Toprağın Çocukları

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Toprağın Çocukları

Toprağın Çocukları

Türk sinemasında dönem filmleri art arda gelmeye başlamışken, bunlardan biri de gencecik bir cumhuriyetin kalkınması için çok önemli bir icraat olan köy enstitülerinin hikayesinin anlatıldığı “Toprağın Çocukları”…

Film duyurulduğundan beri merak uyandıran bir projeydi, bu yüzden de beklentilerin yüksek tutulması, anlaşılacağı düzeyde normal bir tepki olarak düşünülebilir. Özellikle bir dönemin karanlıktan aydınlığa çıkması için mücadele eden insanların, bir anlamda yeniden yeşeren bir milletin nasıl ayakta durduğunu belgeleyen bu direnişin, sinemasal tanıkları olmak düşüncesi seyircileri heyecanlandıran bir unsur olmuştu. Filmin vizyona girmesiyle bu merakımız dindi.

Filmin konusunu hafifçe özetlersek; İsmail Hakkı Tongunç, Hasan Ali Yücel, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün çabalarıyla Türk köylüsünün kendini eğitebilmesi için ve eğitimli bireyleri ülkeye kazanmak için kurulan Köy Enstitülerinin öğretmen Kemal ve öğrencilerinin gözünden film kendince anlatmaya çalışmış. Tabii cahilliğin ve o dönemin komünist akımlarının damga vurduğu karanlık dönemlerinin anlatıldığı film, iki çingenenin hayatlarını kurtardıkları, fakat tüm ailelerinin katledildiği bir katliamla başlıyor.

Film son derece iyi akıl edilmiş bir konuya sahip diyebiliriz. Çünkü şu ana kadar bu konuya değinen pek film olmamıştı. Bu yüzden de çoğu kişinin merak ettiği bir konu haline geldi. Ancak filmi izlediğimde gördüm ki, bu kadar ümit beslenmesine rağmen son derece amatör bir filmle karşı karşıyayız. Profesyonellik düzeyinde, iyi hikaye anlatan bir filmle baş başa değiliz ne yazık ki…

Filmi anlatmayı üç bölümde tercih ediyorum: Anlatım dili, teknik yeterlilik düzeyi ve yönetim…

Öncelikle filmin anlatım diliyle başlayalım. Film anlatım dili olarak amatör bir kısa film dilini kullanıyor diyebiliriz. Evet, hani şu okullarda henüz hiç bir şey öğrenmeden yapılan kısa filmler gibi. Tam olarak nasıl anlatacağını bilemediği için kurguda her şeyin halledilebileceğini düşünüyor film. Neden böyle bir anlatım yoluna gidilmiş, hiç bir fikrim yok. Üstelik film görsel bir anlatımın yerine, sözsel bir anlatım tercih ediyor. Tıpkı bir kitaptan okunurcasına, arkaya görüntüler döşenerek kendi çapında bir film taklidi yapıyor. Özellikle filmi hareketli kılmak adına kullanılan hareketli kamera son derece başarısız. İlk kısa filmlerde yapılan bolca hata, filmin içinde şaka gibi boy gösteriyor.

Teknik açıdan mizansenlerin yapaylığı, kadrajların kötü oluşturulması, özellikle yakın planlarda ve çoklu oyunculu sahnelerde çok amatörce görünmesine neden oluyor. Filmin en büyük problemlerinden biri görüntü yönetmeni denilebilir. 3 – 4 plan dışında film adeta kötü seçimler gösterisi gibi. Türk sinemasında son dönemde bu kadar kötü bir görüntü yönetimi görmemiştim. Adeta Yusuf Aslanyürek bu işe hazır olmadığını ve babasının kontenjanından piyasaya dahil olduğunu bizlere söylüyor. Kusura bakmayın ama ciddi ciddi, film bu açıdan sınıfta kalıyor. Buna ek olarak kurgusundaki gereksiz oynamalar da filmin rahatsız edici bir seyre yelken açmasına neden oluyor.

Gelelim senaryoya… Böyle konuyu film yapmak için derin bir araştırmanın yapılması gerektiğini düşünüyorum. Herkesin bildiği klasikleşen bilgilerle bu filmin ağırlığının altından kalkılamaz ki, bu filmde de aynen bu şekilde olmuş. İzleyicilere yeni bir şey katmıyor. Anlattığı konuya kesinlikle hakim değil. İçeriğini düz bir metin gibi aktarıyor. Derinliğine inemezken, ağızlara oturmayan diyaloglar senaryonun ne kadar sıkıntılı olduğunu kanıtlar nitelikte… Özellikle de sözde köy enstitüleri anlatılırken; sırf okullarda ne eğitimi verildiğine değinilmiş. Çocuk tiyatrosundan farkı yok. Filmin konusuna bu hikayeyi yazmak bile yanlış aslında, çünkü film köy enstitüsündeki aşk üçgeni dışında bir şey anlatmıyor.

Yönetmenin ilk filmini çekmesinden dolayı maruz görülebilecek olan atmosfer yaratamam hissiyatı, dizilere öykünen ve sinema diline hakim olunmayan uzun metraj bir kısa filmin ortaya çıkmasına enden oluyor. Üzülerek söylüyorum ama filmin yönetmeni, yönetmenlik hakkında hiç bir şeye hakim değil. Ne set ekibine yeterince hakim olabilmiş, ne de oyuncuları rol verebilmiş. Çünkü oyuncuların iyi yönetilmediği çok açık…

Özellikle de başka filmlerinden çok iyi tanıdığımız Türkü Turan, Erkan Can, Ufuk Bayraktar filmin içinde ilkokul müsameresi kıvamına gelmişler. Bu oyuncuların bu kadar başarısız olduklarını ilk defa görüyorum. Halbuki iyi yönetmenlerin ellerinde son derece iyi performanslar sergilemişlerdi. Diyalogların özensiz ve teatral kalması da oyuncuları iyice kötü konuma getirmiş.

Sonuç olarak genel olarak iyi bulunan bir fikrin katliamına şahit oluyoruz filmde. Yönetim, görüntü yönetimi, oyunculuklar, senaryo, kurgu ve hatta photoshopu yeni öğrenen bir öğrencinin elinden çıkma gibi görünen afişleri de filmin başlı başına bir hezimet olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Bu konuyu bu filmde olduğu gibi kötü işlememek ve daha düzgün bir filme ihtiyacı var Türk halkının. Yoksa bu filmle bu konu anılırsa vay halimize diyebilirim. Bunu söylemek istemezdim ama filmden uzak durun. Çünkü başarısız bir öğrenci kısa filminden farksız…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

ÖğretmenSinemaTercihaşk
Görüş Bildir