Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Yazmak Ümit Kırıcı…

 > -
2 dakikada okuyabilirsiniz

Yazmak Ümit Kırıcı…

Yazmak Ümit Kırıcı…

Orhan Kemal apaçıktı, Sabahattin Ali ve Nâzım Hikmet’in yazdıklarını sevdiğimiz için birkaç kere okurduk. Bilge Karasu, Leylâ Erbil ya da Ece Ayhan o kadar açık değildi; onları da birkaç kere okurduk.

Yazmaya başlamadan önce okumaya başlar insan. Pırıltılı çocukluk zamanlarını da düşününce, tersine rastlamak neredeyse olanaksızdır. Bugün çok daha böyle bu. Kendime yeterli okumalar yaptıktan sonra yazmaya karar verdiğim günleri hatırlıyorum, bir yılda yayımlanan edebiyat kitabı birkaç bin başlığı bulmuyordu, onlar arasından öne çıkanları kitapçılarda gözden geçirdikten sonra okumak istediklerimizi seçip alabiliyorduk pekâlâ. Şairlerimi öyle bulmuştum, Nâzım Hikmet ile 40 Kuşağı şairlerinden Behçet Necatigil’in Şiirler kitabına geçip şiirin büyük bir yalınlıktan nasıl güç alabildiğini görmek, edebiyatın nerede aranması gerektiğini göstermeye başlamıştı. Şiir, yaratıcı yazının son kertesi, ötesi yok ve orada, anlatılacakları soyutlamanın bir yaratıcı düşünce edimi olduğunu öğretir. Roman okuyarak öğrenemezsiniz bunu. Sonra Oktay Rifat şiirinin sözcük zenginliğinin uçlarına dokunduğumda, yaratıcı yazının sihirli olanaklarını içselleştirebildiğimi görmeye başlamıştım.

Turgut Uyar ile Edip Cansever’in hikâyesi olan şiirleri de beni hemen çekmişti. Anglosakson şiirine yakınlığım da düşünme biçimimden geliyordu sanırım. Turgut Uyar, Edip Cansever’den sonra Ece Ayhan, neden sonra siyasal imgeleri öylesine incelikle yazdılar ki, kimilerine kapalı görünen şiirleri düpedüz yaralayıcı olmaya da başlamıştı. Devlet ve Tabiat 1973, Toplandılar ile Sonrası Kalır 1974’te yayımlandı. Yaşayanlar bilir, tam zamanında yani. Daha yazmaya başladığım yıllar değil. Yazmaya karar vermek üzereyim ve hazırlanıyorum. Bam teli burada. O zaman bile okunacak ne çok şey vardı. Her yerimizi siyasal kitaplar kuşatmışken, fare deliğine parmağımızı sokup bir iki roman, şiir, öykü kitabı tutup çekiyoruz.

Bu arada düşünüyorum da, en iyi yazarların en iyi kitaplarını öncelikle seçerek okurduk ve açıklık kapalılık gibi şeyler aklımıza gelmezdi. O yıllarda Orhan Kemal apaçıktı, Sabahattin Ali de, Nâzım Hikmet de, yazdıklarını sevdiğimiz için birkaç kere okurduk; Bilge Karasu ile Leylâ Erbil ya da Ece Ayhan o kadar açık değildi ve onları da daha iyi anlamak için birkaç kere okumaya çalışırdık. Üstelik anlama çabası için birkaç kez okumak, o yazarları bize, bizi onlara daha çok yaklaştırır ve sımsıkı bağlar.

Anlamaya çalışarak okumak

Oysa bugün, okuduğu metinleri biraz zor anlaşılır bulur bulmaz, “Böyle yazılmaz,” diyenler; “Okuduklarımdan bir şey anlamadım, anlaşılması güç metinler yazmak anlamsız,” diyenler. Pek çoklar. Anlaşılır olmak ya da olmamak, edebiyatın ölçütü değil. Edebiyat, dilencisi olduğumuz bir hikâye. Nerede varsa oraya gitmekle kalmıyor, arayanları da sürüklemeye çalışıyorum. Gitgide daha çok yaş almaktan mı bu, diye düşünmüyor da değilim. Okuduğu metnin anlaşılmadığını öne sürenlerle o metinleri bazen ve yüksek sesle birlikte okuyorum ve hemen her zaman görüyorum ki, anlamaya çalışarak okumak, her şeyi birdenbire apaçık hale getirebiliyor.

Demek sorun bazen yalnızca bizde de olabilir. Acaba yazınsal bir metni okuma biçimimde bir eksiklik var mı? Kaç yıldan beri roman, öykü okuyorum; okuduğumu anlamak için okuma biçimimi gözden geçiriyor muyum ve bildiklerimden başka aslında bilmem gereken başka yazarlar hangileridir ve onları keşfetmek için çaba gösteriyor muyum? Okuduğumu anlamaya çalışmıyorsam, yazmaya niçin çalışıyorum?

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir