve düşen hükümet yanında TBMM Başkanı da mal bildirimini resmi gazetede yayımlatmamak suretiyle suç ilişkileri ve buna dair oluşumların içinde yer almış durumdadır. Sayın Çiçek çok alınıyor bunları vurguladığımız zaman. TBMM makamı bir süs makamı değildir. Protokol makamı değildir' dedi. 'RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN KİŞİSEL KAPRİSİ' Adli yıl açılış töreninde Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun konuşma yapacak olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Koç, 'Adli yıl törenlerinin konuşma seremonisi kısmı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel kaprisi. Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun aldığı kararlar önemli. Barolar Birliği başkanı Metin Feyzioğlu'nun konuşması oy çokluğu ile değil aslında oy birliği ile alınması gerekir. Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel kaprisleri ve talepleri sınır tanımamaktadır. Hiçbir hukuk kuralı tarafından sınırlandırılamamaktadır. Tek yetkili güç, ne istersem yaparım düşüncesinde' diye konuştu. 'BURASI SENİN KİŞİSEL KAPRİS CUMHURİYETİN DEĞİL GELMEZSEN GELME' Başbakan Erdoğan'ın 'Feyzioğlu konuşursa gelmem' sözlerine de değinen Koç, 'Gelmem, gelmezsen gelme. Birisi dur demek zorunda artık. Burası senin kişisel kapris cumhuriyetin değil. Hukuk devleti. Senin özel beklentilerine göre, hiçbir kurum uygulama vücut bulamaz. Cumhurbaşkanı değil ne olursa olsun bunu o kafanın içine sok' dedi. 'NİYE DAYILANAMIYORSUN ALMANYA'YA' Almanya'nın Türkiye'yi dinlediği iddialarına ilişkin Koç, 'Dinlemişler usta dinlemişler. Ne dinlemişler acaba? Niye korkuyorsunuz? Zülfüyâra dokunan ne var acaba o dinlenenler arasında. Eski WikiLeaks belgelerinde, İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabının olduğu söyleniyor orada. Alman istihbarına bunlar mı takıldı? Kapalı zarf usulü göreve getirdiğin başbakanı ve seni ne rahatsız ediyor. İŞID başta olmak üzere radikal terör örgütlerince kurduğunuz ilişkiler. Yakalıdırlar mı sizi kulağınızdan. Senin tabirinle niye dayılanamıyorsun Almanya'ya. Siz ülkeyi şantaja açık hale getirdiniz. Sadece birbirinize tuzak kurmuyorsunuz. Şantaj yapmıyorsunuz. Ülkeyi uluslararası rehine durumuna düşürdünüz' açıklamasında bulundu. 'İSTEDİĞİ KADAR GÜLLER KARANFİLLER ATSIN GECE UYKU UYUYAMIYOR' Koç, 'İstediği kadar güller, karanfiller atsın. Gece uyku uyuyamıyor. Her taraftan sarılmış belgeli kanıtlı. Eninde sonunda o çember daralacak. Anayasayı ihlal eden birisi yarın sadakat yemin edecek' dedi. AK PARTİ KONGRESİ'NDE AKREDİTASYON ALAMAYAN BASIN KURULUŞLARI 'Bunların panzeri demokrasi ve ortak kardeşliğimizdir' diyerek konuşmasına devam eden Koç, Adalet ve Kalkınma Partisi Kongresi'nde akreditasyon alamayan basın kuruluşlarını da sıralayarak, 'Demokrasi şampiyonlarının karnesi' dedi. 'YOK BİRBİRLERİNDEN FARKI HEPSİ OSMANLI BANKASI' Davutoğlu'nun Başbakan olması halinde CHP'nin bundan sonraki tavrına ilişkin Koç, 'Yok birbirlerinden farkı hepsi Osmanlı bankası reklamdaki gibi. Bizim derdimiz kişilerle ilgili değil, hukuk, anayasa tanımazlıkla ilgili. Hukuka, Anayasaya saygılı oldukları sürece saygılı oluruz' diye konuştuDHA
Yeni Doktor Rekor Kırdı
Peter Capaldi'nin oynadığı ilk “Doctor Who” bölümü 7.3 milyon kişi tarafından izlendi 12- Doktor olarak Peter Capaldi’nin yer aldığı “Doctor Who”nun ilk bölümü rekor izleyiciye ulaştı. 2010-2013 yılları arasında doktoru canlandıran Matt Smith’den sonra daha olgun bir doktor olarak izleyicinin karşısına çıkan Peter Capaldi 7.3 milyon izleyiciye ulaştı. Bu sayı 2010 yılından beri dizinin bir sezon açılışında ulaştığı en yüksek rakam. 1958 yılında doğan İskoç aktör Peter Capaldi, “Dünya Savaşı Z”, “Tehlikeli İlişkiler” ve “Wikileaks:Beşinci Kuvvet” filmlerindeki performansıyla tanınıyor. Aktörün “Doctor Who” olarak ilk bölüm performansı genel olarak olumlu eleştiriler aldı. İlk bölümde Zaman Lordu, Viktorya dönemi Londrası’nda Thames nehrine yerleşmiş bir T-Rex’le ve yedek parça olarak insan organlarını kullanan kurmalı robotlarla karşı karşıya kalıyor. Dizi 2005’te yeniden başladığından beri doktoru canlandıran aktörlerden Christopher Eccleston 40, David Tennant 33, Matt Smith ise 27 yaşındaydı. Yapımcı Steven Moffat, 56 yaşındaki Peter Capaldi ile gittikçe gençleşen doktor çizgisinden uzaklaşıp daha “olgun” bir doktor tercihi yapmış görünüyor. Dizinin ilk doktoru William Hartnell de 1963 yılında rolü aldığında Capaldi ile aynı yaştaydı.Milliyet Sanat
Snowden'dan Gezi'ye ve Sansür Karşıtlarına Dayanışma Mesajı
Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nın (NSA) dünya çapındaki dinleme-gözleme bilgilerini ifşa eden eski CIA analisti Edward Snowden, Gezi eylemcileri ve sansüre karşı mücadele edenlere destek mesajı yayınladı.Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın davetiyle 2-5 Eylül arasında İstanbul’da yapılan Birleşmiş Milletler İnternet Yönetişimi Forumu’na alternatif olarak toplanan ‘bağımsız‘ ‘Internet Ungovernance Forum’a teknik aksaklık nedeniyle bağlanamayan Snowden yazılı bir açıklama yaptı.Son dakikada yaşanan bir sorun nedeniyle foruma bağlanamadığını söyleyip katılımcılardan özür dileyen Snowden, Türkiye’deki internet sansürüne dikkat çekerek, “Hükümetler kendi vatandaşlarına internet konusunda sansür uyguladıklarında, sadece insan haklarını ihmal etmiyor. Aynı zamanda diğer ülke hükümetlerinin Türkiye’deki iletişim ağlarına daha kolay ulaşmalarını sağlıyor” dedi.Snowden bu sayede ülkelerin bilgi ve belgelerinin daha kolay hedef haline geldiğini vurgulayarak, “İdeal dünyada hükümetlerin, vatandaşların ifade özgürlüğü hakkına saygı duyması ve internet için hiçbir filtre kullanmaması beklenir. Ne yazık ki şu an o dünyada yaşamıyoruz” ifadelerini kullandı.Edward Snowden açıklamalarını “Gezi Parkı için mücadele edenler ve bugün Internet Ungovernance Forum’da yer alanlara desteklerinden ve dayanışma mesajlarından dolayı teşekkür ederim. Ben de sizi destekliyor ve size dayanışma mesajlarımı yolluyorum” sözleriyle bitirdi.ABD tarihindeki en büyük ‘sızıntıya‘ imza attığı belirtilen Snowden, NSA’in gizli belgelerini ve Pentagon evraklarını ifşa etmişti. Snowden, casusluk ve hırsızlıkla suçlanıyor.Eski CIA analistinin son sızdırdığı belgelerde, Türkiye’ye ilişkin önemli detaylar yer almış ve Der Spiegel dergisine haber olan bilgilere Türkiye’nin Alman ve İngiliz istihbaratları tarafından uzun süredir dinlendiği ortaya çıkmıştı.Öte yandan foruma Snowden’ın yerine Amerikalı diplomatların gizli yazışmalarını yayımlayan WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange telekonferansla bağlandı.Bianet’ten Elif Akgül’ün haberine göre Assange, “Türkiye’de hapis gazeteciler ve gazeteciliğin suç haline getirilmesi devam eden bir durum. Kürt hareketine ve Ermeni Soykırımı’na ilşikin sansür aynı zamanda gözetimle birlikte işliyor. Arkamda gördüğünüz belgede Danimarka eski Başbakanı Rasmussen, Obama ve Türkiye’nin yozlaşmış ilişkilerini görüyoruz. Bu belgeye göre Danimarka en geniş Kürtçe yayın yapan ROJ TV’nin faaliyetlerini durdurmak için ABD ve Türkiye ile işbirliği yapıyor” diye konuştu.Assange hala İngiltere’de siyasi sığınmacı olarak yer aldığı Ekvador Konsolosluğu’nda yaşıyor.Diken
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
CHP’de kurultaylar biter, tartışmalar bitmez...“Altı Ok ve CHP” yazıma çok sayıda yorum aldım...Anlaşılıyor ki konuyu biraz daha derinliğine incelemek gerekiyor!Gazetedeki köşem böyle bir konuyu derinliğine tartışmak için, yer sınırlaması yüzünden, çok uygun değil...Ama elimden geldiğince özetleyerek yazmaya çalışacağım...Merak edenler “Altı Ok” konusunu özellikle ele alıp çözümlemeye çalıştığım “ Toplumbilim ve Devrim Kuramları Açısından Atatürk ” ve “ 21. Yüzyılda Türkiye ” adlı kitaplarımın ilgili bölümlerine bakabilir.
'Halkınızı Dinlemek İçin Altyapı Kurarsanız ABD ve Diğer Ülkeler de Sizi Dinler'
Julian Assange: Google artık ABD savunma sisteminin bir parçası.Wikileaks'in kurucusu Julian Assange İstanbul’daki “Internet Ungovernance Forum”da önceki gün telekonferansla konuştu. Assange, “Halkınızı dinlemek için altyapı kurarsanız ABD ve diğer ülkeler bu altyapı üzerinden sizi dinler” dediİstanbul’da düzenlenen Internet Ungovernance Forum’un son gününe Wikileaks’in kurucusu Julian Assange katıldı. Birleşik Krallık’taki Ekvador Büyükelçiliği’nde iki yıldır sığınmacı olan Assange, etkinliğe telekonferans yöntemiyle bağlandı ve Türkiye’deki gözetim devletinin sonuçlarıyla ilgili önemli açıklamalar yaptı.Birgün’den Onur Erem ’in haberine göre, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün çok kötü durumda olduğunu söyleyen Assange, otoritelerin ellerindeki gücü denetimsizce kullandığını belirtti. Assange açıkladıkları belgelerde ABD-Danimarka-Türkiye üçlüsünün Roj TV’nin kapatılması hakkında ve Ermeni Soykırımı’na yönelik çalışmaların sansürlenmesi hakkında önemli bilgiler olduğunu hatırlatırken medyanın etkisine dair şunları söyledi: “Büyük medya şirketleri hayatımızın her alanını etkiliyor. Kültürlerimizi endüstriyel kültürler haline getiriyor.”Fransa Libya’yı içerden bitirdiBugün halkını dinlemek isteyen küçük ülkelerin bunun karşılığında kendisini en az bir büyük ülkenin dinleyeceğini kabullenmesinin gerektiğini söyleyen Julian Assange “Fransa Libya’ya sattığı gözetim teknolojileri sayesinde ülkeyi gözetledi ve Kaddafi’yi rahatça düşürdü. Bugün kriptolu telefon satanlar veya yapanlar bile kullandıkları parçalara göre kendilerini dinleyecek devletler arasında tercihte bulunmaktan öteye geçemez halde. Türkiye de yıllar boyunca halkını dinlemek için ekipman aldı, iletişim altyapısını halkını dinlemek üzerine kurdu. Ancak Batı’dan aldığı bu ekipmanlar hükümetin de dinlenmesine olanak sağladı” ifadelerini kullandı.Kriptolu telefon imkânsızKriptolu telefon veya kripto uygulamaları konusunda özel girişimlere güvenmenin imkânsız olduğunu söyleyen Assange “Buraların yöneticilerinden, çalışanlarından rüşvetle, şantajla, tehditle bilgi edinmek gizli servisler için çok kolaydır. Bu nedenle özel şirketlere değil, herkesin denetimi altında bulunan açık kaynak kodlu uygulamalara güvenmeliyiz” dedi.İdeolojiler tohum gibidirDünyada farklı ideolojilerin birbirleriyle sürekli yarışacağını söyleyen Assange “İdeolojiler toprağa ekilmiş tohumlar gibidir. Hangisinin yeşerip büyüyeceğine bazen toprağın kalitesi, bazen iklim karar verir, bilemezsin. Endüstri devriminden beri teknoloji sürekli gelişiyor ve hayatımızı etkiliyor. Günümüzde vermemiz gereken mücadele bu teknolojileri insanlığın faydasına kullanabilmek” diye konuştu.Assange’dan internette gerilla taktikleriJulıan Assange ABD’nin ve gizli servislerin ağlar üzerindeki etkisini anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Bir ağa dominant bir güç dahil olduğunda, zamanla o ağı kendi kontrolüne alır ve homojenleştirir. Bu eğilim kaçınılmazdır. Roma döneminde bu yollarla yapılmıştı, bugün ağ bağlantıları ve finansal bağlantılarla yapılıyor. İşte bizim de bu eğilime karşı elimizdeki tüm silahlarla mücadele vermemiz gerekir. Geçmişteki kurtuluş örgütlerine, gerilla organizasyonlarına baktığınızda, hiçbiri AK-47 silahını sevdiği için bu işe girişmemiştir. AK-47 onlar için bir araçtı. Bizim mücadelemizde de kripto bir amaç değil, araç.Herkesin kripto kullanması kitlesel gözetime karşı kitlesel bir direniş haline gelir, kitlesel gözetimi imkânsızlaştırır. Karşı tarafa sürekli huzursuzluk verecek şekilde davranmalı, ancak geri çekilmek zorunda kalınca geri çekilmeliyiz. Onu da mümkün olduğunca zarar verici şekilde yapmalıyız. Latin Amerika’nın özellikle de son 10 yılda bağımsızlaşması kıta içindeki aktörlerin birbirleriyle iletişiminin artması, gözetimin bunun gerisinde kalması sonucunda gerçekleşmiştir. Kripto aracımız demiştim, amacımız ise adalet. Adalete ancak dayanışma ile varabiliriz.”Assange: Google artık ABD savunma sisteminin bir parçasıJulIan Assange Google, Facebook gibi şirketlerin farklı amaçlarla yola çıksalar bile, ele geçirdikleri büyük veriler nedeniyle dünya istihbarat örgütlerinin hedefi olmaya mahkûm olduklarını söyledi: 1999 yılında New York Times köşe yazarı Thomas Friedman köşesinde “Serbest piyasanın gizli eli, gizli yumruğu olmadan bir işe yaramaz. Bugün o gizli yumruk rolünü ABD’nin hava gücü, deniz gücü ve silikon vadisi üstlenmiştir” demişti.Artık Google’ın kritik spesifik görevler için kullanılabilecek hale geldiğini anlatan Assange “Dünyada her gün 1,5 milyon Android cihaz satın alınıyor. Tüm Batı istihbaratının Çin’den edinemediği bilgileri Google, Android ve YouTube aracılığıyla edinmeyi başardı” dedi.Snowden’dan yazılı açıklama: Gezi direnişçilerine teşekkürlerForuma telekonferans ile katılması planlanan ancak teknik sorunlar nedeniyle yazılı mesaj göndermek zorunda kalan, Rusya’da sığınmacı durumundaki eski NSA çalışanı Edward Snowden mesajında şunları söyledi: “Türk toplumu yoğun bir şekilde sansür ve gözetime maruz kalmaktadır. Türkiye’de hükümet en temel insan haklarını bile ihlal etmekten çekinmezken, gözetim araçları ile yabancı gizli servislerin de ülkeyi gözetlemesine zemin hazırlıyor. Dün Gezi Parkı’nda direnen, bugün Ungovernance Forum’da mücadele gösteren herkese teşekkürler. Desteğim ve dayanışmam sizinle.”Almanya dinleme yazılımını Türkiye'ye yasadışı sattıGlobal Voices Online adlı ifade özgürlüğü örgütünün önceki gün yayımladığı bir rapora göre Alman şirketler, aralarında Türkiye, Bangladeş, ABD, Bahreyn ve Rusya gibi otoriter rejimlere sattığı dinleme yazılımlarını yasadışı bir şekilde satıyor. Alman yasalarına göre suçluları takip etmenin yanı sıra insan hakları savunucularına saldırmak ve kitlesel gözetim yapmak için kullanılabilecek FinFisher gibi casus yazılımların ülke dışına satılabilmesi için Alman Hükümeti’nden lisans alması gerekiyor. Raporda tek bir şirketin lisanssız ihracatının bile Almanya'daki tüm şirketlerin lisanslı satışlarından yedi kat fazla olduğu yazarken bu satışların muhasebe sistemlerinde başka yazılım satışları olarak gösterildiği yer alıyor. Alman Hükümeti, baskıcı rejim nedeniyle Türkiye'ye casus yazılım satışı yapılmaması gerektiğini açıklamıştı.T24
Wikileaks 'Gözetleme Yazılımı' Kullanan Ülkeleri Açıkladı
Wikileaks, Spy Files adını verdiği kampanyada en son olarak Alman FinFisher firmasının geliştirdiği gözetleme yazılımını kullanan ülkelerin bilgilerini verdi. Wikileaks, casus yazılımın kopyalarını da sundu.Wikileaks, hukuki yaptırım firmalarına pazarlanan gözetleme yazılımı üreticisi FinFisher şirketinin müşterilerine ait bilgi içeren listeyi açıkladı. FinFisher hakkındaki bilgiler, Ağustos ayında adı açıklanmayan bir hacker tarafından elde edilmişti.FinFisher tarafından geliştirilen yazılım, casusluk yapılmak istenen kişinin bilgisayar ve cep telefonundan tüm bilgileri elde etmeye yarıyor. Bu bilgiler arasında Skype, Viber görüşmeleri, e-postalar ve mesajlaşmalar da yer alıyor. FinFisher, ilk olarak 2011'de Mısır'da yaşanan isyan sürecinde adını duyurmuş ve dönemin Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin ürünlerini kullandığı ortaya çıkarılmıştı. FinFisher'ın ayrıca, birçok başka ülkeye de ürün sattığı belirlenmiş ve Batılı firmaların baskıcı rejimlere destek verdiği yönünde tartışmalar başlamıştı.Wikileaks, Spy Files belgeleri kapsamında dün yaptığı sızıntıda FinFisher'ın hükümetlere sattığı yazılımın gerçek kopyalarını da yayımladı. Amacın, güvenlik uzmanlarının yazılımı inceleyerek savunma amaçlı önlem geliştirmesi olarak açıklandı. Wikileaks kurucusu Julian Assange, belgelerin açıklanmasıyla ilgili açıklamasında, 'Açıklanan tam veriler FinFisher'ın kumanda ve kontrol merkezlerine uzanan bir takip sağlayarak insanların korunmasını sağlayacak' dedi.Mashable'ın haberine göre, FinFisher hükümetlere sattığı ürünlerin sadece yasal hukuki amaçlar için kullanıldığını savundu. Ancak Toronto Üniversitesi'nin Citizen Lab tarafından yapılan araştırmada, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere FinFisher ürünlerinin Nisan 2013 itibariyle 36 ülkede kullanılıyor olabileceği tespit edilmişti.FinFisher, Mahable'a açıklama yapmayı reddederken, Wikileaks en az 17 ülkede çeşitli kurumların yazılımları kullandığını tespit ettiğini duyurdu. Bu ülkeler Avustralya, Bahreyn, Bangladeş, Belçika, Bosna-Hersek, Estonya, Macaristan, İtalya, Moğolistan, Nijerya, Hollanda, Pakistan, Singapur, Slovakya, Katar, Güney Afrika ve Vietnam.Kaynak: Al Jazeera