Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarihin “Beytülmal” Olması Mümkün Mü?

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Tarihin “beytülmal” olması mümkün mü?

Tarihin “beytülmal” olması mümkün mü?

Tarih ve Toplum dergisinin bu sayısı tarihin bugünden geçmişe dair yapılan bir okuma olduğunu bundan dolayı farklı söylem kiplerinin çatışma alanına sahip olabileceğini gösteriyor.

Yayın dünyasına bakıldığında bazı dergilerin yaz sayılarının oldukça kalın bazılarının oldukça ince olduğu dikkat çeker. Hatta bazı dergiler görünüşte kalın olsa da yaza denk gelen iki üç aylık zaman diliminde birleşik sayı yayınlamayı tercih ederler. Böyle olunca dergi görünüşte kalın olsa bile ikiye veya üçe bölündüğünde bu kalın olma durumu pek göze batmaz. Sözgelimi Hece ve Birikim dergilerinin yaza denk gelen sayıları bir de bu açıdan ele alınabilir. Tabii yazın yayın periyodu aksayan dergiler yanında standardını koruyan dergilerin çoğunlukta olduğunu da belirtmek gerekir.

Tarih ve Toplum dergisinin 14. sayısı yaza denk geldiğinden olsa gerek oldukça "ince". Fakat buna rağmen derginin gündeme getirmeye çalıştığı konular, yer verdiği tartışmalar bakımından günümüzde akademik tarihçiliğin belli başlı ilgi alanları konusunda fikir verecek nitelikte olduğunu belirtmeliyim. Osmanlı'nın erken dönemlerinden son yıllarına kadar uzanan farklı konularda ortaya konulan yazılar tarihin bir inşa olduğunu ve bu inşanın başka inşalar tarafından eleştirel olarak okunabileceğini gösteriyor.

Toplam altı metnin yer aldığı bu sayı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yaşanan şehir yangınlarına dair etraflı bir makale ile başlıyor. Zeliha Etöz ve Taylan Esin 1914-1918 arasında Anadolu'nun farklı bölgelerinde yaşanan yangınları inceliyorlar. Bu konuda Zürcher'in sınır bölgelerinin çocukları olarak andığı Jön Türkler'in çocukluk deneyimlerinin korku ile karışık hayret duyguları ile biçimlendiği tespitinden hareketle bazı duyguların oluşumunun seyrini izlemek mümkün. Evlerden yararlanma ihtimali varken, evlerin yakılmasının düşündürücü olduğunu belirten yazarlar Falih Rıfkı Atay'ın derin ve karmaşık bir duygu yumağına yol açan şu alıntıyı yapıyorlar: " Birinci Dünya harbinde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, gene... [azınlıklardan kurtulamama ] korku [su] ile yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelme bir şey değildir. Bunda bir aşağılık duygusunun da etkisi var. Bir Avrupa parçasına benzeyen her köşe, sanki Hıristiyan veya yabancı olmak, mutlak bizim olmamak kaderinde idi. Bir harb daha olsa da yenilmiş olsak, İzmir'i arsalar halinde bırakmış olmak, şehrin Türklüğünü korumaya kafi gelecek miydi?"

Rastlantısallığı ile şüphe uyandıran bu yangınların Anadolu'dan adeta silinmek istenen bir cemaatin yaşadığı mahallerde nasıl yoğunlaştığını çarpıcı biçimde gözler önüne seren bu araştırma, Anadolu'da yaşanan hercümerci göstermesi açısından da tartışmalara ışık tutan bir nitelik taşıyor. Konuyla ilgili olarak pek çok kaynaktan yararlanan yazarlara göre Birinci Dünya Savaşı sırasındaki şehir yangınları aralarında ayrımı belirlemenin güç olduğu iki farklı düzeyde ele alınabilir: "Bunlardan ilki(...) yerel ve merkezi iktidarın tasarrufundaki nüfus, mal ve servet dolaşımı, yani tehcir, iskân ve emvâl-i metrukenin denetimi ile ilgili işlevleridir. İkincisi ise,yönetici kadronun ve toplumun kolektif belleğinde yer tutan göstergeler ile bu göstergelerin harekete geçirdiği,iktidar tasarrufunun nesnesinden ziyade gizli öznesi olan duyguların "ekonomi-politiği" ile ilgili işlevleridir."

Derginin ikinci makalesi ise Mütareke döneminde Osmanlı İmparatorluğu'ndaki muvazzaf ihtiyat zabitlerinin yaşadıkları sıkıntıları ve bu sıkıntıları ifade etme biçimlerini ele alıyor. Malum Birinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'daki yıkıcı etkisi geniş bir tarih araştırmaları alanını beslemiştir. Büyük yıkımın toplumların hafızasındaki yeri, tarihyazımının ve alandaki araştırmaların konusu olmuştur. "Büyük" Savaş'ın Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkisi ise ağırlıklı olarak Milli Mücadele dönemine bağlanarak gerilere itilir. Birinci Dünya Savaşı'nın etkisine maruz kalmış her toplum gibi Osmanlı toplumu da bu savaşın etkisinden azade olmadığı gibi ciddi sorunlarla boğuşmak zorunda kalmıştır. Sırrı Emrah Üçer'in ihtiyat zabitleri etrafında yürüttüğü tartışmanın, Birinci Dünya Savaşı'na dair eksik tarih için de bir katkı olarak ele alınabilir. Âti gazetesinin okur mektupları sütunlarında yayımlanan yedek subay mektuplarından hareketle yazılan makale, okur mektuplarının toplumsal tarihçilikte yardımcı kaynaklar olarak değerlendirilebileceğini de gösteriyor. Yazar ayrıca yedek subayların çabuk terhis edilmek, okullarına geri dönmek ve istihdam edilmek üzere başta olmak üzere bir dizi toplumsal sorunlarına çözüm bulmak amacıyla örgütlendiklerini belirterek, yedek subayların örgütlenme çalışmalarının başlangıcının İstanbul'u işgal eden güçlere karşı direnişle ilgisinin olmadığı tespitinde bulunuyor. Yazarın, yedek subayların taleplerinde ön planda eğitimle ilgili hususlar görülse bile döneme sinmiş olan savaş bıkkınlığının da dikkate alınması gerektiği şeklindeki yorumu da güncel hamasetin ötesine geçiş bakımından önemli.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İstanbulİzmirSavaşTercihdizi
Görüş Bildir