Türkiye'de Keyifle Seks Kölesi Olmak Mümkün Mü?

-

Türkiye'de Keyifle Seks Kölesi Olmak Mümkün Mü?

Türkiye'de Keyifle Seks Kölesi Olmak Mümkün Mü?

Kadın okurlar, yayıncıların bütün dayatmalarını döve döve, kendi 'kadınsı' zevklerine göre olan kitabı sektörün tepesine bayrak gibi dikti. Romantik bir aşk hikayesi tadındaki kitap, sado mazohizmi batılı kadının cinsel hayatına katmış görünüyor. Peki Türkiye bu fantezilere ne kadar açık?

Grinin Elli Tonu ’nun anavatanı İngiltere ’de, Watersons kitabevi zincirinin bir şubesindeyim. Çok satanların, yeni çıkanların, günün popülerlerinin kapı önünde oluşturduğu yığına göz atıyorum. Buradalarda E.L. James imzasıyla yayımlanan Elli Ton üçlemesinin grili siyahlı mavili kapaklarını görmeye bir süredir alışkınım. Ama bu kez farklı bir durum var: popüler kitaplar reyonu benzer kapaklara sahip belki on kitaba ev sahipliği yapıyor. Üzerlerine de Grinin Elli Tonu’nu sevdiyseniz bu kitabı da çok seveceksiniz türü çıkartmalar yapıştırılmış. Kitapların İtaat Sığınağı (Haven of Obeidence) gibi isimleri var. Düne kadar üst raflarda zor uzanılacak yerlerde teşhir edilen veya seks shop’a kadar zahmet etmeyi gerektirebilecek nesneler Grinin Elli Tonu’nun gölgesi kapaklarına ve algılanışlarına düşünce meşrulaşmışlar ve kitabevinin ortasına gelmişler. İlk baskısı 1954’de yapılan, kadın-köle/erkek-efendi janrının klasiği meşhur O’nun Hikayesi (Pauline Reage) zor bulunur bir kitap olmaktan çıkmış, grinin-elli-tonu-imitasyonu yeni edisyonuyla el altında. Ben bu sahneye bakarken iki kadın kitaplara yanaşıyor. Kendini çıplak teslim etmekten bahsedermiş gibi duran bir tanesini ellerine alıyorlar, biraz kuşkuya düşüyorlar ve bir arkadaşlarını telefonla arayıp soruyorlar: “Bahsettiğin süper kitap Senin için Soyundum (Bared to You) muydu?” Göz ucuyla bakıyorum kadınlara. Ne de güzel normalize olmuş, yüksek sesle kitapçılarda yüksek sesle konuşulur olmuş bütün bunlar.

Romans tadında bir seks ve aşk hikayesi

Grinin Elli Tonu daha Türkçesi çıkmadan hakkında birşeyler duyduğunuz kitaplardan. Merak ediyorsunuz. Sağda solda gözünüze çarpan küçük haberlerde hep bir fenomen olarak tanıtıldığını biliyorsunuz. 40 milyondan fazla satan, 40 dile çevrilmekte olan, küresel satış rakamları dikkate alındığında Harry Potter ’ı geçen bir eser. Ne ola ki? Ve hemen ipuçlarını alıyorsunuz: kadınlar için romans tadında bir seks ve aşk hikayesi, marjinal arzular oldukları varsayılan BDSM ritüellerinin detaylı anlatımlarını içeren bir serüven. Kısaltmanın Türkçesi konusunda henüz uzlaşılmış değil, ‘Bağlama, Disiplin, Sado-Mazohizm’ diye çevirirsek BDSM kısaltmasını da koruyabilmiş oluruz sanırım. Ama esas mesele şu: neredeyse bütün kadınlar kitaba bayılmış durumda. Kadın okurlar, yayıncıların neyin sevileceğini biz biliriz yollu dayatmalarını döve döve, kendi ‘kadınsı’ zevklerine göre olan, içlerinden birinin yazdığı kitabı sektörün tam tepesine bayrak gibi dikiyorlar. E.L. James takma adını kullanan Erika Mitchell bu kitabı kaleme almadan önce yazar bile değildi. Evet, Harry Potter iyi bir çocuk kitabıydı, tüm dünyayı salladı. Anlaşılır. Kafaları karıştıran, bir SM (Sado-Mazohizm) aşk romanının aynı yaygınlığa kavuşabilmesi, aynı güçle vurabilmesi.

Şurası herkes için açık: Grinin Elli Tonu evrensel bir hadise. Bir yayıncılık hadisesi olduğu apaçık bir vaka, ama aynı zamanda toplumsal bir hadise olarak da beliriyor. Hayır, edebi bir hadise değil, ama olmasının da gerekmediğini hepimize hatırlatıyor. Bir kitap, iyi bir kitap olmak zorunda değil, iyi işlev görse de olur. Peki o işlev nedir? Bu işlev kadınları oyalamaya dönük pornografik bir işlev mi yoksa erklendiren pornolojik bir işlev mi? Deleuze, ‘pornoloji’yi erotik dili en kaba hatlarıyla buyurma ve betimleme işlevlerine indirgenemeyecek metinler için kullanıyordu. (Sacher-Masoch’un Takdimi). Grinin Elli Tonu da buyurma ve betimleme sahneleriyle dolu ama bunlara indirgenemeyecek bir etki boyutu da var.

Maço zihniyet Elli Ton üçlemesinin ‘anne pornosu’ denerek hor görülmesinde kadınları fanteziyle vs değil gerçekten aşağılayan bir yukarıdan bakma seziliyor. Üçlemenin okuyucu kitlesi espriyle karışık da olsa 40 milyon kadın ve birkaç erkek diye tanımlanıyor. 40 milyon kadına iyi gelmiş bir kitabı ancak maço bir zihniyet anne pornosu diye damgalayıp köşeye kaldırmaya cüret edebilir.

Hatırlayacak olursak, bu seride, olayları ağzından dinlediğimiz genç bir kız ile kendisinden biraz büyük bir erkeğin aşk hikayesini dinliyoruz. Benzer diğer kitaplarla arasındaki fark; sözkonusu aşkın BDSM ile bezeli bir cinsellik içinde çiçeklenmesi ve de kitabın sevişme sahnelerini canlandırma konusunda elini korkak alıştırmamasında. Grinin Elli Tonu, Anastasia ile Christian’ın aşkının hikayesi; ama aynı zamanda bu taraklarda hiç bezi olmayan bir genç kadının tüm masumiyetiyle nasıl haz ala ala BDSM sularına dalabileceğinin hikayesi.

Peki madem kitabın Türkçesinin yayımlanması vesilesiyle bu yazıyı kaleme alıyoruz şu soruyu da sormak gerekmez mi: bu kitap Türkiye ’de çalışacak mı? Türkiyeli kadınların keyifle seks kölesi olma fantezisi kurmasının önü açık mı? İyi bir şaplak yemeyi, biraz emir almayı, biraz askıda bırakılmayı hayal etmekle başlayan bir uyanış Türkiyeli kadınların boğuk seks yaşamlarına bir içsel yenidendoğuş esinleyebilecek mi, kitabın Batı’da sıkça yaptığını iddia ettikleri gibi.

Çünkü, alttan alta biliyoruz hepimiz ki, tüm bu kölelik fantezilerinin çalışması için toplumda köleliğin kalkmış olması gerekiyor. Kitaptaki baş erkek kahramanın ismi boşuna Britanya’da köleliğin kalkmasıyla ilişkilendirilen Charles Grey’e gönderme yapmıyor.

‘Doğu’ya gidelim, örneğin Osmanlı’ya’

Sacher Masoch’un mazoşizmin klasiği kabul edilen ünlü romanı Kürklü Venüs’te, başkahramanlar Wanda ve Severin, fantezilerini doyasıya yaşayabilecekleri bir fantezi ülkesi, bir ütopik seyahat yapmak isterler. Efendi rolündeki Wanda, köle-efendi ilişkilerini hiçbir zaman yaşayamayacaklarına dair bir endişeye kapılınca, köle-Severin ona “Öyleyse, köleliğin sürdüğü bir ülkeye gidelim; Doğu’ya gidelim, örneğin Osmanlı’ya...” der ve özgürce kölelik amaçlı bir Doğu seyahati önerir. Wanda’nın ilk başta aklı yatar buna, ama sonra düşünür ve vazgeçer. Burası bizi ilgilendiriyor ve çok ilginç. Kölelik kontratlarını İstanbul ’da imzalamaya karşıdır artık. “Hayır,” der. “Açıkça haraç mezat köle satılan bir yerde benim de kölem olmuş, bunun ilginçlik neresinde? Ben burada, şu kültürlü toplumumuz içinde, rahatlarından başka düşünceleri olmayan şu kentsoylular arasında köle sahibi olmak istiyorum. Bir yasa, bir hak, bir yetki adına değil, güzelliğimin zorba buyruğu ile avladığım, iradesini ellerime teslim etmiş bir köle bu. Elbette ki böylesi tadına doyulmaz birşey.”

Kadınlar eşlerinden, sevgililerinden ayrılıp da sağ kalmakta büyük güçlük yaşarken, düz söylersek erkek cinayetleri alıp yürümüşken, yükselen muhafazakar dalga çocuk doğurma görevine odaklanıp kadın hazzını giderek görünmezleştirirken, çocuklara tecavüz edenler bile erkek dayanışmasıyla işin içinden sıyrılabilirken, gündelik hayat giderek daha da fazla erkek odaklı organize edilirken bir kadın için ‘buyruk alma fantezisi’ kurmanın, itaatten haz almanın iki kat güç olduğu açık.

Grinin Elli Tonu olayları fallusun bakış açısından vermiyor, kadınlar için en özgürleştirici yanı bu belki de. Konuşan penis değil vajina bütün kitapta. Çoklarını huzursuz eden yanı da bu.

BDSM’nin gündelikleşmesi! Elli Ton üçlemesine benzer bir yapıtın görünürleşmesini aslında öngörebilirdik. Cinselliğin kendisinin ayıp olması fikri Batı dünyasında büyük ölçüde geride bırakıldı son elli yılda. D. H. Lawrence’ın Lady Chatterley’nin Aşığı kitabının uzun sansür tartışmaları yaşattığı, büyük kavgalarla özgürleştiği günlerin üzerinden elli yıl geçti. Ki Lady Chatterley de öncelikle kadınların elinden düşmemesiyle tanınmış, hatta kimilerince tam da bu yüzden tehlikeli bulunmuştu. Lady Chatterley’in 60’larda özgürleşmesini 68’in cinsel devrimi izledi. Bugün gelinen noktada ‘sapık’ sözcüğü 50’lerden kalma bir ifade gibi tınlıyor. Cinsellik alanının kendi içinde hâlâ suç sayılan hiçbir edim kalmadı; cinsel edim sadece seks alanının dışındaki hukuk alanının çerçevesinde suç sayıldığı ölçüde uygunsuz bulunabiliyor. Yani sadece insan hakları ihlalleri içerdiği durumlarda sekste ‘ayıp’ var artık. Bu da pedofili, ölülerle sevişme, rızasız tecavüz vb gibi istisnalarla sınırlanıyor. İnsan hakları ihlallerinin dışındaki bütün seks alanları sonsuz meşruiyete sahip. Bu açıdan bakıldığında, eşcinsellik gibi bir büyük kümenin meşrulaşması, ana akıma dahil olması, toplumla bütünleşmesi devam ederken eksik kalan bir hat vardı: BDSM’nin gündelikleşmesi!

Grinin Elli Tonu, BDSM meraklılarının gayet iyi bildiği sözleşmeleri, sahneleri, oyuncakları, ritüelleri gündelik bilgi haline getirdi. Artık en az 40 milyon kadın biliyor bunları. Ve beraberlerinde onlara bağlı olarak gelişen, görgüsü artan erkekler de. Metnin bir eğitim etkisi, meşrulaştırma, normalleştirme etkisi yaptığını görebiliyoruz. Nasıl bugün geçmişin sol hareketlerine “ama eşcinselliğe karşıymışlar” diye çekince düşebiliyorsak, gelecekte de bugünün hareketlerine “ama BDSM’ye kapalıymışlar” diye not düşülecek belki de.

İşte Grinin Elli Tonu hikayesi sosyolojik boyutunu burada kazanıyor. Bütün Batı toplumlarının cinsel hayatlarına etkide bulunda bu eser, BDSM’nin hayata karışmasını, merkezileşmesini ivmelendirdi. Hem eğitim işlevi gördü, hem de ısındırma. Adanmış BDSM uygulayıcıları kuşkusuz romanı yetersiz, hatta cahilce bulacaklardır. Ama geniş kitleler için eğitim etkisi yapacağı, dökümanter gibi okunduğu da ortada. Mazohizme yakın bir hikayenin Sade’vari bir dille aktarılması var Grinin Elli Tonu’nda. Askıya almalar kadar buyurgan sözler ve seks sahnesi betimlemeleri de rol oynuyor.

Türkçe çeviride terimce sorunu yaşanmış olduğunu görürsek yadırgamayalım. Çok da sert eleştirmeyelim. Türkçede bu hazlar güç. Kölelikten rahatça haz alabilmek için köleliği kaldırmış olmak gerekiyor. Sekste erk ilişkilerinin kadını konvansiyonların ötesinde erklendiren bu güncel versiyonundan haz alabilmenin birincil koşulunun kadının somutta özgürleşmesi olduğu noktasının altını tekrar tekrar çizmek gerekiyor. Ancak özgürleşildiğinde keyifle köle olabilir kişi. Alabildiğine köleliğin hüküm sürdüğü ve giderek de kadınları ezme ufkunu genişlettiği acımasız, tatsız Türkiye’de bütün bunların üzerine çıkıp cinsel haz oyunlarını kölelik fantezilerine ayarlamak için iki kat çaba gerekiyor. Kitabın çevirmeni de çok uğraşmış olmalı, okurlar da muhtemelen uğraşacaklar. Ama boşuna bir uğraş değil. Pat Califia gibi feminist hareketin içine en erken dönemde lezbiyen SM’i yerleştirmiş öncüleri akılda tutmak gerek belki de. Gelecekte, resmi eşcinsel evlilikleri gibi resmi köle-efendi evlilikleri de olacak. Ve bugün zengin eşcinsellerin evliliklerini ve lüks eşcinsel restoranlarındaki kutlamalarını kınayan aktivist eşcinsel olduğu gibi, o gün geldiğinde de, zengin köle-efendi çiftleri protesto eden aktivist köle-efendiler görebiliriz.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkCinsellikEşcinselHadiseHarry PotterİngiltereİstanbulKitapTecavüzaşkkadınlar
Görüş Bildir