Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir. Onedio ana sayfasından, kategori sayfalarından ve arama motorlarından bu içeriğe ulaşılamaz.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ülkemiz Çağın O Kadar Gerisindeki !

0PAYLAŞIM

Öncelikle bu yazımda bahsedeceğim konu çarpıtılmaya açık ve ancak ön yargılarımızı bırakıp objektif bir şekilde okuyup anlayabileceğimiz zor bir konu bunu baştan ifade edeyim.

Toplumların tarihine baktığımız vakit, insanların gayretleriyle belli birikimlere ulaşıldığı ve de bu birikimler sonucunda da toplumların farklı, ileriye yönelik değişimler geçirdiğini gözlemleyebiliriz. Değişimi başarmış ve bizim toplumumuza göre her yönden daha iyi bir durumda olan batı toplumları, rahatlıkla çağı yakalayan ve tarihin kırılma noktalarını olumlu yönde değerlendirmiş topluluklar arasında göstersek herhalde yanılmayız. Batı ile doğu toplumları arasında karşılaştırma yaptığımız sırada ve bu konu açıldığı vakit, kendi ülkemizi yüceltir fakat "aslında, ama, keşke" gibi ifadeler kullanarak tarihteki kırılma noktalarını yakalayamamış ve yakalasa bile pozitif yönde değerlendirememiş bir toplum olduğumuzu farkında olmadan dışa vururuz.

Batı toplumları çok ağır bedeller ödeyerek Magna Carta'yı Krala kabul ettirmiş, Fransız İhtilali ile mutlak monarşiyi devirmiş ve cumhuriyet rejiminin temellerini atmış, bilimin, felsefenin, sosyolojinin sanatın etkisiyle Aydınlanma Çağını yakalamış, bütün toplulukları sosyo-ekonomik yönden büyük değişimlere uğratmış olan Sanayi Devrimini gerçekleştirmiş ve en sonunda da bugün bilgi, iletişim, internet çağı adlarını verdiğimiz dönemi yaşamamıza vesile olmuşlardır.

Bizim toplumumuz ise daha çok kendi alanını koruma dediğimiz muhafazakarlık ile yoğrulmuş ve bu kavramı da maalesef geleneklerini, geçmişini muhafaza etmek olarak değilde daha çok  din eksenli ve değişime kapalı olarak yanlış bir biçimde algılamıştır. Yani kısaca kavramlar istemli veya istemsiz olarak belli kişiler tarafından çarpıtılmış veya yanlış anlaşılmış sonuçta da doğu toplumları bir türlü ilime ve fenne doğru bir sıçrama yapamamıştır. Doğu toplulukları ilk ve orta çağlarda geçerli olan din ve tarım gibi alanlarda başarılı, dünyaya yön veren bir konumda olmuş fakat, sanayi devrimi ve bugün bilgi çağı dediğimiz dönemleri dönüşüme kapalı olmaktan ve bunun tehlike getireceğini sanmaktan dolayı olumsuz olarak görmüş ve hala görmeye de devam etmektedir. Buna birde insanları bir hiç gibi gören ve liderleri olmadan kendi başlarına bir şey yapamayacaklarını öğütleyen "biat kültürü" eklenince ve feodal, ataerkil gibi insanın değil liderin özellikle erkeğin önemli olduğu bir yapı bizim toplumumuza entegre olunca kaçınılmaz son dediğimiz hastalıklı bir toplum modeli ortaya çıkmıştır.

Yukarıda bahsettiğim kavramların hayatımızın her alanına o kadar korkunç etkileri vardır ki bir oturup düşünsek herhalde biz gerçekten eksik hissetmeden, dolu dolu hiç yaşayamamışız deriz kendi kendimize. Ayrı bir parantez açmak gerekirse tabii bunlar insanın hayattan beklentileri ile ilgili olan şeyler. Yani beklentileriniz basit bir hayat da olabilir ve bunu da kimsenin eleştirme hakkı yoktur. Benim bunları açıklamamın sebebi daha rahat, daha öz güvenli bir toplum olmamız gerektiğinin inancında olmam.

Bu bahsettiğim ön bilgiler aslında Türkiye'nin neden bastırılmış bir toplum olduğunun ve niye bir türlü çağı yakalamadığımızın aslında gizli falan olmayan çok açık şifreleri. Şimdi sizlere bastırılmışlık ile ilgili toplumumuzda çok ayıp, zihinlerimizde kendimize hep yasak koyduğumuz konulardan bahsedeceğim.

Örneğin hayatımızda hep kendimizi frenlediğimiz, büyüklerimiz tarafından yasak, ayıp olarak öğütlenen cinsellik konusu. Bu kavramın insanlık tarihinde ne kadar kutsal bir kavram olduğunu zaten söylemeye ve bizim bu çağlara kadar gelmemizi sağlayan bir kavramın daha fazla öneminden bahsetmeye gerek yok sanırım. Bu konu aslında çok basit ve gerektiğinden fazla  anlam yüklenecek de bir durumu yok. Gelgelelim, maalesef doğu toplumlarında bu kavram bir ihtiyaç değilmiş gibi ve sanki dünyada böyle bir kavramın olmadığına inanılmış gibi hareket eden milyonlarca insan var. Bu kavramın yok sayılması veya ciddiye alınmaması ülkemize ve doğu topluluklarına o kadar kötü şeylere neden oluyor ki tarif bile edemezsiniz.

Belki de bizim toplumca öz güvenimizi sarsan, sosyal olaylara özellikle siyasete müdahil olmamızı engelleyen ve bizi sosyo-ekonomik bakımdan büyük bir sekteye uğratan 1980 Darbesi, neden ülke olarak bastırılmış olduğumuza çok yerinde bir örnek olur. Kısaca o dönemi hatırlayacak olursak ülke olarak büyük bir ayrım yaşamaktaydık ve sağ sol dediğimiz iki farklı ideoloji ile birbirimizi empati yeteneğinden yoksun bir şekilde yok ediyorduk. O dönemde sistemli olarak insanların sosyal duyarlılığına büyük bir darbe yapıldı. Bunun faturası da tabii ki o dönem ki gençlere ve yeni doğacak çocuklara çıktı. 80 darbesinin bize bıraktığı miras gerçekten gençleri siyasi kimliksiz bıraktı ve ülkesinde ucu kendine dokunacak siyasi olaylara müdahil olmak istemeyen apolitik bir nesili ortaya çıkardı. Peki ne mi oldu sonuçta? Gençlerimiz temel hak ve özgürlükler çiğnenirken, hukuk ayaklar altına alınırken istemsiz bir şekilde olan biteni bir anlam veremeden izlemek zorunda kaldı. Sonuçta da cesareti kırılmış, kendi siyasi görünüşünü açıklayamayan, bir işe girişirken hep çevresinden destek isteyen pasifize edilmiş bir nesil ortaya çıktı. Bu sayede pasif yetişmiş gençlerimiz işte, sosyal hayatta, aile yaşantısında, ikili ilişkilerde maalesef büyük sıkıntılar yaşadı ve bu sayade de ülke olarak dinamizmi kaybettik. Bu dinamizmi  kaybettiğimize inanmıyorsanız  gelişmiş ülkelerdeki kriz dönemlerinde insanların nasıl temel hak ve özgürlükler peşinde koştuğunu, nasıl tepkiler verdiğine bakın, birde bizde aynı kriz durumları yaşanırken verdiğimiz daha doğrusu vermediğimiz tepkilere bakın cevabı zaten bulacaksınız.

Ülkemizde bizi tüketen bir başka meselede feodal sistem ve ataerkil yapıdan bir türlü kopamayışımız oldu. Bu iki kavramdan kuşkusuz en büyük ceza çekenler kadınlarımız oldu. Kendi başına karar vermesi sakıncalı bulunan, cinsellik, aşk, sevgi gibi temel duygularımızı yaşamalarına erkekler tarafından karar verilen kadınlarımız, gelişmiş ülkelerdeki gibi modern, hayattan ne istediğini bilen, özgür ve kendi ekonomik bağımsızlığını sağlayan bir konuma yükselemedi  ve hep birileri tarafından yönlendirilen, kendi başına karar vermesi devamlı engellenen  bir kadın profili ortaya çıktı. Sonuçta da kendi ekonomik bağımsızlığını kazanamayan ve bunun yanında eğitim görmesi de engellenen kadınlarımız maalesef aile ilişkilerinde, toplumda, ekonomik durumlarda ve en önemlisi çocuk yetiştirmede bir sürü olumsuz durumla karşılaştı. Şunu da belirtmek isterim ki gelişmiş ülkelerde de tabii ki kadınların hala sorunları vardır ama bize nazaran daha fazla yetişmiş insan kazandırmışlardır dünyaya. Bu da onların dünya sahnesinde daha fazla rolü olmasına vesile olmuştur.

Birazda muhafazakarlık konusundan bahsetmek istiyorum. Muhafazakarlığın kelime anlamı vikipediden aynen alıyorum geleneksel sosyal etmenlerin muhafaza edilmesini destekleyen politik ve sosyal felsefedir. Daha belirgin bir anlamda toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan sağ kanat siyasi ideolojidir. İşte bu tanımda en çok dikkat edilmesi gereken değişime kapalı olma vurgusudur.. Tarihten bu yana belkide en çok bizi tüketen  hep değişime, yeniliğe kapalı olmamız ve bunu yenmek için en ufak  bir çaba bile göstermememiz durumudur . İnsan değişen bir varlıktır ve sonuçtada toplumun en küçük yapı taşı olan insanlarımız çağa ayak uyduramadığından ve geleneklerinden bir türlü kopamadğından dolayı malesef değişimi hep kötü olarak algılamıştır. Bütün bunlarda bizim ülkemizde devamlı sağ ideolojilerin güçlenmesini sağlamış ve sol ideoloji devamlı kan kaybetmiştir. Bu sayede ülke olarak hep bir siyasi dengesizlik ortaya çıkmış ve çoğu zaman sağın egemen olduğu ve karar merci olduğu bir toplum modeli ortaya çıkmıştır.

Sizlere ülkemizin  sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi alanda dünyada söz sahibi olamamasının nedenlerini açıklamaya çalıştım. Ülke olarak bizi baskı altında tutan, çağı yakalamamızı engelleyen ve bunlara neden olan durumları  yukarıda bahsettiğim konular ile değerlendirirseniz neden ülke olarak ileriye doğru sıçrama yapamadığımızın fotoğrafını net bir şekilde görmüş olursunuz.

Son Söz: Geleneksel ve artık miladını çoktan doldurmuş düşünce kalıplarımızı değiştirmezsek eğer üzgünüm ki yerimizde saymaya ve hatta ülke olarak geri gitmeye devam edeceğiz benden söylemesi.

Bir dahaki yazılarımda görüşmek üzere

Serdar Uraz

Bu içerik, sadece içeriği yaratan kullanıcı profilinde listelenmektedir.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir