Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarihe Adını Yazdıran Çiçek | Nisan Yenigün

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Tarihe Adını Yazdıran Çiçek

Tarihe Adını Yazdıran Çiçek

Gül İrepoğlu, lalenin dünya üzerindeki o muazzam hikâyesini anlatıyor. Bir çiçeğin yüzyıllar öncesinden, bugün kent sokaklarında, parklarındaki görüntüsüne kadar uzanan bir hikâye bu…

Asırlar önce bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine düşen yıldırımla alev alan yaprak kapkara donup kalarak toprağa düşmüş. Bereketli toprağa düşen bu yanık yaprak çağlar boyu tarihte yer alacak lale çiçeğinin doğumunun başlangıcı olmuş. Lalenin göbeğindeki siyahlık da işte o düşen yıldırımdan kalan yanık izi olarak miras kalmış. Bir diğer inanışa göre Hz. Âdem’in cennetten kovulduğunda yere düşen kanlı gözyaşlarıyla yeryüzünde bitmiştir bu efsunlu çiçek. Ne olursa olsun tarihte büyük önemi var lalenin. Tek kelimeyle efsunlu olarak tanımlayabilirim bu çiçeği. Çiçek deyip geçmeyin bir devir ismini almış laleden. Öyle böyle değil, ta Perslere kadar giden tarihi var lalenin.

Bu efsunlu muhteşem çiçeğin şanına layık bir kitap raflardaki yerini aldı: Lâle: Doğada, Tarihte, Sanatta adlı kitap. Gül İrepoğlu’nun kaleme aldığı kitapta lalenin dünya üzerindeki o muazzam hikâyesini okumak mümkün. Sadece metinleriyle değil görsel tatmin edici olan Lâle: Doğada, Tarihte, Sanatta on bölümden oluşuyor. Uzun Yollar Aşıp Gelen Çiçek adlı ilk bölümün altbaşlıklarından biri de Mitolojide Lale. İrepoğlu lalenin doğuş hikâyesiyle ilgili şunları söylüyor; “Doğu kültürlerinde ve mitolojilerinde sıkça anılan lâlenin ortaya çıkışının bir öyküsü, Pers mitolojisine dayanır. Buradaki söylence bir yaprağın üzerindeki çiy tanesine düşen yıldırımın yaprağı tutuşturmasını ve o alevin hemen sonra donarak lâleyi oluşturmasını anlatır.

Söylencede anlatılageldiği gibi, lâlenin içinde, en dipteki siyahlıkların da bu kadim yanıktan kaynaklandığını hayal etmek, onu lâle-i dâğdâr, yani dağlanmış lâle, yanıp yakılan lâle olarak görmek bu çiçeğin çekiciliğini artırmaz mı? Zaten bu alevleniş hep yürek yangınlarına sürükleyen aşkı anımsatırken... Ya da Yunan mitolojisinde anlatıldığına göre, lâlenin Afrodit’in sevgilisi Adonis’e olan aşkını kıskanan tanrıların yolladığı korkunç yabandomuzu, yakışıklı Adonis’i kasığından yaralayarak öldürünce yarasından akan kanın suladığı topraktan bittiğine mi inanmalı, hüzünlenerek?”

Doğuşuna dair birçok rivayet olan lalenin tarihe etki ettiği şüphesiz onun ne denli önemli olduğunun göstergesi. Edebiyatta, tezhipte, minyatürde, takılarda, dokumada tarih boyunca zanaatkârların ilham kaynağı olmuş bu eşsiz güzellikteki çiçeğin bir devire isim verdiğini de unutmayalım; Lale Devri…

Bir tutku dönemi: Lale Devri

1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren Lale Devri de İrepoğlu’nun kitabında kendine yer bulmuş. Gül İrepoğlu kitapta Lâle Devri tanımlamasının uyandırdığı izlenimin, dönemin kültür ve sanatının imgelemini gerçekten de karşıladığı görüşünde. Yeniliğe açık olan Osmanlı kendi geleneklerinden de kopmaz o dönemde. “Lâle Devri, sürdürülen geleneklerin merak edilen Batı ile bir yenileşme sürecinde buluşmasıdır; sanata ve gündelik yaşama usulca sokulan ve giderek kalıcılaşan yenilikler... Ancak geleneksel ile yeni arasında ciddi bir denge gözetmeyi ihmal etmeyerek. Daha ötesinde, Lâle Devri bir tutku devridir, lâleye ve yaşamaya, yeniliğe, şiire, müziğe, güzelliğe; topluca yeryüzü nimetlerine duyulan tutku, yaratıcılığın, üretmenin vazgeçilmezi tutku, aşkın uzantısı tutku...”

Lale çiçeği de o dönemdeki değişimin ve yeniliklerin sembolü olarak ön plana çıkmıştır. Dönemin en önemli yeniliklerinden biri şüphesiz 1727 yılında Osmanlı Devleti’ndeki ilk Türk matbaasının kurulmuş olmasıdır. Seramik ve çinicilikte de gelişme yaşanmıştır. Tercüme Heyeti’nin kurulması, Avrupa’da Osmanlı’yı temsilen açılan temsilcilikler diğer önemli yeniliklerdir. Lale Devri’nde sanat ve edebiyatta da gelişmeler olmuştur. Dönemin en önemli şairi Nedim, nakkaş Levni, musiki alanında ise Mustafa Çavuş akla gelen ilk isimler olarak Lale Devri’nden bize kalandır.

Sanatta ve aşkta lale

Laleyi Osmanlı padişahlarının hem saraylarında hem de giydikleri kıyafetlerde görmek mümkün. Lale motifli kaftanlar o zamanki zanaatkârların da ne kadar yetenekli olduğunun bir göstergesi. Sultan I. Ahmed’in türbesindeki şehzadelik kaftanındaki, Sultan II. Süleyman’ın kırmızı atlasındaki lalelere baktıkça hayran kalmamak elde değil. Sadece kıyafetler değil tabii; mücevherleri de unutmamak gerek. Padişahların sorguçlarında, tahtlarının varaklı bezemelerinde, şamdanlarında, masa saatlerinde, kısaca neredeyse her yerde değerli taşlarla birlikte bir döneme hayat verir lale. Şiirde laleye ilk olarak Mevlana Celaleddin Rumi’nin Rubailer’inde rastlandığını biliyor muydunuz.

Gül İrepoğlu kitapta yer alan Edebiyatın Lalesi adlı bölümde şöyle diyor: “Lâlenin şiire, şiirinse lâleye el verişi sayısız yapıtta gösterir kendini (…) Şiirde lâleye ilk olarak Mevlânâ’nın (1207-1273) rubâîlerinde rastlanır; bu dizeler lâlenin gülle yan yana anılmasını o zamanlara kadar geri götürür, lâle bahçelerinin varlığını gösterir, lâlenin kırmızı renginin beğenilişine vurgu yapar.”

Aşk, şiir ve lale

Daha sonra lale divan şiirinde kendine geniş bir yer bulacaktır. İrepoğlu bu bölümde dönemin edebiyatının ruhunu öyle güzel anlatmış ki… Hem laleyi, hem tutkuyu ve aşkın acısını; “O lâl rengi hiç unutturmaz kendini. Sevgilinin yanağının rengi de kırmızıdır, dudağının rengi de. Güzeller güzeli olmaları da ikisinin ortak özelliğidir; sevgili ile lâle... Sevgili kıskanılır, sevgiliye yoğun, yakıcı özlem duyulur, bu duygularla gönül, bağır dağlanır, yanar, lâlenin içindeki kara lekeler gibi... Kimi zaman bu kara lekeler sevgilinin yanağındaki ben oluverir, ya da lâlenin al rengi kanlı gözyaşları... Lâlenin ömrü kısadır, çabuk solar, tüm güzellikler gibi... Lâle emek ister, tüm aşklar gibi... Öte yandan lâlenin Allah’ın birliğine işaret eder gibi tek sap üzerinde tek çiçek açması, harfleriyle Allah kelimesinin tüm harflerini içermesi, tersten okununca hilâl sözcüğüne dönüşmesi şiirde de bu özelliklerine gönderme yaptırır.”

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

KitapYunanistanaşk
Görüş Bildir