'Ufukta Türkiye Var'

-

Ufukta Türkiye Var

Ufukta Türkiye Var

İnternet haberciliğinin kraliçesi, Campaign dergisi için Oray Eğin’e konuştu: “Dünyanın üçte ikisine haber vermek istiyorum. 10 ayrı dilde daha yayına başlayacağız. En iyi insanlarla çalışmak, okurlara bu çağın önerdiği her şeyin en iyisini vermek için geliyoruz.”

New York Times gibi saygın gazeteler yalan haberlerle Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu yazıp ABD’yi savaşa sürüklerken Huffington Post adını aldığı Arianna Huffington'ın önderliğinde Amerika’ya değişim, umut vaat ediyordu. Barack Obama’nın seçim sloganları gibi.

Obama yıllarının HuffPost’un sonu olacağını düşünenler vardı. Misyonunu tamamladığı, Demokratlar’ın yönetimindeki bir ABD’de artık ihtiyaç kalmadığını iddia edenler.

Son dört yılda tam aksi oldu.

Bir kere Obama’ya da muhalefet etmeye başladı. Haberciliğin dönemsel değil sürekli olduğunu kanıtladı. Bana da söylüyor zaten: “Biz gazeteciliği Beyaz Saray’da kimin oturduğuna bakarak yapmıyoruz.”

315 MİLYON DOLARA AOL'LE BİRLEŞTİ

Mütevazı bir blog olarak başlayan HuffPost tam bir sene önce AOL’le birleşti. 315 milyon dolara! Bu birleşme İnternet medyasında da yeni bir döneme işaret etti: Değişim ve umut, diyeyim yine. Öncelikle haber alma şeklimiz değişti. Dahası, yeni medyanın da kendi kendini çevirebileceği, etkin olabileceği, geleneksel medya gibi bütçelere ulaşabileceğine dair umut verdi.

Huffington Post bugün sadece ABD’yi kapsamıyor. Sadece siyaset haberlerinden de ibaret değil. Eşcinsellikten magazin dedikodularına, dış haberlerden küçük bir kasabanın dertlerine kadar ne ararsanız var. Kim ne ararsa, neyle ilgileniyorsa. Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da birbiri ardına yeni siteler açılıyor.

“Türkiye’de bir medya grubuyla görüştüğünüz doğru mu” soruma şimdilik sessiz kalmayı tercih ediyor. Ama Türkiye’ye geleceği büyük bir sır değil. Yakında com.tr uzantısı Huffington Post’a eklenecek. **YENİ MEDYA = ÖZGÜRLÜK = HUFFINGTON POST

Arianna Huffington’ın hikayesi Yunanistan’da başlıyor. Oradan Oxford Üniversitesi’ne ve ardından Yeni Dünya’ya uzanıyor. Bugün Amerika’nın Demokrat basınının önde gelen simalarından biri. Bir dönem sağcı, yani Cumhuriyetçi olduğuna, hatta televizyona sağcıları savunmak için çıktığına inanmak mümkün değil. Kendisi için de kötü bir şaka o günler. Oğul Bush döneminde kurulan Huffington Post o yıllarda Amerikan hükümetinin yalanlarına, gayrı meşru savaşlarına, büyük medyanın itiraz edemediği her şeye karşı şövalyelik yapan bir muhalefet sitesiydi. Gazetelerin yazmadığını yazıyor, yapmadığı muhalefeti yapıyordu.

Öyle bir platform oldu ki burası, sesini duyurmak isteyen pek çok farklı kulvardan ismin katkısıyla büyüdü. Bağımsız gazeteciler hiç para almadan destek çıktı HuffPost’a, Alec Baldwin gibi bugün politik duruşuyla ünlenen yıldızlar köşe yazarlığını denedi ilk kez burada.

Çünkü yeniydi. Daha da önemlisi özgürdü. Yeni medya eşittir özgürlükse bunun en sağlam örneğini sundu Arianna Huffington.

KARARLARI O ALIYORHuffington Post’un günlük operasyonunun ne kadar içindesiniz? Haber masasında, üretimde, haber alıntılanırken editörlerin başında mısınız yoksa yönetim katında mı takılıyorsunuz daha çok?** HuffPost’ta yayınla ilgili günlük kararların hep içinde oldum, hala da içindeyim. Herhalde işin en sevdiğim kısmı bu. Editörlerimizde sürekli temastayım. Sadece günlük haberleri değil, başkalarının şöyle bir verip geçtiği ve artık üzerinde durmadığı haberleri de nasıl verebiliriz, nasıl gündemde tutabiliriz diye tartışıyoruz kendi aramızda.

Bush yıllarında bu platformun büyük bir açığı doldurduğunu söylemek yerinde olur herhalde. Ancak Bush yılları geride kalınca da büyümeye devam ettiniz. Nasıl oldu bu? Doğrusunu söylemek gerekirse biz haberciliğimizi ya da büyümemizi Beyaz Saray’da kimin oturduğuna göre belirlemiyoruz. HuffPost’taki yaklaşımımız hep “sağın ve solun ötesinde” oldu. Milyonlarca işsiz Amerikalının dertlerini dillendirmenin sağcı ya da solcu olmakla ilgisi yok. Ya da dünyadaki pek çok insanı ilgilendiren krizleri önemsemenin… Ama tabii bunu derken son dört yılda kesinlikle büyüdüğümüzü de eklemem gerek. 70’in üzerinde özel bölümümüz, kategorimiz var. Huffington Post Medya Grubu’nun dünya çapında 800’ün üstünde çalışanı var, buna editörler, satış ekibi, muhabirler, teknik servis ve pazarlama da dahil. Okurlarla kurulan iletişim içinse şu rakamları vereyim: Altı yılda 100 milyon yorum yapılmış siteye. Ama altı ay sonra 150 milyon yoruma ulaşmışız!

HuffPost’un Bush yıllarında belli bir misyonu var mıydı? Bugün nerede duruyorsunuz? O zaman da şimdi de amacımız hep aynıydı: İnsanların yemek masalarında siyasetle, sanatla, yeme-içmeyle, kitaplarla, seksle ilgili yaptıkları sohbetleri bir şekilde bulup, bu konuları açıp, gündeme getirip İnternet’e taşımaktı. Doğrusu bu konuda hiç sıkıntı da çekmedik. George W. Bush Başkanlığı bıraktıktan sonra da konuşmaya değecek pek çok konu vardı.

Evet ama Bush yıllarında HuffPost bir muhalefet merkezi olarak algılanıyordu, bu sayede parladınız. Bu aslında bugün de bir ölçüde geçerli, her ne kadar o zamanki kadar keskin olmasanız da. Uzun vadede başarının bir sırrı var mı? Bizler haberci olarak seçilmiş siyasetçileri hep aynı katı denetlemeye tabi tutuyoruz. Sağın ve solun ötesinde olmamızın faydalarından biri de bu. Hangi partide olurlarsa olsunlar kurumlar ve seçilmişler bizim eleştirilerimize maruz kalacaklardır. Bu kaçınılmaz. Mesela ben kendi yazılarımda da Başkan Obama’yı epey eleştirdim. Bizim muhalif damarımız bir parti ya da ideolojiyle ilgili değil. Biz kendimizi mesuliyet sahibi insanların yanında bir ses olarak görüyoruz, Başkan kim olursa olsun.

GAZETELER ÖLECEK Mİ?Biraz da medyanın geleceğinden bahsetmek istiyorum. O klişe soruyla başlayayım: Gazeteler ölecek mi, bu ölüm ne zaman gerçekleşecek? Yaşadığımız süre boyunca hep basılı gazetenin olacağına inandım. Ama biz HuffPost’ta daha melez bir geleceği bekliyoruz. Geleneksel kurumların İnternet gazeteciliğinin yöntemlerini kullanacaklarını düşünüyorum. Hız, şeffaflık, okurla karşılıklı iletişim ve temas halinde olmak yeni medyanın getirdiği şeyler. Ama aynı zamanda yeni medya da geleneksel gazeteciliğin en iyi yönlerini adapte etmeli. Mesela bilgi doğrulama, adil ve doğru haber vermek. Özünde ‘yeni medya’ ya da ‘eski medya’ diye ayırmanın da pek anlamı yok. Gazetelerin misyonu hiçbir zaman bitmeyecek, sadece bu misyonu nasıl yerine getirdikleri durmaksızın değişecek.

New York Times medya eleştirmeni David Carr’ın bir tespitini paylaşmak istiyorum: Büyük medya kurumlarının belirgin alanlara yönelen okuru çekemediğini öne sürüyordu. Mesela teknoloji haberlerini teknoloji sitesinden almayı tercih ediyor okular, ya da magazin haberlerini magazin sitelerinden. Fakat size bakıyorum, HuffPost’un gövdesi öyle geniş ki... Bir dolu kategoriniz var, bir sürü insan ziyaret ediyor. Başkalarının başarısız olduğu alanda nasıl öne çıkıyorsunuz? Açıkçası insanların tutkularıyla ilgili merak ettikleri ne varsa onu karşılayacak kadar alanımız var. Ama bunu kendi yöntemlerimizle yapıyoruz. HuffPost’ta her şeyi beklenti, sürpriz ve biraz da oyunla sunuyoruz. Özellikle başlıklarımız ve spotlarımız hep çekici. Bizim sitemizi ziyaret ettiğinizde hep burada şenlikli bir şeyler olduğunu hissediyorsunuz, neredeyse okur için her gün özel bir şov düzenliyoruz. Ne yalan söyleyeyim bunu yaparken de eğlenmekten hiç korkmuyoruz. Bu sayede okurlar bizle iç içe oluyor ve de zaten böyle böyle büyüdük.

FRANSA, İSPANYA DERKEN...Yakın zamanda Fransa’da yayına geçtiniz ve Anne Sinclair’le çalışmaya başladınız. Sinclair ülkesinde meşhur bir gazeteciydi zaten ama IMF Başkanı Domnique Strauss Kahn’ın eşi olarak dünya çapında adı duyuldu. Bu konumu onu seçmenizde etken miydi? Anne Sinclair’in gazeteciliği beni hep etkilemiştir. İşine olan bağlılığı, her işte mükemmel bir çizgi tutturması, yeni fikirlere olan tutkusu... Ayrıca İnternet gazeteciliğini önemseyip benimsemesi de çok hoşuma gidiyor. Bizim yayın yönetmenimiz olmadan önce de annesinclair.fr sitesinde blog yazıyordu.

Peki kimler Huffington Post’ta çalışabilir, kriterleriniz ne? Herkes gibi biz de en iyilerle çalışmaya özen gösteriyoruz. Tutku arıyoruz. İnsanlarla kolay bağ kurabilecek, eğlenebilen ve size tarif ettiğim gelecekteki melez gazeteciliğin ön sıralarında yer almaya aç insanlar arıyoruz. Dünyada da yerleşik medya kuruluşlarıyla ortaklık kurduk. Le Monde’la Fransa’da, Gruppo Espresso’yla İtalya’da, El País’le İspanya’da ortaklık kurduk. Onların eşi benzeri olmayan yerel tecrübelerinin vermek istediğimiz haberlerde ne kadar anahtar rolü oynadığını anladık. En az bunun kadar önemli olan da insanlara anlatmak istediklerini anlatabilecekleri bir ortam sağlayabilmek.

**Uykunun öneminden sık sık bahsediyorsunuz. Hatta HuffPost ofisine uyku odaları yaptırdınız. Sizce çağımızda uyumak vakit kaybı değil mi?

Hayır! Tam aksine. Asıl vakit kaybı uyku saatlerini azaltmak. Uyku hayatımızın pek çok alanına tesir ediyor. Sağlığımız, işimiz, hafızamız, yaratıcılığımız hep uykuya bağlı. Amerika da, birçok başka ülke gibi, uyku eksikliğinden çok çekiyor ve bunun bedelini ödüyoruz. Haftada 70 saat çalışmanın haftada 60 saat çalışmaktan daha faydalı olacağına dair hiçbir somut örnek yok. Belki de büyük fikirlere ulaşmak için yapmamız gereken şey gözlerimizi kapamak.

BlackBerry kullandığınızı biliyorum. Bağımlı mısınız?

Dört tane BlackBerry’im var. Evet tam dört! 2010 yılından bu yana uykuya önem vermemin nedeni bu. Yatağa girmeden önce BlackBerry’mi başka bir odada şarj etmeye başladım. Böylece gece uykum kaçarsa gözümü açıp hemen bakmayayım diye... Mesaj mı gelmiş, mail mi düşmüş en azından bir şekilde kendimi engellerim dedim. Evet, bağımlıyım. Ama bir anda kesmektense ufukta teknolojiye bağımlılığımızı azaltacak çözümler beni heyecanlandırıyor. Büyümeye, başka ülkelere yayılmaya devam edecek misiniz?** Evet. Önümüzdeki yedi sene içindeki hayalim Huffington Post’u 10 dilde yayınlayıp dünyanın üçte ikisine haber verecek hale getirmek.

"SINIRSIZ KAYNAĞIM OLSA..."İyi de Huffington Post markası başka ülkelerdeki okurlara onlarda olmayan neyi verecek? Okurla medyanın birlikteliğinin altın çağındayız ve HuffPost olarak amacımız okurun bu sürecin en iyi şekilde parçası olmasını sağlamak. Bunu özel haberlerimizle, blog platformumuzla, alıntıladığımız haberlerle yapıyoruz. Her zaman söylediğim bir şey var: Sınırsız özgün içerik üretecek sınırsız bir bütçem olsaydı bile hala başka kaynaklardan haber alıntılardım. Çünkü dünyada pek çok kurum harika içerik üretiyor. Biz de okurlara bu içeriğe ulaşmalarına aracılık ediyoruz. Tabii kendi yöntemimizle; tutkuyla, eğlendirerek.

İnternet sitelerinin sadece reklam gelirleriyle ayakta kalmaları güç mü hala? İlla sizde olduğu gibi AOL gibi yatırım yapacak bir güç mü gerekiyor? Reklam stratejimiz sadece tık sayısına göre değil. Sponsorluk anlaşmalarımız da var. Sponsorlu bölümler açtık sitede. Mesela Johnson&Johnson’la ‘Küresel annelik’ ya da Capella Üniversitesi’yle ‘İyi haberler’ bölümlerimiz var.

"ESKİDEN NE YAPIYORSAK DAHA FAZLASINI YAPIYORUZ"AOL’le birleşmeniz nasıl gidiyor? HuffPost için bu birleşme zaten çok hızlı giden bir trenden süpersonik bir jete sıçramak gibi oldu. Aynı yöne doğru ilerliyoruz, aynı kişiler direksiyonun başında, hedeflerimiz aynı ama istediğimiz yere çok daha hızlı varıyoruz.

Pek çok kişi HuffPost’la AOL’in birleşmesinin sitenin bağımsız duruşunu baltalayacağını düşünüyordu. Zaman kimi haklı çıkardı? Yayın çizgimiz HuffPost’un bağımsızlığını kaybedeceği endişelerini boşa çıkardı bence. Birleşmeden bir sene sonra hala siyasi liderleri sorumlu tutuyoruz, hala dikkat çekmesi gereken haberleri gündeme getiriyoruz, elimizdeki bütün imkanlarla o eskimiş sağ-sol çizginin ötesine geçmek için uğraşıyoruz. Açıkçası hiç değişmedik. Hala eskiden ne yapıyorsak aynısını yapıyoruz. Hatta eskiden ne yapıyorsak daha fazlasını yapıyoruz.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AltınAmerika Birleşik DevletleriBarack ObamaBlackberryFransaIMFIrakİspanyaİtalyaTercihYunanistan
Görüş Bildir