Görüş Bildir
onedio.com, UNICEF Türkiye Milli Komitesi ve Make a Wish Türkiye resmi destekçilerindendir. Bu projenin tüm geliri Make a Wish ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi'ne bağışlanmaktadır.
Cansu Poyraz Karadeniz Profil Resmi

Cansu Poyraz Karadeniz

Son Kitap Bükücü

icon

Hakkında

İşletme ve Siyaset Bilimi alanında diploma sahibi. Eski Gurbetçi. Her Daim Mor İnek. Meczup Adayı. Hayatına, cebinde biriktirdiği duyguları hikayelerdeki karakterlere dökerek devam etme çabasında bir editör kişisi.
icon

Tüm İçerikler

görsel

Hey Gidi Koca Van Gogh! Olmasaydı Sonun Böyle

Van Gogh ne deliydi ne de dahi. O sadece insanlar, çok sevdiği kardeşi ama en çok da tüm hücreleriyle inanmak istediği Tanrı tarafından hayal kırıklığına uğramış; ait olduğu yeri bulamadığı için -dünya üzerinde öyle bir yer olmadığından belki de- gerçekliğin tiksinçliğine ne yapıp etse de sonunda mağlup gelmiş bir adamdı.
8 Kasım 2021
görsel

Yasaklar ve Süresiz Ergenliğimiz

Pazar günleri sadece “bazılarımızın” uyduğu sokağa çıkma yasakları sürerken marketlerde de hâlâ bazı ürünlerin satışı yasak. Cinayet mahalli gibi kapatılmış reyonları garipsemeyi zaten çoktan geçtik. Geçen pazar, evimizin yanındaki bir zincir markete girdik, kasanın yanında sakızlarla birlikte duran çakmalardan almamız serbest gibiydi. Ürünler kasadan geçtikten sonra kasiyer hanım bir anda yaşadığı aydınlanmanın verdiği panikle, ilerideki kasada çalışan kıdemli arkadaşına, “Çakmak satışı serbest mi bugün” diye sordu ve sigara satışının serbest olmasına rağmen çakmak satışının yasak olduğu bilgisini aldık. Çakmaklar kasada iadeye girerken ben de kafa içsesimle hararetli bir konuşmaya girdim, “Nasıl yani, şimdi ben 36 yaşında çakmağa ihtiyacı olan bir kişi, yetişkin bir birey olarak, bunu satın alamıyor muyum?” O çakmak benim hakkım ama, ocağımın çakmak kısmı çalışmıyor, yemek pişirmeme izin vermemek gibi bir şey bu. Danışmaya gittim ve bir tane çakmak alacağımı, parasını da bırakacağımı, yarın kasa açılınca da sisteme geçebileceklerini söyledim. Danışmadaki hanımefendi sanki dünyadaki en yasa dışı şeyini söylemişim gibi “Ama kameralar var hanımefendi, böyle bir şey mümkün değil” dedi. Hanımefendilerin havada uçuştuğu diyalog kısır bir döngüde devam etti.“Yıllardır buradan alışveriş ediyoruz, sitenin bakkalı gibisiniz zaten, altı üstü bir çakmak rica ediyorum ve parasını da bırakıyorum, yapmayın Allah aşkına. Mağaza müdürü gelsin kendisini soralım o zaman?”
14 Haziran 2021
görsel

Sedat Peker Videoları Büyüktür Netflix!

Ortalık karışık sevgili canlar. 90’ları hatırlayanlarımız için aslında hiç de şaşırtıcı olmayan iddialar havada uçuyor. 30’undan sonra disipline olmuş (Seda Sayan style) bir asi olarak kalkıp da devlet mafya ilişkileri üzerine yazacak değilim. Kusura bakmayın hiç huzurumu bozamam. Diyebilirsiniz ki “Aman kızım sen kimsin ki, kim senin huzurunu bozacak?” Yoook arkadaş, ben o riske girmem. İki tarafın da fanatikleri, söz gelimi “yeğenleri” var. Bu yeğenle korkutma olayını da sağ olsun İbrahim Tatlıses salmıştı başımıza. Kafasını attıran kişiler için: “Ben bir şey yapmam, ama benim onlarca yeğenim var, hepsine sahip çıkamayabilirim.”
11 Mayıs 2021
görsel

Barış Murat Yağcı’nın Kitap Yazması Caiz midir Yoksa Tez Kellesi Vurula mı?

Gördüğümüz kadarıyla her ünlü şahsiyet tanındığı alanın dışında bir iş yaptığında öncelikli olarak linç yemekte. Hayır efendim, alışıla geldiği gibi suçu sosyal medyaya atmayacağım çünkü bu taşlayıp sonra bağrımıza basma alışkanlığımız sosyal medyayla ortaya çıkan bir durum değil, yaşı yetenler hatırlayacaktır; 90’larda mankenden oyuncu olur mu, oyuncudan şarkıcı olur mu, şarkıcıdan sunucu olur mu gibi zincir tartışmalar yaşanırdı. Konunun muhatabına mikrofon uzatıldığında ise cevap hep aynı olurdu: “Arkadaşlar meyve veren ağaç taşlanır.”
3 Mayıs 2021
görsel

Kamp Kamp İçin mi Yoksa Kamp Halk İçin mi?

Lüks oteller veya küçük aile pansiyonları iyidir, hoştur fakat sabah gözünü açar açmaz toprağa basmanın ya da muazzam bir deniz manzarasına kuş sesleriyle uyanmanın da tadı başkadır. Yunanistan’ın değişik koylarında ve sahillerinde kamp yapma şansım olmuştu lakin “güzel ama hor kullanılmış” ülkemde fotoğraflarına bakıp iç çektiğim yerlere gidebilme fırsatım olmamıştı. Eşimle yurda kesin dönüş yaptıktan sonra işler umduğumuz gibi gitmiyor, neredeyse neye elimizi atsak kurutuyorduk. Evrenin bizi getirmek istediği bir nokta olduğu kesindi fakat sanırım biz sürekli o noktaya ters bir istikamet tutturmaya çalışıyorduk. Bize sonunda tünelin ucunda ışık göründü dedirten bir proje daha hiç beklemediğimiz bir şekilde yarıda kesilince, “o halde kendimizi neden sıfır tecrübe ve kondisyonla ülkenin en uzun ve yer yer zorlu yürüyüş rotası olan Likya Yolu’na vurmuyoruz ki?” dedik. Kısa ve yoğun bir araştırmanın sonunda yani iki hafta sonra, eşimle sırtımızda çantalarımızla yola koyulduk. (Başka bir yazının konusu)Neredeyse bir ay süren Likya Yolu maceramız ve birkaç farklı denemeden sonra kamp konusunda hala kararsızım. 20’li yaşlarımda pek sevdiğim bu doğa aktivitesi 30’lu yaşlarımla beraber beni zorlamaya başladı. En son yaptığımız kampın üzerinden neredeyse iki yıl geçmişti. Artık zamanıydı. Bahar, kamp için en güzel mevsimdi ve neticede Nisan TEORİDE bahar ayıydı. Pazartesi günü mesaimiz olduğu için İstanbul civarlarında bir yere gitmeye karar verdik. Uzun araştırmalarım sonucu epeydir çalışmalarını hayranlıkla takip ettiğim Doğada Yaşam Okulu’nu seçtik. Bir araba dolusu eşyamız ve daha üç aylıkken dövülüp ormana atıldığı için doğadan korkan dört yaşındaki köpeğimiz ile birlikte havanın bizden yana olmasını dileyerek yola çıktık.
17 Nisan 2021
görsel

10 Günde Nasıl 18 Kilo Verdim? Nano-Robotlar Vardır!

Elbette veremedim. Bu başlığın gerçek olabilme ihtimalini düşünmeniz bile aslında çok üzücü. Ama üzülmeyin hepimiz zaman zaman bu “gerçek olamayacak kadar güzel” vaatlerin peşine düşüyoruz… Çünkü neydi? Umut fakirin ekmeğiydi ve müzmin bir şişman olarak o ekmekten bolca yemek elbette benim de hakkımdı. Şimdi efendim, hepimiz az buçuk bilimden anlayan en azından temel kurallara hâkim insanlarız. Kilo vermenin de bilimsel formülü açık: Aldığın kalori verdiğin kaloriden az olacak. Neyin kaç kalori aldırdığı veya neyin ne kadar verdirdiği de biliniyor üstelik. Örneğin bir muz yediğimizde ortalama 90 kalori alacağımızı; yarım saat tempolu yürüyüş yaptığımızda ise ortalama 120 kalori vereceğimizi bilim bize söylemiş. Söylemiş söylemesine de adeta hâlâ maskesiz dolaşan insanın bilime kulağını tıkaması misali ben de bu gerçeğe kulağımı tıkadım ve seçimimi hoş fakat sonradan boş olduğunu göreceğim vaatlerden yana kullandım.
9 Nisan 2021
görsel

Çünkü Kaçamazsın Kendinden… Ha Bir de “İnsan Nedir” Sahiden?

Bulunduğun yere ait hissetmemek nedir bilir misin? Fenadır fena… Soluyacak havan yoktur. Vücudunun 40 yıllık uzuvlarıyla bile ne yapacağını bilemez olursun, elin kolun fazla gelir de vücuduna, nereye koyacağını şaşırırsın….Mor inekler bilir bu hali. Hayatları rahat soluyabilecekleri iki nefesin olduğu yeri bulmakla geçer. Sık iş değiştirmişlerdir, muhakkak birden fazla şehirde yaşamışlardır. Şanslı olanları yerini bulmuş, içindeki fırtınayı dindirebilmiştir. Diğerleri ise sürüklenir durur bir ömür; ailesi anlam veremez, çevresindekiler anlam veremez, zira zekidir, çalışkandır ama bir türlü düzenini tutturamamıştır. Sırf iş güç anlamında olmak zorunda değil bu arada bu düzen tutturamama hali.
27 Ocak 2021
görsel

Ne Çektin Be Maye Musk: “Bir Kadın Plan Yaparsa”

Yüzyılın dahi ve çılgın adamı Elon Musk’ı nasıl biliriz? Gerek Mars’a yolculuk vaadi (SpaceX), gerek elektrikli arabaları (Tesla) gerek Anıtkabir'de çektirdiği “janti” fotoğrafıyla kendisini ülkece gayet iyi biliriz.
19 Aralık 2020
görsel

Bir Başkadır Jung

Sevdiklerimizi, sevdiğimiz şeyleri, yarın güvencemizi ve en mühimi de manayı kaybettiğimiz, her anlamda zorlu bir süreçten geçiyoruz. Üstüne üstlük kaybettiklerimizin listesi de uzayıp gidecek gibi görünüyor.  Böyle kara zamanlarda, insan yüzünü felsefeye çevirmek istiyor, aklındaki sorulara cevaplar bulmak, en azından o soruları daha önce soran başka insanlar tanımak istiyor. Zira aklının dehlizlerinde seni boğan soruların sana has olmadığı bilmek, o dehlize sarkıtılmış bir can halatı gibidir… Bitmek tükenmek bilmeyen bir arayışın eşiğinde duranlara Destek Yayınları’ndan çıkan Felsefe Serisini öneririm. Sizi bunaltmadan, “Bakın ne kadar karmaşık şeyler anlatıyorum, anlamıyorsan sen aptalsındır” kibrinden uzak, her biri yalın bir dille yazılmış birbirinden değerli filozofların hayat hikayelerini ve fikrilerini anlatan bu seri, çareyi kişisel gelişim kitaplarında arayıp bulamayanlar için yepyeni bir dünyanın kapısını açacak. Serinin Yayın Koordinatörü Özlem Küskü, Destek Medya bünyesinde birbirinden değerli popüler bilim kitapları yayınlayan Beyaz Baykuş yayınlarının da Genel Yayın Yönetmeni. Aynı zamanda felsefe serisinin son göz bebeği olan Carl Gustav Jung-Dışa Bakan Rüya Görür, İçe Bakan Uyanır kitabının da yazarı. Aylarca titizlikle çalıştı, onlarca okuma yaptı, e emek bu kadar büyük olunca da bence kitabı anlatmak onun hakkıydı.
13 Aralık 2020
görsel

Edebiyat Öğretmenimi Nasıl Çıldırttım?

İlkokul beşinci sınıf sonrası hazırlık okumak durumunda kalmıştım. Malum, Özel Okul kuralları… (valla pislik atayım dedim, ama hayatımdaki en yararlı şey küçük yaşta İngilizce öğrenmek oldu) Türkçe, Tarih gibi temel dersler dışında sırf İngilizce eğitim gördüğümüz, annemin okula “Kızınız çete lideri oldu,” diye çağrıldığı (başka bir yazının konusu), sınıf öğretmenimizin Cansu’yla konuşmayacaksınız diye lobi kurduğu (bu da başka bir yazıya), en yakın arkadaşlarımı kaybettiğim fantastik bir seneydi.  Ama elbette her şeyin bir başlangıcı vardı ve hayatta her şeyde olduğu gibi, bu da politikti…
25 Kasım 2020
görsel

Yeni Dünyanın Şairleri: Rapçiler

Edebiyat severlerin bir araya geldiklerinde sık sık yakındıkları bir konu vardır, o da artık şiirin eskisi kadar rağbet görmediğidir. Yayınevlerinin düşük satışlardan ötürü basmaya çok yanaşmadığı en eski edebi türlerden biri olan şiir, gerçekten de bitti mi? Benim bu konuda kafam biraz karışık…  Ülkemizde Rap müzik hiç olmadığı kadar popüler. Peki, arka plandan müziği kaldırdığımızda geriye şiir kalmıyor mu aslında? Gerçi bu mantıkla tüm şarkılar aslında şiirdir. Öyle midir? Bu aralar benim de aklımı kurcalayan bir soru var: Kime şair denir? Gerçi şiir yazan kişiye şair deniyorsa, o zaman asıl soru “şiir nedir?” olmalıdır. Şiirin genel tanımına baktığımızda;  “Duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden vb. süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, ozanların sözcüklerin sözlük anlamlarına kimi zaman değişik anlamlar da yükleyerek, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturdukları imgelerden, simgelerden, söz sanatlarından, ritimden, uyumdan vb. yararlanarak ortaya koydukları, okurda estetik duygular uyandıran yazın ürünü.” Kusura bakmayın, ama bu tanımı doğru kabul ediyorsak, ülkemizde şiir hâlâ oldukça popüler diyebiliriz. Sadece alışık olduğumuz formdan biraz farklı, o kadar. Şimdi, nasıl ki her alt alta sıralanmış 4 mısra kaliteli bir şiir oluşturmayacaksa, her rap şarkısının da özünün edebi bir şiir olduğunu söylememiz imkânsız. Fakat doğru yere bakarsanız, bu “yeni dönem şairlerin” azımsanmayacak kadar fazla olduğunu da görürsünüz. Üstüne sayfalarca kitap yazılan duyguları bir dörtlükle en derin şekilde anlatabilen bu değerli, cesur beyinlerin hak ettikleri saygı, ülkemizin klasikleşen şairlerine verilenle eş olmalı. Kızım, bizde şaire ne zaman değer verilmiş diyenler, siz de haklısın. Fakat benim anlatmaya çalıştığım şey; şiir veya şairliğin “belirli bir kesimin” tekelinde kalmaması gerektiği. Kelimelerle artistik patinaj yapan bu değerli kalemlerden bazılarının sırf kendi hayat hikayesinin bile çok satan kitaplar arasına girebilecek kadar ilgi çekici olması da cabası. Müzik türü olarak beğenmeyebilirsiniz, düşük pantolonları ve arada savurdukları küfürleri size saçma gelebilir, ama yazdıkları mısraları okuduğunuzda bu insanların neden “Yeni Dünyanın Şairleri” olduğunu anlayacağınızı düşündüğüm rapçilerin eserlerinden bazı kısımları sizin için derledim.
24 Ekim 2020
görsel

Kalemini Yüreğimize Saplayanlarda Bugün: Ercan Kesal!

“Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş, fırınlarımız da kararmış, kalplerimiz gibi...”Şimdi haddimi aşıp Ercan Kesal’ın şahane oyunculuğunu anlatmayacağım, bana düşmez. Oynadığı her karakteri tüm benliğiyle yaşayıp yaşatabilen, yüreğinin mütevaziliğini oyunculuk tarzına da yansıtabilmiş ender insanlardan deyip köşeme çekilirim.
21 Ekim 2020
görsel

Yazar Adayları Elime Mum Diksin: Yayınevinin Dikkatini Çekme Sanatı

“Ben sana yazma demiyorum. Yaz, yine yaz, ama hobi olarak yaz.” cümlesine tepki olarak doğanlardansanız toplaşın, size anlatacaklarım var. Farz edelim ki gece gündüz durmadan çalışıp, ortaya gurur duyduğunuz bir eser çıkardınız. Bildiğiniz bilmediğiniz ne kadar yayınevi varsa hepsine de gönderdiniz. Elbet biri sizdeki cevheri görüp “Aman Allah’ım, yeni Ahmet Ümit’i bulduk, bu kitabı hemen basmalıyız.” diyecek ve geri dönüş yapacak diye bekliyorsunuz. Ama o da ne? Aradan iki hafta geçmesine rağmen e-posta kutunuza gelen giden bir şey yok.  Daha fazla beklememeye karar verip yayınevlerini telefonla aramaya başlıyorsunuz. Şanslıysanız ilk yayınevinden “Gelen dosyalara ancak 6 ay içinde geri dönebiliyoruz.” cevabını alıp, ilk şokunuzu yaşıyorsunuz. Kabul edin, daha ilk şokta “Bu iş olmayacak galiba, ben en iyisi vazgeçeyim.” düşüncesi geçti içinizden.Böyle düşünenler hiç durmasın ve hemen vazgeçsin, zira önünüzde çok zorlu bir yol var ve bu yol ancak inat, azim ve cesaretle yürünebilir. Hayallerinin peşini bırakmayan iflah olmaz bir yazar adayıysanız, işte size yayınevlerinin ilgisini çekebilmenize yardımcı olabilecek altın değerinde 5 tavsiye!
13 Ekim 2020
görsel

Kara Mizah Sevenlerin Mutlaka Okuması Gereken Yazar: Muzaffer İzgü

Hayatta sizi siz yapan bazı kitaplar, yazarlar vardır. Okuduktan sonra ruhunuzda öyle bir kırılma yaratır ki artık siz, eski siz olamazsınız. Bende bu tarz bir kırılma yaratan, hatırlayabildiğim en eski yazar Muzaffer İzgü’dür. Beşinci sınıfta Erdal öz okuduğuma göre (sonra anlatılacak başka bir hikâye) sanırım Muzaffer İzgü okumaya başladığımda ilkokul üç civarlarındaydım.  Muzaffer İzgü deyince aklıma gelen görüntüler; küf kokan gecekondular, muşambayla örtülmüş kırık camdan giren rüzgârın uğultusu, mum ışında kitap okumaya çalışan emekçi babanın çocukları ve o dramın kendine has komikliği… Sınıf bilinci, fırsat eşitsizliği, emeğin ucuz karşılığı nedir, Muzaffer İzgü kitaplarından öğrendim.  6. katta oturan çocuğun babasının bodrum katta oturandan fazla kazanması, o çocuğun toplumdaki yerini etkilememeliydi. Ya da 3. katta oturan teyze, çöpleri karıştıran çocuğu, “Göz zevkimi bozuyorsun, git buradan!” diye kovmamalıydı.
2 Ekim 2020
görsel

Yunanistan Türkiye Krizi Bahane, Alexis Zorba Şahane!

Yunanistan-Türkiye arasında periyodik şekilde alevlenen krizler süre dursun, biz Ege’nin karşı yakasındaki kardeşlerimize olan duygularımızı politik kirlilikten uzak tutalım. İzmir’de büyüdüyseniz, oradan sonra gidip uyum sorunu yaşamayacağınız sayılı yerlerden biridir Yunanistan. Benim ikinci evim gibidir; gençliğim, ilklerim, her şeyim. 20’li yaşlarımın başından 30’lu yaşlarımın başına kadar yaşadığım (burada yazar, yaşı ortaya çıkmasın diye türlü çakallıklar peşindedir), karakterimin gerçek anlamda oturduğu ülke diyebiliriz.
20 Eylül 2020
görsel

2020 Yılına En Çok Yakışan Kitap Türü: Distopik Kurgu

Kabul edelim, 2020 nevi şahsına münhasır bir yıl. Hayatlarımızı kökünden değiştiren (en azından çoğumuzun) pandeminin yanı sıra beraberinde gelen ekonomik dalgalanmalar, artan şiddet vakaları, çeşitli ülkelerde çıkan isyanlar ve yönetim değişiklikleri, meteor yağmurları, iklim olayları derken 2020’nin ilk yarısını kapattık. Dürüst olalım, ikinci yarıdan da çok ümitli değiliz. Gamlı Baykuş olmak istemem ama “yaklaşıyordu yaklaşmakta olan” gibi bir durumun içindeyiz. Adeta bir Netflix yapımı olan bu yılın nelerin habercisi veya nelerin sonucu olabileceğine dair kafa yoranlar için birbirinden güzel 5 distopik kurgu kitabını derledim. Ama önce gelin, distopya nedir ve iyi bir distopik kurgu nasıl olur biraz konuşalım.
7 Eylül 2020