Görüş Bildir
onedio.com, UNICEF Türkiye Milli Komitesi ve Make a Wish Türkiye resmi destekçilerindendir. Bu projenin tüm geliri Make a Wish ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi'ne bağışlanmaktadır.
Prof.Dr.Burak Arzova Profil Resmi

Prof.Dr.Burak Arzova

Geniş Açı

icon

Tüm İçerikler

görsel

Sadece Faiz Artışı Yeterli mi?

Faiz artışı beklentisinin yoğun olduğu bir Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısını geride bıraktık.  TCMB haftalık repo faizini (politika faizi) 200 baz puan artırarak % 17 olarak belirledi. Önceki hafta 2021 Yılı Para ve Döviz Kuru Politikası toplantısında TCMB Başkanı Naci Ağbal’ın, sıkılaştırmanın devam edeceği yönünde gerçekleştirdiği sözlü yönlendirmenin, fiili olarak uygulandığını gördük. TCMB doğru bir karar verdi ve enflasyonu düşürmeye kararlı olduğunun sinyalini piyasalara güçlü olarak hissettirdi. TCMB’nin itibar ve güven kazanma yolundaki bu adımı takdire şayan.  Bu faiz artışıyla birlikte Merkez Bankası piyasa beklentisinin medyan değeri olan 150 baz puan üzerinde 200 baz puanlık bir artış gerçekleştirerek, bir anlamda piyasa beklentisinin önüne geçti.  Para Politikası Kurulu metninde “salgın döneminde sağlanan yüksek kredi büyümesinin birikimli etkileriyle güç kazanan iç talep cari işlemler açığını artırmaktadır.” diyerek, iç talebin mevcut durumundan memnun olmadığını anlıyoruz. Bu da sıkılaştırma için önemli bir gerekçe.  Merkez Bankasının sıkılaştırmaya yönelik bu tavrı devam ettikçe, güven geri gelecek, Türkiye’nin risk primi düşecek ve kurda kalıcı ve istikrarlı bir düzey sağlandığında ters dolarizasyon da gelecektir. Biraz sabır gerekli.
25 Aralık 2020
görsel

2021 Yaklaşırken Türkiye'nin Riskleri

Bu hafta ekonomide genel olarak sakin geçen bir hafta. Yurt dışında COVID-19 aşılamalarının başlaması piyasalara iyimserlik pompalamaya devam ediyor. Pfizer-BioNTech aşısı önce İngiltere, sonra Kanada ve ABD’de yerel otoritelerden izin alarak uygulanmaya başlandı. Her zamanki gibi süreçten ilk önce çıkacak olanlar zengin ve gelişmiş ülkeler.  Hem Moderna hem de BioNTech aşıları öncelikle gelişmiş ülkelere uygulanacağı için, gelişmekte olan ülkeler başka alternatifleri arıyorlar. Bu aşamada Çin Aşısı ve Oxford Üniversitesi ile AstraZeneca nın ortak geliştirdikleri aşı ön plana çıkıyor. AstraZeneca hafta içerisinde Rus aşı çalışmaları ile ortak bir süreç yönetileceğini açıkladı. Bizim basında pek yer almasa da AstraZeneca aşısı önemli bir aşı.  Oxford Üniversitesi ve AstraZeneca'nın ortaklığın aşısının %70 oranında etkinliğe sahip olduğu gözükmesine karşılık, bu aşının dünya için diğer ikisinden daha değerli olabileceği söyleniyor.
17 Aralık 2020
görsel

Türkiye’nin Yakın Zamandaki En Büyük Riski: Avrupa Birliği Yaptırımları

Avrupa Konseyi 10-11 Aralık tarihlerinde yılın son toplantısını gerçekleştirecek. Kamuoyunda Türkiye ile ilgili yaptırım kararlarının çıkıp çıkmayacağına ilişkin bir toplantı olarak yer alsa da aslında Türkiye konusu birçok alt başlıktan biri.
7 Aralık 2020
görsel

Hani Şeffaf Olacaktık? Hani Hesap Verebilir Olacaktık?

Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki Borsa İstanbul’un Katar Yatırım Fonu (QIA)’na satışı ile ülkemizin gündemine bomba gibi düştü.  Doğrudan yabancı yatırımcının gelmesine ve kalıcı olmasına ne kadar ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Ancak ben bu satışı “Doğrudan Yabancı Yatırımcı Gelişi” açısından değil de şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından incelemek istedim.  Türkiye Varlık Fonu 2019 yılı mali tablo verilerine göre toplam varlıkları 1.457.608 Milyon TL olan, Türkiye’nin öncelikli 8 sektöründen 23 şirket, 2 lisans ve çeşitli varlıkları barındıran bir dev. Finansal Hizmetler Sektöründe yer alan Ziraat Bankası, Halk Bank, Vakıfbank, Borsa İstanbul, Türkiye Sigorta, Türkiye Hayat Emeklilik, Platform AŞ, Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki dev şirketler.
27 Kasım 2020
görsel

Söylemler Harika Şimdi Eylemleri Görme Zamanı

Daha hafta bitmedi ama çok yoğun bir hafta geçirdiğimizi şimdiden söyleyebiliriz.  Çok klişe bir laf vardır hani.  Norveç’te, Danimarka’da bir yılda yaşananlar Türkiye’de bir günde yaşanır diye.  İşte öyle bir hafta geçirdik. Tarihe not düşelim 2020 yılı 46. haftasını ilerde ekonomi tarihçileri mutlaka yazacaklardır. Şöyle bir hatırlayalım neler oldu.  Cumartesi günü saat 14.30 sularında TCMB başkanı Murat Uysal Görevden alındı yerine Eski Maliye Bakanı Naci Ağbal Atandı. Pazar akşamı saat 19.30 sularında Maliye Bakanı Berat Albayrak istifa etti. 27 Saatlik Devlet Suskunluğundan sonra yerine Lütfi Elvan atandı. 11. Kasım.2020 tarihinde Sn. Cumhurbaşkanı grup toplantısının büyük bir kısmını ekonomiye ayırdı ve yeni atanan bakanlara destek verdiğini belirterek, istikrar, büyüme ve istihdam odaklı yeni bir seferberlik başlattıklarını söyledi.  Hem Sn. Ağbal hem de Sn. Elvan göreve gelir gelmez “Öngörülebilirlik, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik” vurgusu yaptılar. Dün Sayın Cumhurbaşkanı da bu söylemleri en üst perdeden dile getirdi.  Esasen zaten bu sayılan unsurlar Batı tipi çağdaş ve demokratik bir ülkenin olmazsa olmazları. Zaten batı tip demokrasilerde bu değerler, en üst değer olarak kabul edildiği için bu ülkelerin de ekonomileri “güvenilir” olarak adlandırılıyor. 
13 Kasım 2020
görsel

Piyasalar “Öngörülemez Ekonomi Politikaları”nın Bitişini Kutluyor

Cumartesi Günü sabaha karşı bambaşka bir Türkiye’ye uyandık.  Sabah saat 04.30 gibi Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal görevden alınarak yerine eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı.  Hemen herkes kendince geliştirdiği analiz yetisiyle çeşitli çıkarımlar yapmaya başladı.  Kimse Murat Uysal’ın neden görevden alındığını bilmiyordu. Murat Uysal, soyadı gibi son derece uysal bir başkandı. Zaten önceki Başkan Murat Çetinkaya söz dinlemiyor, faiz indirimi yapmıyor diye görevden alınmamış mıydı? Cevap evet ise, ekonominin gerçekleri ile hiç uyuşmasa da Uysal Başkan, ardı ardına faiz indirmemiş miydi? O zaman hükûmetle ters düşmesi mümkün olamazdı.
9 Kasım 2020
görsel

Avrupa İkinci Koronavirus Dalgası Yaşıyor: Sıkı Önlemler Geri Geldi

Tüm dünyada sanki Coronavirus gibi bir tehlike yokmuşçasına kurallara riayet edilmeden geçirilen güzel yaz günleri bitti. Pek çok kişi sürekli vurgulanan “maske – mesafe ve temizlik” gibi basit korunma önlemlerini yok saydı. Üstüne üstlük daralan ekonomileri canlandırmak adına ülke yönetimleri tüm bu ihlalleri görmezden geldi. Yarım kapasite çalışması gereken restoranlar tam kapasiteye yakın çalışmasına karşılık, bu yerlerin denetiminden sorumlu devlet erkânı görevini yerine getirmedi. Ara sıra göstermelik, önceden bildirilen trafik denetimleri ile toplu taşıma “denetleniyormuş” gibi yapıldı. Sonuç: Pandemi tüm dünyada yüksek bir hızla tekrar yayılmaya başladı.Türkiye verilerinden bahsetmeyeceğim. Çünkü Sağlık Bakanlığı önce 15 Ekim 2020 de gerçek sayıları (vak’a sayısı) açıklayacağını söylemesine rağmen, sonra böyle bir şey söylemediğini iddia etti. Biz ülkemizde hala vak’a sayısını bilemiyoruz. Gerçek rakamları bilemeyince de yönetemiyoruz.Toplu taşımada kişisel gözlemimle, insanlar büyük ağırlıkla maske kuralına uyuyorlar. Ancak topluluk haline gelme ve aile ziyaretleri hala devam ediyor. Hal böyle olunca Coronavirus yayılımında artış kaçınılmaz. Ancak Avrupa’da durum çok daha vahim. Kısa bir süre önce sınırların açılması vesilesiyle Bulgaristan Sofya’ya gittim. Gördüğüm manzara inanılmazdı. İnsanlar bir arada maskesiz, sanki geçtiğimiz 2019 yılında ki gibi (Coronavirus’ün adının bile geçmediği) rahattı. Hatta Sofya Maratonu bile düzenlendi. Yüzlerce insan maskesiz ve mesafeyi dikkate almadan bir araya geldi. İtalya ve İspanya’da binlerce insan maske ve kısıtlama şartlarını protesto eden gösteriler düzenlemişti geçtiğimiz günlerde.
26 Ekim 2020
görsel

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Faiz Kararı Öncesi Tespitler?

Geçtiğimiz hafta (12.Ekim-16 Ekim Haftası) ekonomiyi yakından takip edenler açısından veri yoğun geçen bir haftaydı. İçeride hem 3. çeyrek büyümesini tahmin etmemize bizi yaklaştıran Sanayi Üretim Verisi en çok beklenen verilerden biriydi. Bu veriyle birlikte Perakende Satış Endeksleri ve Ciro Endeksleri geldi. Bu veriler yakından takip ettiğimiz veriler.  Geçen hafta benim için de çok yoğun geçti. Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız “Endekslerle Türkiye Ekonomisi” kitabımız Remzi Kitabevinden çıktı. Hem kendimle ilgili nedenlerden hem de yeni çıkan kitabın verdiği yoğunlukla geçen hafta yazımı yazamadım. Peşinen özürlerimin kabulünü rica ederim.  Ekonomiyi arz ve talep noktasından düşündüğümüzde Sanayi Üretim Verisi işin arz yönünü gösteresi bakımından önemliyken, Perakende Satış Verileri talep yönünü takip etmeye imkân tanıdığı için genel trendi görmek bağlamında önem arz ediyor. Sektörel bazlı cirolardaki artış ya da azalışı takip etmek de sektörlerin satış, karlılık durumlarının analizi, devletin vergi beklentisi ve banka ve finans kurumları açısından da verilmiş kredilerin tahsil edilebilirliğinin öngörüsü açısından önem taşıyor.  Bu veriden başka IMF tarafından Ekim 2020 Dünya Görünüm raporu açıklandı. Bu rapor içerisindeki ülkemize yönelik öngörülere (özellikle 2020 Büyüme Öngörüsü) kısmen itirazlarımı dile getirdim. Özellikle büyüme konusunda IMF kadar kötümser değilim. IMF 2020 genelinde  -%5'lik bir büyüme yani daralma öngördü. Bu oldukça kötümser bir öngörü. Bu oranda yüksek bir daralmanın mevcut verilerle sinyalini almadığımızı hemen söylemeliyim.  IMF raporundaki daralma beklentisine şaştığı söylediğimde haliyle çok fazla sayıda kişiden, açıklanan verilere güvenip de nasıl yorum yaptığım sorusu da geliyor.
19 Ekim 2020
görsel

TikTok ve WeChat Satışı ABD Açısından Bir Başarı Mı?

Son dönemlerde uluslararası ekonomik ilişkilerde en önemli gündem maddelerinden birisi hiç şüphesiz ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı. Şimdi Pandemi nedeniyle bu konu çok gündemde olmasa da TikTok ve WeChat’in ABD’de el değiştirecek olması bu savaşın bir başka boyutu aslında. Ancak işin ticaret savaşı bir yana Alex Capri (Hinrich Vakfı Kıdemli Araştırmacısı) olayın sadece tarifelerden oluşan bir ticaret savaşından ibaret olmadığını, aslında alttan alta ABD – Çin Teknoloji savaşı olduğunu söylüyor.Capri, Hong Kong'un ticaret yanlısı Hinrich Vakfı için Yeni Bir Teknoloji-Milliyetçilik Çağı'nın Yarı İletken Değer Zincirlerini Nasıl Sarstığına yönelik bir rapor yazmıştı. Özetle; “Teknoloji inovasyonunu doğrudan ekonomik refah, sosyal istikrar ve ulusal güvenlik politikalarına bağlayan yeni bir merkantilizm türü” içinde olduğumuzu belirtiyor. Bu çatışmanın temelinde, mikroçipler için 'merkezi sinir sistemleri ve tüm yeniçağ teknolojisi içindeki beyinler' ve gelişmiş ülkeler için hayati derecede önem taşıyan materyaller ve devre sağlayan yarı iletkenler var. Capri bu cephede, ABD ve Çin arasındaki ayrışmanın kaçınılmaz olduğunu raporunda belirtmiş.
15 Ekim 2020
görsel

Enflasyon Günlerinin Bitmeyen Tartışması: Verilerin Güvenilirliği

Uzun bir zamandan bu yana Türkiye’de “Veri Güvenilirliği” konusunda gerek halk nezdinde, gerek konunun ilgilenenlerinde bir güvensizlik var. Sağlıkta yaşanan COVID-19 dan etkilenen hasta/vak’a ayrımı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Rezervlerine yönelik farklı ölçümler ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan enflasyon verilerine yönelik tepkiler, bunların en popüler olanları.Bu popüler güvensizliklerin ilk Enflasyon Rakamlarına yönelik tepkiler ile başladığını düşünüyorum. Konu öyle bir yere vardı ki ülke, veriler konusunda bile ikiye bölünmüş durumda. Hatta konu öyle bir yere evrildi ki, bir grup akademisyen alternatif enflasyon rakamı bile hesaplamaya başladı. Diğer taraf ise açıklanan resmi enflasyon rakamları ile algılanan enflasyon arasındaki farkın gelişmiş ülkelerde de olduğunu (ABD ve AB Bölgesinde) belirten mesajlar vererek, bunun normal olduğunu söylüyor.Bu kutuplaşmayı şimdilik bir tarafa bırakarak konuya “Güven” kelimesi üzerinden yaklaşmak istiyorum. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde  “Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” açıklaması ile yer alır. Güven öyle önemli bir kavramdır ki, güvendiğiniz kişinin yaptıklarını, davranışlarını sorgulamazsınız. Güvenin derecesi arttıkça, o kişiye karşı olan itimadınız artar ve ilişkinizde kuşkular olmaz, huzurlu bir hayat sürersiniz. Ancak güveni kazanmak, kaybetmekten daha zordur. Yapacağınız bir yanlış hareket, o ana kadar oluşturduğunuz tüm iyi ve güzel yapılanları sildiği gibi, bundan sonra yapacağınız her eyleme kuşkuyla yaklaşılmasına neden olur. Yanlışlar devam ettikçe bu kuşku artar ve sonunda “Güvendiğiniz Dağlara Kar Yağdığına” kanaat getirip, o ilişkiden elinizi ayağınızı çekersiniz.
7 Ekim 2020
görsel

Moody’s in Kararı Gerçekten Sürpriz ve Adaletsiz Bir Karar mı?

Aslında bu haftaki yazımı geçtiğimiz hafta açıklanan işsizlik rakamlarına ayırmaya karar vermiştim.  Ancak Cuma akşamı geç saatlerde, programlı olmayan bir Moody’s açıklaması, ülke notumuzu notun verildiği tarihten bu yana en düşük seviye olan B2 derecesine düşürüp, görünümü de negatife çevirdi. Bu nedenle benim de yazımın rotası “İşsizlik Rakamları” çok çarpıcı olsa da, ister istemez Moody’s in not düşürümüne çevrildi.  Açıkçası programlı bir Türkiye açıklaması olmadığı için beklenmedik bir gelişmeydi hepimiz için.  Not indirimi hiç sevilmez, hele siyasetçi hiç sevmez. Bu ilişki sınav notu açıklamasındaki hoca – öğrenci ilişkisine benzer.  Eğer not yükselirse siyaset bunu kendi üstün başarılarının bir sonucu olarak görüp, ülke kamuoyuna bu şekilde pazarlarken, not indirimini aynı siyaset aynı kamuoyuna, dış güç, ülkenin gelişmesini çekemeyenlerin bir oyunu, haksız bir eylem olarak sunar.  Tıpkı 100 üzerinden alınan 50 ve üzeri notu öğrencinin alması, 50'nin altındaki notu hocanın vermesi gibi.  Moody’s benim üç büyük derecelendirme kuruluşu içerisinde (diğerleri S&P Ratings ve Fitch) açıklamalarını ve not artırım ya da indirim gerekçelerine en ciddiye aldığım ve değer verdiğim Kredi Derecelendirme Kuruluşu. S&P u fazlası ile siyasi bulurum. Fitch ise hep durumu idare eder ve hizmet verdiği ülke hazinesine daha yumuşak davranır.  Notumuzu tarihi dip nokta olan B2 derecesine çeken Moody’s özetle; Türkiye’nin yabancı para rezervlerinin GSYİH yüzdesi olarak son yılların en düşük seviyesine ulaşması, hükümetin dış borç ödemelerini karşılama kabiliyetini önemli ölçüde zayıflattığı bu durumun, Türkiye'nin uluslararası yatırımcı duyarlılığındaki değişimlere karşı savunmasızlığını artırdığını, ülkenin kurumlarının bu zorlukları etkin bir şekilde çözmekte isteksiz olduğunu ya da çözemediğini temel gerekçeler olarak gösterdi. 
5 Ekim 2020
görsel

Yeni Ekonomi Programı Ne Kadar Gerçekçi?

Cumhuriyetimizin 100. yılına ülkemizi taşıyacak olan Yeni Ekonomi Programı, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından 29.09.2020 tarihinde İstanbul Ataşehir’de yapılan sunumla bilgisine ve incelemesine sunuldu. Yeni Ekonomik Program aslında geçmişte alışık olduğumuz “Orta Vadeli Programın” aynısı. Adı Yeni olarak değişince doğal olarak her açıklanan programda bir yenilik de bekleniyor. Yeni Ekonomi Programı tıpkı önceki Orta Vadeli Program da olduğu gibi üç yıllık bir döneme ilişkin hükümetin hem sayısal hedeflerini hem de bu hedeflere ulaşmak için hangi yolu izleyeceğini bize söyleyen bir yol haritası. Her yıl açıklanıyor.
2 Ekim 2020
görsel

Az Gittik, Uz Gittik, Yerimizde Saydık

Piyasalarda beklentiler satın alınır, gerçekleşmeler satılır.  Ağustos ayının son günü (31.08.2020) Türkiye Ekonomisinde 2. Çeyrek (Nisan-Mayıs-Haziran) büyüme rakamını karşıladık. TÜİK verilerine göre Türkiye Ekonomisi 2. Çeyrekte % 9.9 oranında daraldı.  Pandeminin tüm dünyada en yoğun yaşandığı aylar Mart ortası, Nisan ve Mayıs ayları olduğu için, beklenti aşağı yukarı bu oranlarda bir daralmaydı. Zaten son dönemlerde çok ilginç bir şekilde, TÜİK tarafından açıklanan rakamlar, piyasa aktörlerinin beklentilerine uygun geliyor. Bu bir rastlantı mı, yoksa piyasa beklentisine yönelik bir TÜİK iletişimi mi, ayrı bir konu.
23 Eylül 2020
görsel

Hep Aynı Şeyleri Yapıp Farklı Sonuçlar Beklemek

Son dönemdeki genel ekonomi politikamız olan “faiz inerse enflasyon da iner” beklentimiz, faizlerin artmasıyla birlikte çökmüş gözüküyor. Zaten bu ekonomi politikasının doğru olduğunu iddia eden bizden başka da ülke yoktu. Olamayacak bir teoriyi kanıtladık. Faizin enflasyonun sebebi olmayıp, enflasyon düşmeden faizin de düşemeyeceğini gördük.
10 Eylül 2020