Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Sürekli Acı Çekmemize Rağmen Neden Mutsuzluktan Ölmüyoruz Merak Ediyor musunuz?

-

Uzun vadeli kalp kırıklıklarımız bir kenara, kalbimiz gün içinde bile çok kez kırılıyor. 

Peki bunca kalp kırıklığına nasıl dayandınız?

Nasıl oldu da mutsuzluktan ölmediniz? Ya da tekrar nasıl mutlu olmayı başardınız? 

Bu konuda beyninizin payı çok büyük, sevecek kimseniz yoksa onu sevin!

Kalp kırıklığı, hissettirdiği duygular dışında, fizyolojik olarak da vücudumuzda hasarlar bırakabiliyor.

Göğsünüzün sol boşluğunda fiziksel bir ağrı hissediyorsanız 'Kırık Kalp Sendromu' na yakalanmış olabilirsiniz.

Bir kalp kırıklığı yaşadığınızda ya da kötü bir haber aldığınızda vücudunuzda buna tepki olarak, stres hormonlarının salgısı artıyor. Bu da kalbin kasılma gücünü etkiliyor. Aynı zamanda kan pompalanma ritmini de bozabiliyor.

Kırık Kalp Sendromu (takotsubo sendromu), 1991'den beri biliniyor. Bilimsel isminden, ilk olarak Japon bilim adamları tarafından tespit edildiğini anlıyoruz 🙃

Sendrom, ani göğüs ağrısı ve nefes darlığıyla karakterize ediliyor. Trafik kazası yaşamak ya da duygusal olarak zor bir haber almak gibi trajik olaylarla tetikleniyor. Bu sendrom, aslında ciddi ölüm oranlarını da içeriyor.

Takotsubo ne anlama geliyor?

Takotsubo, Japon balıkçıkların ahtapot avında kullandıkları bir çömlek. Yapılan tetkiklerde, bu sendroma yakalanların kalplerinin görünümü bu çömleğe benzetiliyor.

İlk belirtiler tıkanmış bir arteri taklit ediyor ve kalp krizi belirtilerini gösteriyor.

Bu şekilde vücuda yeterli kan pompalanamıyor. Daha ileri seviyelerde ise kalp yetersizliği ortaya çıkabiliyor.

Bu sendromda anormal kasılmalar 1-4 hafta içinde son buluyor.

Ancak, şikayetler ve ağrı devam ederse, daha ağır durumlarda ilaç tedavisi, nefes alma makinelerine bağlanma da söz konusu olabiliyor.

Bu sendrom bizi ölüme kadar da götürebiliyor. Ancak beynimiz mutlu olmaya devam edebilmemiz için çalışmaya devam ediyor...

Homo sapiens (insan) türü bir olayı gerçekten yaşamadan, hayal ederek tecrübe edebilme adaptasyonuna sahip. Bunu, beynin ön bölgesinde bulunan prefrontal korteks sayesinde yapabiliyoruz. Yani beyindeki bu kısım simülatör görevi görüyor. Bu sayede mutlu ya da mutsuz olacağınız durumları az çok tahmin edebiliyorsunuz.

Beyin simülatörümüze ufak bir test uygulayalım...

Piyangodan büyük ikramiye kazanmak mı sizi daha çok mutlu ederdi, yoksa felç kalmak mı? Burda, beynimiz bizi mutlu edecek olaya yöneliyor. Ancak...

Yapılan araştırmalar her iki durumda da kişinin 1 yıl sonra eşit derecede mutlu olduğunu gösteriyor. Yani beyin simülatörümüz çoğu zaman doğru çalışsa da, uzun vadede yanıldı!

Sahip olunca çok mutlu olacağımıza inandığımız şeyler, bizi beklediğimizden daha az mutlu ediyor ve bu mutluluk çok kısa sürüyor. Bu şekilde kalp kırıklıklarımız da uzun vadede bizi mutsuzluktan öldürmüyor.

Biz mutluluğu sentezleyebiliyoruz, fakat mutluluğu hep bir yerlerde arıyoruz.

Bulunduğumuz dünyada kendimizi daha iyi hissedebilmek için, psikolojik bağışıklık sistemimiz tıkır tıkır işliyor. Bakış açımızı ister istemez değiştirmemizi sağlıyor. Buna sentetik mutluluk diyoruz. Sentetik diye, gerçek mutluluktan çok bir farkı olduğunu düşünmeyin. Şöyle ki...

Doğal mutluluk istediğimiz şeyi istediğimiz zaman elde etmektir. Sentetik mutluluk ise, istediğimizi elde edemediğimizde herşeye rağmen kendimizi mutlu etmemizdir!

En basit örnek üzerinden gidersek; bir bot alacaksınız, iki seçenek arasında kaldınız. Biri, maddi gücünüzü aşan bir fiyata sahip. Siz dolayısıyla diğerini alıyorsunuz ve zamanla onu daha çok seviyorsunuz. Aslında beynimiz bizim olanla mutlu etmeye çalışıyor bizi. Biz sahip olduğumuz şeyi daha çok severek sentetik mutluluk salgılıyoruz.

2008'de bir psikoloji dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre genetik kodumuz da mutluluğumuzun %50'sini belirleyen bir faktör.

Buna rağmen çok daha mutlu hissetmemiz mümkün. Hormonlarımız bu görevi üstleniyor.  Dopamin, serotonin, endorfin, melatonin gibi hormon ve nörotransmitterler, mutluluğumuzu belirliyor. Hatta istersek bu hormonların salgılanmasını arttırıp/azaltıp, sentetik mutluluğumuza mutluluk bile katabiliriz!

Amaçlı bir hayatın bizi mutlu edebileceğinin kanıtı; dopamin

Dopamin, belirlediğiniz bir hedefe ulaştığınızda sizi tatmin ve motive eden durumlarda salgılanır. Bir şeyi başardığınızda yaşadığınız ödül zevki dopamin salgısından kaynaklanır. Motivasyonunuz düşük, canınız birşey yapmak istemiyorsa, balık, yumurta gibi gıdalar tüketerek, dopamin salgısını arttırabilirsiniz. Dopamin eksikliği hissetmemek için günlük ve aylık hedefler belirleyerek, bu hedefleri gerçekleştirmeye çalışarak da dopamin üretimini teşvik edebilirsiniz.

Zihninizden olumlu düşünceler geçirmek bile serotonin seviyesinin yükselmesini sağlıyor.

Serotoninin neşeli olma halinizle direk ilgisi bulunuyor. Eksikliğinde daha depresif ve sinirli hissedebilirsiniz. Uyku ve beslenme düzeniniz de serotonin seviyesini etkiliyor. Serotonin arttırmanın en etkili yolu günlük egzersiz yapmak. Spor yaparken, kaslarda oluşan acıyı dindirmek için, beyin serotonin gibi nörotransmitterlerin üretimini arttırıyor. Serotonin seviyesini çikolata, portakal, muz gibi besinler tüketerek de arttırmak mümkün.

Vücudun doğal ağrı kesicileri; endorfinler

Endorfinler, tarihsel olarak atalarımızın avcılarından kaçmak için acı içinde olsalar bile ilerlemelerine yardımcı oldu. Egzersiz yaparken, kaslarımız tarafından glikojen depoları tüketiliyor. Bu sırada endorfin salgılanarak acı azaltılıp, egzersize devam etmemiz sağlanıyor. Yani endorfin, acıyı önleyerek, mutsuz olmayı da engelleyen bir hormon. Endorfin salgısını arttırmak için baharatlı yiyecekler tüketebilirisniz. Baharatlı yiyecekler tükettiğimizde, beyne ağrı sinyallerine benzer sinyaller gidiyor. Bu da endorfin üretimini tetikliyor.

Sabah karanlıkta işe/okula giderkenki mutsuzluğumuzun sebebi; melatonin

Melatonin salınımı, gözdeki retinadan ışık durumunun beyne iletilmesiyle başlıyor. Eğer karanlık başlamışsa melatonin salgısı artıyor. En çok 23.00-05.00 saatlerinde salgılanıyor. Yani melatonin biyolojik ritmimizi, uykumuzun gelmesini, uyanmamızı ışığa göre ayarlıyor. Uyku durumumuzu direk etkilediği için mutluluğumuzu da etkiliyor. Biz sabah yola koyulmuşken, salgının durması gerekirken, ışık olmadığından hala devam ediyor.

1600'lü yıllarda yaşayan İngiliz yazar Thomas Browne'un şöyle bir yazı yazıyor;

''Ben yaşayan en mutlu insanım. İçimdeki fakirliği zenginliğe, sıkıntıyı refaha dönüştürecek şeyler var. Şansın beni vurabileceği tek bir yer bile yok.'' 

İşte tam olarak sentetik mutluluk sentezleme mekanizması.

Hepimizde var olan mekanizma ile aynı.

Kendinize ve insanların kalbine karşı nazik olacağınız günler dileriz.

Zira, kişinin sağlığı kırılgansa, kırık bir kalp tıbbi durumunu daha da kötüleştirebilir.

Onedio IQ'yu Facebook'tan takip etmeyi unutmayın!

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
bbbbb

''Biz mutluluğu sentezleyebiliyoruz, fakat mutluluğu hep bir yerlerde arıyoruz.'' güzel bir yazı olmuş teşekkürler.

uranuste

Mutlu olmak kendini kandırmaktır. Realist bir insan gerçekleri bildiği halde mutlu olamaz. Geçici bir süre kendine ve etrafa yalan söyler anca. Dünya güzel bir yer değil. Mutlu olsan bile, mutlu kalamazsın. Yorulursun çünkü kalmaya çalışırken.

merve-yazicioglu1

Ay çok uzundu,okuyamadım. Ne oluyormuş sonunda ölmüyor muyuz ? Kesin mi ?

tekin_41

özet olarak yüzde 50 genetikmiş mutluluk. Geri kalan yüzde 50 yi de senin kararların belirliyormuş.

merve-yazicioglu1

kendi kendimize tribe giriyoruz yani :)

tekin_41

Kesin kesin. Dünya bazen bir mesaj gönderir. Cevap vermek gerekebilir. Tribe girmemek gerekir :)

bbbbb

Burada mutsuzluktan ölmediğimiz yazıyor ama bir yerde okumuştum insan kalp kırıklığından ölebilirmiş gerçi burada da bu durum kalp yetmezliğine kadar gidebiliyormuş sonuçta ölebilirsin de ölmeyebilirsin de salgıladığın hormonlara bağlı

profesyonel-kedi

Ölmediğimizi kim söyledi? Ölmek illa fiili bir hareket midir? Ölen ama yaşayan çok insan var, sadece farkında olmak gerekir.

leydiburj

Insan ruhu 21 grammış ben bu 21 gramı kalbimizde taşıdığımıza inanıyorum nedense. babam öldüğünde 42 gram oldu işte bu. Insan mutsuzluktan ölmüyor ama bir şeyi başardığında veya hayatında bir şeyler güzel gittiğinde icini bi keder kapliyor sanki bütün vücudun 42 gramdan ibaretmis gibi oluyor... Yapay olarak kendini ne kadar mutlu edersen et hakiki bi hüzün içine bir kez oturdu mu geçmiş olsun. Ama bu kadar karamsar da olmamalı iyi şeyler de oluyor elbette önemli olan hüzüne acıya odaklanmamak. Allah tatmadigimiz nice acıyı bize göstermesin.

Başlıklar

BilimÇikolataFacebookİngiltereJaponyaonedioyumurta
Görüş Bildir