Utku Erişik yazdı: Adetten Kesilmiş Kibar Orospunun İktidarı

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Utku Erişik yazdı: Adetten Kesilmiş Kibar Orospunun İktidarı

Utku Erişik yazdı: Adetten Kesilmiş Kibar Orospunun İktidarı

Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmek için çabalayan ama “ressam” olamayacağı kendisine kibarca bildirilen Hitler, her yanı kanla boyamadan önce, elinden fırçayı düşürmemekte ısrar edip, boya-badana işleri yapmıştı. 70 milyon insan yaşamının ırzına geçmeden önce de, kendi geçimini böyle sağlamıştı. O yüzden lakabı “Badanacı” idi…

“Faşizm Üzerine Yazılar” adlı kitabından Bertolt Brecht’in şu satırları çok önemli:

“Badanacı, yasal yollarla iktidara geldi. Partisi birdenbire en büyük parti oldu. Yasalara göre de, hükümeti kurma görevi bu partiye düşüyordu. Halk büyük bir şaşkınlık içindeydi. Kurulu partilerden hoşnut olmayan ve Badana’cının partisine, henüz iktidara gelmediği için kimseyi hayal kırıklığına uğratmamış bir parti gözüyle bakan birçok kimse vardı. Kırpıcılar, yemleyiciler ve çobanlarından hoşnut olmayan danalar bir kez de kasabı sınamayı kararlaştırdılar…”

Yani Brecht Usta diyor ki; sen yok olmak üzereyken seni yeniden var eden, sana tam bağımsızlığını ve tüm dünyanın gıptayla izlediği devrimleri armağan eden kişiyi unutmuşsan, onun ilkelerinin bekçisi olmak yerine, kendine “kırpıcı”, “yemleyici” ve “çoban” arar hale düştüysen, en sonunda bir de kasabı sınayan bir danaya dönersin!

Sözgelimi, nüfusunun yarısından çoğu açlık sınırının altında yaşayan bir ülkedesin. Bu açlığa çözüm olarak patatesin iktidar olması gerekirken, patateskafalılar iktidar oluyor hep. Hem de bazen bir değil, iki değil, üç kez arka arkaya… O zaman durum işte, “kasabı sınamak”tan daha vahim demektir… Kasap, sana “balyoz”u konuştururken, kendi satırını indirir üzerine. Sonra her gün gazeteden şehit haberi okursun satır satır… Dediğim gibi, “sözgelimi”…

Sakın “Bu patates de nereden çıktı şimdi?” demeyin bana!

Bugün birileri kendini uyaran Kemalist aydınlara tekmeyi savurup, çevresindeki tüm Kemalistlere düşman kesilip, kendilerine fikri önder diye Demirel’i seçtilerse, durup iki kere düşüneceksin. O Demirel değil miydi, cumhurbaşkanlığı zamanında bir araba fabrikasının kıraç araziler dururken Sakarya’daki tarıma elverişli araziye kurulacak olmasının eleştirilmesi üzerine, “Ne yani, orada patates yetiştirsek mi iyi, yoksa araba üretsek mi? Gerekirse bu fabrika için Köşk’ün bahçesinden bile yer veririm!” diyen?

Şimdilerdeki “ileri demokrasi” günlerimizi borçlu olduğumuz kişilerden biri olan bu insan evladı, Türkiye’yi bugünlere kimlerin nasıl getirdiğinin de iyi bir örneği sayılabilir.

Patates, bir kez de Almanya’da devletin zirvesinde boy göstermek istemişti; ama sahnede size yine çok tanıdık gelecek bir patateskafalı vardı.

Bertolt Brecht anlattı bunu da, “Bir Büyük Karamsar Üzerine Düş” adlı şiirinde. Yazı uzayıp gitmesin diye şiirin hepsini almayacağım; meraklısı bulur, okur. Bu şiiri Brecht, savaştan dolayı açlık sorunuyla karşı karşıya kalan ülkesinde yazmıştı; o yüzden de şiirinin başına “Patates Kıtlığı Sırasında” diye bir not düşmüştü. Hitler’in başta olduğu, patates yerine tarlalarda tank “yetiştirilen” ülkesinde Brecht, bu şiirinde gördüğü bir hayali anlatarak, bir patatesi konuşturmuştu. Hayaldi, evet… Ne de olsa, Brecht’in ülkesinde de “hayaldi” denilen birçok şey “gerçek” olmuştu birer birer! Bu hayalde, Badanacı’nın konuşmasından hemen önce kürsüye fırlayıveren bir patates vardır. Halkını bu Badanacı’ya karşı uyarmak isteyen bir patates… Özetle, “Bugüne kadar sizi ben besledim, doyurdum. O halde şimdi benim de en az bu Badanacı kadar konuşmaya hakkım var!” der ve Hitler’i dinlemek üzere toplanan insanlara iki seçenek sunar. Sonrasını Brecht Usta’dan dinleyelim:

“Haydi, ya o ya ben! / Onu seçerseniz yitirirsiniz beni. / Ama ille de ben gereksem size, / onu buradan def etmelisiniz. / Onun için, bana kalırsa, / daha fazla vakit kaybetmeyin dinleyerek onu, / çünkü az sonra yakapaça o atacak beni buradan. / Ona karşı ayaklanırsanız öleceğinizi söylese bile / unutmayın şunu sakın: / bensiz de ölürsünüz çocuklarınızla birlikte!”

Şaşırmayın, patatesi seçse karnı doyacak olan halk, Hitler’in hitabet gücü yüksek yalan konuşmalarına kandığı için savaşın bataklığına girdikçe girer ve aç kalır. Sonuç mu? Yine size tanıdık gelecektir; “Almanya seninle gurur duyuyor!” diye parti konuşmalarında alkış tutulan bu faşist, malumunuz, ülkeyi felakete sürükler. Emperyalizm de ağzından akan salyalarla gelir, aynı milleti ikiye böler, ortasından bir duvar geçirir, sonra da gözetleme kulesine oturup keyfini sürer.

En sonki Almanya turnem sırasında Berlin’deki müzeden, yıkılmış olan Berlin Duvarı’nın 90 gram bile olmayan bir parçasını satın aldım, 9 Avro’ya… Sonra mevsimlik Polonyalı işçilerin çalıştığı tarlaların yanından geçerken, o işçilerin saatlik ücretinin 3 Avro olduğunu öğrendim. İşte emperyalizm ve kapitalizm işbirliğine de en güzel örnek size!… Biri, önce yapıp sonra yıktığı duvarın parçalarını bile paraya çevirirken, diğeri “karın tokluğu” demek bile olmayan bir paraya işçi çalıştırıyor. Hem de aynı topraklarda!

Ne yalan söyleyeyim, Brecht gibi ben de geçenlerde bir hayal gördüm. Gördüğüm hayalde bir “çantacı” da tüm bunları istiyordu, hem de Mustafa Kemal’in topraklarıyla aynı topraklarda!

Allah, “Hayaldi, gerçek oldu”ğunu göstermesin; tıpkı Badanacı gibi, bir Çantacı da bunu istiyordu gördüğüm hayalde…

Çantacı, Büyük Başkan’ın memelerine yapışmış, içtiği bozuk sütten bağırsakları hastalanmıştı.

Çantacı, CIA’nın Türkiye masasının üzerine çıkmış, şeflerinin gönlünü eylemek için çantasıyla striptiz yapıyordu.

Çantacı, Pentagon’un uçaklarına binmiş, emperyalizmin kuryeliğine soyunmuş, çanta taşıyordu oradan oraya. Suriye’den Irak’a, Irak’tan İran’a, İran’dan Washington’a…

Çantacı, Pensilvanya’daki bir kuklanın ipleriyle çantasının söküklerini dikiyordu.

Çantacı, Washington’a her gidişinde Beyaz Saray’ın bahçesinde kendisi için ayrılan kulübede kalıyor, Kemalistlere gözü dönmüş bir kuduz gibi saldırmak için özel bir eğitim alıyordu.

İşin kötü yanı da, ağzından “Allah”ın adını düşürmeyen bu Çantacı’nın görünen maaşını, yine Allah korusun, Türk ulusu ödüyordu. Görünmeyeni de, Büyük Başkan’a yaptığı “komple muamele” karşılığında alıyordu…

Ben de bu hayali nereden gördüysem, gerçekmiş gibi içim daraldıkça daralıyor o günden beri.

Nasıl daralmasın?

Hâlâ 1923’te kalmış, Mustafa Kemal’den başka laf etmeyen, durmadan Kuvayı Milliye, Milli Mücadele ve Cumhuriyet’ten söz eden bir geri kafalıyım, bu ileri demokrasi günlerinde…

Çantacı’nın ülkeyi sardığı tarikat yumağıyla oynamamak için direnen ve de asla oynamayacak olan inatçı bir kediyim işte. Mustafa Kemal’in çocuğuyum işte, ne yapayım…

Hayal de olsa, Çantacı nefret eder benden ve benim gibi düşünenlerden… Ona dünyayı dar edecek yürek bu topraklarda yalnızca Kemalistlerde vardır çünkü, kimse bana martaval okumasın. “Yetmez ama evet”çiler, tarihte her zaman bu topraklarda asalak yobazlarla işbirliğine girip “yetmez ama kelek” yapmışlardır aydınlık devrimcilere… Mustafa Kemal’i reddederek devrim yapacağını sananlarsa bu topraklardaki asalaklar olarak değil de, salaklar olarak geçecektir tarihe…

Badanacı, otoban yapıyordu memleketin her yerine; bunu gören Alman asalaklar ve salaklarsa, “Yaşasın, hizmet geliyor!”, “Adam çalışıyor beyler!” ya da “Yiyor ama iş de yapıyor!” gibi laflar ediyorlardı. “Autobahn” adı konulan bu yollar, daha sonra anlaşıldı ki, Hitler tarafından tank geçirilmek için yapılmış… Aaa, meğer adam otobanlarla göz boyarken, otobanların altından hiç çaktırmadan faşizm ırmaklarını akıtmış… Ne oldu, bu da mı tanıdık geldi?

Badanacı, “doğurun” diyordu, “doğurun!”… Alman asalaklar ve salaklarsa, “Doğru söylüyor, ürememiz, çoğalmamız gerek!” ya da “Adam doğru söylüyor beyler, genç ve dinamik bir nüfusumuzun olması gerek!” diyorlardı… Aaa, meğer adam ölüme gönderecek körpe fidanlar aramıyor muymuş! Tamam burada kesiyorum, siz anladınız…

Can Baba, bir şiirinde, “Yardımı kesildi ya Amerikan dostluğunun / Gençler, kendinize mukayyet olun! / Kime saldıracağı belli olmaz haaa / Adetten kesilmiş kibar orospunun!” diyordu.
UTKU ERİŞİK/Tiyatro Sanatçısı – Yazar
utku@tiyatrobirileri.com

Haberin Tamamı İçin: http://www.ilk-kursun.com/haber/107338

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaBalyoz DavasıIrakİranSakaryaŞehitSuriyeTiyatro
Görüş Bildir