Görüş Bildir
onedio.com, UNICEF Türkiye Milli Komitesi ve Make a Wish Türkiye resmi destekçilerindendir. Bu projenin tüm geliri Make a Wish ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi'ne bağışlanmaktadır.
Ertürk Akşun Profil Resmi

Ertürk Akşun

Edepsiz Edebiyat

icon

Tüm İçerikler

görsel

Siyonizm Bir Ütopya mı Yoksa Distopya mı?

Bilginin bu kadar kirlendiği bir dünyada her kavramı derinlemesine yeniden ve yeniden anlatmak aydınların birinci görevi gibi görünüyor. Kavramlar düşüncenin yapıtaşlarıdır ve kavramlar olmadan sağlıklı bir düşünce mümkün değildir. Bir akılsızlaşma yaratılmak isteniyorsa önce kavramları kirletmeli ya da içleri boşaltılmalı ya da anlamı anlamsız olacak şekilde karıştırmalıdır.Günümüzde birçok kavramın ya içi boşaltılmış ya bağlamından koparılmış ya da üzerine ışıltılı örtüler atıldığı için asıl anlamları gizlenmiş halde karşımıza çıkıyor. Toplumun büyük kesimi açısından “Siyonizm” kavramı ya komplo içerir ya da bir ütopyanın dışa vurumudur. Asla birbiriyle örtüşmeyen hatta tamamen zıt çağrışımlar oluşturmaktadır yani.
13 Eylül 2021
görsel

Yalnızlığın ve Çaresizliğin Yeni Kodları

Sanat felsefenin beden bulmuş halidir. Beni takip eden okuyucularım bilirler, edebi çizgi romanlara karşı özel bir düşkünlüğüm vardır. Çizgi roman dünyasına uzun uzadıya dalacak değilim ama başlayacak olanlar için küçük bir ön hazırlık olsun bu yazı...Dünyada çizgiyle yazının birleştiği birkaç tür vardır.Eski çizgi romancıların anne babalarından mütemadiyen işittiği bir söz vardır, maruz kalanlar hatırlayacaklardır hemen;
14 Temmuz 2021
görsel

Şiirimiz Pek Devrimcidir Abiler

Ece Ayhan “Şiirimiz her işi yapar abiler” derken, aynı zamanda “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” de der o muhteşem “Mor Külhani” adlı şiirinde...
12 Mayıs 2021
görsel

Futbol, Şişmanlamış Zenginler ve Liberalizmin Sonu

Güncel bir konuyu genel bir sonuca bağlamak bugünkü amacım, son günlerin büyük ve gerçekten önemli bir tartışmasını... Çünkü o ünlü söze itibar etmek gerekir ki:“Futbol asla sadece futbol değildir.”Futbol artık kapitalizme göbekten bağlı bir endüstridir. Amatör ruhuna Fatiha okunalı da çok uzun yıllar olmuştur.Ama biz sporseverler, futbolseverler içimizin gizli bir köşesinde hâlâ amatör ruhu aramaktayız.Futbolun büyük kulüpleri birkaç işadamının, yayın ihaleleri Katarlı petrolden şişmanlamış birkaç görgüsüz zenginin, bahis şirketleri ise kimi tröstlerin eline geçmiş durumda.Futbol hiçbir zaman böylesine bir endüstri olmamıştı maalesef.Son günlerde bu zengin kulüp sahipleri biraz daha fazla para kazanmak uğruna kendilerine özel bir lig oluşturmaya kalktılar.Taraftarların ve bazı kişilerin karşı duruşuyla ertelenmiş olsa da biz biliriz ki zenginler sadece ertelerler ve yeri geldiğinde başa dönerler. Yani sadece ertelendi, nabız yoklandı ve beklemeye geçildi.
25 Nisan 2021
görsel

Bir Tüketici Olarak Okur Üretilebilir mi?

Bugün son zamanlarda iyice ayyuka çıkmış olan bir tartışma konusunu açmak istiyorum.Çoksatar sanat ürünleri, gerçekten de sadece kendi içeriğiyle ve gücüyle mi bu başarıya ulaşıyor yoksa üzerinde manipülasyon mu yapılıyor da o yüzden mi çoksatar oluyor?Uzun yıllardır yayıncılık sektörünün içinde olan birisi olarak elbette konu beni de içine ister istemez alıyor. Ama burada ben hem bir yayın yönetmeni olarak hem de iyi bir okuyucu (kitap tüketicisi oluyorum yani) olarak tartışmaya katılmak istiyorum.Bu konu aslında çetrefilli bir konu, sonucu itibariyle toplumu şekillendirme, ideolojik bir mücadele alanı ve yeni hegemonya kurmak için önemli bir güç olması açısından önemli, bu yüzden konu daha da çetrefilli hale geliyor.
13 Nisan 2021
görsel

Bilinç Akışı Tekniği ve Toplumsal Sonuçları

Her çağ kendi dilini ve kültürünü, buna ek olarak da kendi ahlakını oluşturur.  Tabi ki her çağ kendi dilini ve kültürünü oluştururken, toplumlarda ayrı ayrı kendi kültürlerini ve ahlakını oluşturur, bu ahlak ve kültüründe kendine has dili oluşur. Yozlaşma dilde başlar diye bir söz hatırlıyorum şimdi, çok haklı bir söyleyiş…  Toplumlar kültür ve ahlakını oluştururken kullandıkları araçlar resim, müzik, bilim, üretim biçimleri ve tüketim biçimleri ve en önemlisi de edebiyattır. Sözlü veya yazılı edebiyat toplumların kültürünü ve ahlakını oluşturmada ve yaymada kullandıkları en önemli araçtır diyebiliriz.  Edebiyatın kullandığı araçlar ise, biçem, hikâye ve dildir. Bizim bu gün üzerine konuşacağımız konu ise edebiyatın anlatım biçimleri.  (Elbette seçtiği konular ve hikayeler çağına ve ideolojisi çok uygun ve başat bir roldedir ama bu ayrı bir konu başlığı) Toplumların, kültür ve ahlakını oluşturan en önemli araçlardan bir tanesi edebiyatsa; İşte tam da bu yüzden edebiyat, ideolojik bir hegemonya aracıdır.  Peki, ideolojik hegemonya nasıl sağlanır?  Kısaca tarif edecek olursak, egemen ideolojinin, dil, bilim, kültür, edebiyat, sinema gibi araçları kullanarak, kimi zaman gözüne sokarak kimi zaman hissettirmeden, her türden görüşü kendine benzetmesiyle sağlanır. Bu süreç çok uzun da olsa meyvelerini verir. Bir müddet sonra güçlü olan ideolojik aygıtlardan dolayı renkler arasındaki fark ortadan kalkar ve vasatta birliktelik kurulur.  Sonda söyleyeceğimi baştan söylemem gerekirse, meseleyi şöyle özetleyebilirim;  Edebiyat, kendini artık adına “postmodern edebiyat” denen, ne idüğü belirsiz ve mistik, anlaşılmaz ve kavranamaz bir çehrenin hegemonyasına teslim etmiştir.  Peki bu nasıl oldu. 20. Yüzyılın ilk yarısında edebiyat bireyi aramak, bulmak ve bireye yeni özgürlük yaratmak adına bilinç akışı tekniğini buldu. 20 yüzyılın son çeyreğinde ise dünyaya postmodern felsefe ve neoliberalizm hâkim olunca bu teknik kötü ellere düşmüş bir yeniyetme gibi çamurun içine çekildi ve bir süre sonra çamurun kendisi oldu.  Hep tekrarladığım gibi 1970’lerin sonuna doğru dünya yeni bir ortaçağa girmeye başladı. İktisadi anlamda neoliberalizm, felsefi anlamda postmodernizm, siyasal anlamda da kontgerilla taktiğiyle batının yoğun çabalarıyla dünya yeni ortaçağa girmiş oldu. Şimdi bu günlerde bu yeni ortaçağın sonunu yaşarken zifiri bir karanlık altındayız.  Postmodern edebiyat ilk olarak bize insandan uzaklaşmayı büyük gerçekçiliği yok saymayı, yani ormana bakmayı değil, ağaçlara bakmayı, hatta hatta ağaçlara bile değil, ağaçların en ince ayrıntısına bakmamızın bir zorunluluk olduğunu söyledi. Ormanı görmeyi söyleyen hiçbir ideoloji ayrıntının önemsizliğinden bahsetmiyordu oysaki, bir bütünden o bütünü oluşturan parçalara doğru incelemek gerektiğini söylüyordu. Ama postmodern felsefe ve edebiyat bizi ayrıntının çıkmaz sokaklarında öyle bir kaybettirdi ki, ormanın varlığını, hatta var olabileceğini dahi unuttuk.İşte büyük gerçekliği kaybetmek bu şekilde oldu. Gerçek bir kez kaybolduğunda da neler olabileceğini ancak 40 yıl sonra görebildik. Gördüğümüz mü ne, tüm dünyanın yeni bir ortaçağa girmesi. Karanlık, bilimin yerine kişisel gelişim zırvaların konması, tüm dünyada yükselen yeni faşizm, cemaatlerin yeniden hortlaması vs. Çünkü ortadan akıl denen olguyu çıkarırsanız başınıza gelecek budur. Bunu başka bir yazıya bırakıp konumuza dönelim isterseniz.
26 Mart 2021
görsel

Çanlar Bu Kez Kimin İçin Çalıyor?

“Ben başkaları için acı çektim, bütün iyi insanlar gibi.”– Ernest Hemingway
4 Ocak 2021
görsel

Dünyayı Küçük Karabalıklar Kurtarabilecek mi?

“Bilge” kim midir?“Bilge” şimdiki zamanda yaşayabilen insandır. Aklı geçmişte daha az kalan, daha az umabilen, daha çok sevebilen kişidir.“Geçmiş yaşamlara takılıp kalmak, belirsizliklerle dolu ve belki de hiç gelmeyecek olan geleceğe umutsuzca bağlanmak, şu anı yaşanamaz hale getirir” der stoacılar ve Budistler.Hatırlarsanız Bulutsuzluk Özlemi’nin bir parçasında sözler şöyledir:“Çelişkiler keskinleşsin diye, böyle mi geçsin ömrüm? Acil demokrasi!”Peki haklı değil mi Bulutsuzluk Özlemi? Çelişkilerin keskinleşmeni beklemek yerine, harekete geçmek gerekmiyor mu artık?“Umut fakirin ekmeği” deyişi önemli... Zira kapitalist sistem durumu iyice formüle edip, insanlara sadece umut satanbir yapı haline geldi ve bunu bize her fırsatta “yeni dünya düzeni” diye yutturmaya çalışıyor. “Kapitalizm, insanları sadece umutla yaşatabilen bir sistemdir” diyebiliriz. Halbuki hepimizin diline pelesenk olmuş, üstelik ne kadar masum ve güzel bir kelimedir değil mi?Umut...Piyangolarla ve popstar yarışmalarıyla sistemin bize söylediği basit gerçeklik şudur:“Sizin bir şey yapmanıza gerek yok, sadece bekleyin ve umut edin. Biz size bir gün geleceğiz, sizi meşhur ya da zengin edeceğiz.”Bugün için ya da şimdiki zaman için mücadele etmek mi?Ne kadar banal bir iş ama değil mi?Sistem hayal kurmak ve umut etmek üzerine kurulu... Ancak buna karşılık ortadan kaldırdığı iki kavram var:Emek vermek ve değişim için mücadele etmek...Nöropsikofarmakolog Prof. Dr. Tayfun Uzbay Amerika’ya yaptığı bir seyahatte, Amerikalı meslektaşlarıyla birlikte San Diego’daki ünlü Geisel Kütüphanesi’ni gezdiğini anlatmıştı bir gün.Kütüphanenin girişinde kocaman harflerle aynen şöyle yazmaktadır:
10 Aralık 2020
görsel

Aşkın Kimyası

Sanırım şu düşünceme herkes katılacaktır.  Dünyanın en çok konuşulan konusudur aşk.  Asıl soru şu:  Dünyanın en çok konuşulan konusu aşk olduğu halde, üzerine en az araştırma yapılan konu  neden aşktır? Cevap biraz çetrefilli... O yüzden açıklaması biraz uzun olacak.  Acaba biz aşk hakkında  sadece konuşuyoruz ama  cevabını aramak için  gerçekten hiç çaba harcamıyor muyuz?  Kötü kullanılan her şeyin kirlenmesi gibi, gereksiz yere fazla kullanılan her şeyin içi boşalır.  Olur olmaz kullandığımız “aşk”  terimi gerçekten bize neyi ifade ediyor? Sorular bunlar, gelin birlikte bakalım  soruların cevaplarına.
23 Kasım 2020
görsel

Bir Cumhuriyet Aydını Olarak Reşat Nuri Güntekin

“Ancak bir cahil, toplumu istenilen düzeyde cahilleştirebilir. Bir toplumu, yöneticileri cahil olmadan tam olarak cahilleştirmek çok zordur.”Her okurun hafızasında bir miktar roman, bir miktar romancı ve bir o kadar da roman kahramanı birikmiştir muhakkak.  Roman kahramanları önemlidir, çünkü çoğu okur, kendine roman kahramanlarını örnek alarak hayatına yön verir.  Yazının ilerleyen bölümlerinde konuyla ilgili örnekler vereceğim merak etmeyin. Edebiyat tarihinde öyle kuvvetli roman karakterleri de vardır ki isimleri artık bir tanımlama oluşturur.  Mesela Gonçorov’un Oblomov’u... Tembellik ve asalaklık anlamına gelen bir tanımdır  artık “Oblomovluk...”  Bazı yazarlar da kendi isimleriyle birer tanıma dönüşmüşlerdir. Sade’nin Sadizmi doğurması gibi...  Bu yazıyı yazmamdaki bir diğer neden tamamen kişisel ama her kişisel olgu da toplumun bütününden kopmuş bir yansımadır ne de olsa.  Bir kitabı yirmi yaşında okumakla, elli yaşında okumak arasındaki farkı görmek, yirmi yaşımda aynı kitabı okurken bende bıraktığı tortularla, bugün yeniden okuduğumda bana yaşattığı duygular arasındaki farkı saptamak ve elde ettiğim sonuçları sizinle paylaşmak istedim. Aslında teorik olarak neyle karşılaşacağımı biliyorum bu kıyaslama sırasında. Yirmi yaşımdaki bilgi birikimim, elbette romandan alacağım tadı epeyce kısıtlamaktadır. Elli yaşımda yeniden okurken her satırın bende tabii ki bambaşka bir çağrışımı, bilgisi ve göndermesi olacaktır. Bu fırsatla belki de edebiyat eleştirmeniyle okur arasındaki farka da değinmiş olacağız yazıda.  Afşar Timuçin, “ESTETİK” adlı kitabında şöyle söyler,  “Sanatçı olmasaydı güzel de olmayacaktı, dolayısıyla estetikçi de olmayacaktı. Hiçbir sanatçı bir estetik kuram oluşturma konusunda yükümlü duymaz kendini. Estetikçi olmasaydı (“Estetikçi”kelimesini daha çok edebiyat eleştirmeni olarak düşünmenizi öneririm) yalnızca sanatçı olsaydı güzelin anlamını kavramakta eksik kalacaktık. Estetikçi de sanatçı gibi bizim görmediklerimizi görebilen kişidir, hatta bazen ya da çok zaman sanatçının kendinde görmediklerini görebilen kişidir.”  Demek ki sadece bir eseri yaratan yazarın kendisi değil aynı zamanda o eseri yorumlayan kişidir de. Ama bir adım daha ileri gidip aynı kitaptan başka bir alıntı daha yapmak istiyorum. **“İzleyici (“İzleyici kelimesini “okuyucu” olarak sadeleştirin) edilgin alıcılığı ölçüsünde değil etkin değerlendirici kavrayıcılığı ölçüsünde izleyicidir…  İzleyici (okuyucu) önemlidir; iktisadi etkinlik gibi sanatsal etkinlik de ancak tüketicisiyle vardır. Üreticisi olmayan bir alanın tüketicisi, tüketicisi olamayan bir alanın üreticisi olmaz.”  **Yani kısacası bir romanı değerli kılan yazarı kadar, o romanı eleştiren estetikçi ve o romanı okuyan okuyucunun bilinç düzeyidir de aynı zamanda. Her zaman söylerim ya; ülkemizin iyi yazarlardan çok, iyi okuyucuya ihtiyacı var.
29 Eylül 2020
görsel

Henry Miller

“ Şeytanın katılımı olmadan sanat yapıtı olmaz.”   Andre  GideSanat güzeli aramak ise, güzeli ararken yeni yollara sapmak, sokak aralarına girmek, çıkmaz sokaklarda kaybolmak da eylemin içinde...  Çıkmaz sokaklara dalmadan yeni yollar bulmak da oldukça güç...Sanat eninde sonunda cesaretle yeniyi arama çabası olarak karşımıza çıkıyor. Muhafazakarlık kelime anlamıyla, muhafaza etmekten gelir. Muhafaza etmeye çalışanlar,  en çok yeniliklerden ve sapmalardan korkarlar. Dolayısıyla muhafazakarlığın zıddı ilericiliktir.  İlericilik muhafaza edilene saldırıyla başlar. Yani ilericiliğin içinde saldırı ve kendinden öncekini yıkma eylemi var.Bu ilk yazım olduğu için köşemin adını da açıklamam gerekiyor sanırım. Neden Edepsiz Edebiyat?“Edep” kelime anlamı itibarıyla toplum töresine uyma, iyi ve ahlaklı davranış olarak tarif ediliyor. Edebiyatla aynı kökten geliyor. Edebin etimolojik kökeni ise düzgün davranış ve yazı anlamına geliyor. Demek ki edebiyat düzgün yazı demek...  Peki, köşenin adı neden “Edepsiz Edebiyat?”Toplumsal yazının dışına çıkan her yazar aslında edepsizlik yapmış olur. Biz işte bu muhafaza edilenin dışına çıkmış, belki ara yollara sapmış, zaman zaman çıkmaz sokaklarda kaybolmuş ama eninde sonun yeni olanın önünü açmış yazarların peşinden gideceğiz bu köşede.
15 Eylül 2020