Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Şiirin Kanadı Kırık

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Şiirin Kanadı Kırık

Türk grafik tasarım kültürünün mimarı, ressam, şair ve çevirmen Sait Maden’i kaybettik.

Elli yılı aşkındır grafik tasarım, resim, şiir ve çeviri gibi farklı alanlarda benzersiz bir verim ve yetkinlikle üretmeye devam eden Sait Maden, daha 13 yaşında şiirler yazmaya başladı. 16’sında Fransızca ve Osmanlıca öğrenmeye başlayan, 18’inde Fransız şairlerinden çeviriler yapan, Baudelaire’den “Moesta et Errabunda” çevirisiyle Varlık dergisinin bir yarışmasını kazanan Sait Maden, Lorca’yı anadilinden çevirebilmek için İspanyolca öğrenmişti.

Sait Maden’in anısına hürmeten Photoshop Magazin ile yaptığı bir söyleşiden bazı bölümleri taşıyoruz sayfalarımıza…

Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimlerden söz eder misiniz?

1932 yılında Çorum'da doğdum. Ortaokulu bitirince çevrem mutlaka Akademi'ye gitmem için ısrar etti. Ben de onu istiyordum zaten. O zamanlar Akademi'ye Güzel Sanatlar Resim Bölümü'ne ortaokuldan öğrenci alabiliyorlardı. Hem lise kısmını orada okuyordu öğrenci hem de yüksek kısmını. Ben öyle yaptım. Altı yıl Akademi okudum. Normalde dört yıldır. Dolayısıyla çok iyi çizdim. Akademi'de okuduğum yıllarda İstanbul'da özellikle Gülhane Parkı'nda ve bazı büyük semtlerde her sene sanayi fuarları açılırdı. O sanayi fuarlarına büyük panolar çizdim öğrenciyken. Bu arada küçüklüğümden, 15 yaşımdan beri şiir yayınlıyorum. Babıali'ye geldim. Babıali kültür dünyasının tam beşiği Türkiye'de. Dergilerle ilişki kurdum. Kurunca da madem dediler ressamsın bize kitap kapağı resmi yap ve kendiliğinden böyle bir yönelme oldu.

Siz, kitap kapağı tasarımında ya da genel olarak grafik tasarım anlayışında kendi geleneksel kültürümüzü çalışmalarınızda yansıtmaya çalışmış ve Türk Grafik Tasarım kültürünün oluşmasında çok büyük katkıda bulunmuş sanatçılarımızdan birisiniz. Günümüzde oturmuş bir Türk Grafik Tasarım yaklaşımından söz edebilir miyiz?

Bir Polonya grafiği, bir Japon grafiği, bir İtalyan grafiği gibi bir Türk grafiği var mı? Daha önce de değindim ben, mesleğe başladığım yıllarda grafik adına yapılan her şey Batı'daki örneklerden aşırma işlerdi ya da alaylı kişiler elinden çıkma, bilinçsiz ürünlerdi. Bu olumsuz durum, Akademi'nin grafik eğitimi almış öğrencilerinin piyasada yer almasıyla değişmeye başladı. 1960'tan, özellikle de 1970'ten sonra estetik bilinç yavaş yavaş baskın bir konuma yükseldi ve işveren kişilerle kuruluşlar gitgide daha bir seçmeci tutum göstermeye başladılar. Şunu da belirteyim: Gebrauschgraphik, Grafis, Print gibi yabancı dergilerin Türk grafiği üzerinde hem uyarıcı, hem köstekleyici etkileri oldu. Uyarıcı etki, bir tasarımın nasıl oluşmasının gerektiği konusunda yol gösterici bir etkiydi, köstekleyici etki de bizim grafikçimizin “ulusal bir grafik nasıl olur” gibi temel bir düşünceye ulaşmasını uzun süre engelleyen etkiydi. O dönemlerde yapılan işlere eleştirici bir gözle bakarsanız, çok iyi tasarlanmış olmalarına karşın, bu toprağın köklerinden üremediğini görürsünüz.

Türk insanının genel olarak tasarıma bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sıradan bir insanın tasarım bilinci hiç yok. Tasarım bilinci olan bir insan dışarıda yürürken yere sigara atmaz, pet şişe atmaz, tükürmez. İstanbul'da acayip bir şekilde çarpıklaşan bir mimari anlayışı var. İlkokul eğitimi bile olmayan bir zengin eski bir ahşap köşkü alıyor, yıktırıyor, oraya beton bir bina yaptırıyor.

Grafik tasarım kadar şiir ve çevirmen kişiliğinizle de çok tanınıyorsunuz. Edebiyatla ilişkinizi anlatır mısınız?

12-13 yaşımda şiir yazmaya başladım. 14 yaşımda iken doğduğum memlekette çıkan haftalık bir gazete vardı. Oraya bir şiir gönderdim, beğendiler ve bastılar. O tarihte aruz öğrenmiştim, Divan şiiri okumaya başlamıştım. O yaşta bir çocuğun Divan şiiri bilmesi, yazması şaşırtıcı geldi. Ertesi yıl İstanbul'daki dergilere gönderdim, orada da yayımlanmaya başladı. Okula giden kısa pantolonlu bir çocuğum. Yolda yürürken bazı yaşlı adamlar, “Bak bak, Sait Maden çıktı” diye tanıtırlardı. İstanbul'a geldiğim zamanda bu tür dergilerde sürekli şiirler yazmaya başladım. Bu arada 16 yaşımdayken şiddetli bir şekilde Fransızca çalışmaya başladım. 18 yaşımda Fransız şairlerine çeviriler yapıyordum. Yaptığım bir çeviri Varlık dergisinin yaptığı bir yarışmada birincilik kazandı. Ve devam ettim. Bir taraftan şiirler, bir taraftan çeviriler yayınlıyorum, bir taraftan da edebiyat hakkında, şairler hakkında yazılar yazıyorum. Bu arada kitaplarım basılmaya başladı, çeviri kitaplarım özellikle. Arkasından Federico Garcia Lorca'yı tanıdım bir Fransız kitaptan, çok sevdim. Hemen İspanyolca dersleri almaya başladım. Lorca'nın bütün şiirlerini çevirdim. Arkasından başka şairler; Fransız, Rus, İspanyol, Arjantin şairler geldi. Böylece 50 - 60 tane değişik şairden şiir çevirmiş oldum. Şimdi üç dilden çeviri yapıyorum. Fransızca, İspanyolca ve İngilizce.

7 bin civarında kitap ve dergi kapağı çizdiğiniz söyleniyor. Bu rakam doğru mu? Grafiğin özellikle bu alanına yönelmenizin kitaplarla çok ilgili bir sanatçı olmanızla bir ilişkisi olsa gerek.

7 bin değil 8 bin. Bu bir dünya rekoru. O nasıl çoğaldı biliyor musun? Diyelim ki 1965'ten 1980'e kadar bir dergi çıkmaya başlıyor. Haftalık bir dergi. Her hafta bir kapak dergiye... Bunun gibi birçok dergi var.

Neden grafik tasarım? Bu bilinçli bir tercih miydi?

Kendiliğinden böyle bir yönelme oldu. Benim zamanımda resimden para kazanmak, yaşamını sürdürmek olanağı yoktu. Bende bir taraftan resmi yürütürken, bir taraftan da grafiğe yönelmiş oldum mecburen. Bu arada yayın dünyasında olmaktan dolayı sağdan soldan politik ilişkilerde oluyor. Örneğin bir gazeteye girip çıkıyorsun. Gazeteye girip çıkan farklı bir adamla tanıştım. Örneğin Halk Gazetesi'nin genel sekreteri. Bir filme afiş yaptık. Arkasından tekrar afiş siparişleri, tekrar... Bir gazetede hem yazar olan, hem de Deniz Bank'ın sanat danışmanı olan bir adamla tanıştık. Büyük bir atılım yapıyoruz, ne olur bize afişler yetiştirin dedi. Deniz Bank için çok afiş yaptım. Tiyatrolara çok afiş yaptım. Birçok ilaç firması vardı. İlaç firmaları için tanıtım malzemelerini dışardan getirirlerdi. Yedi, sekiz ilaç firmasına prospektüsler, broşürler, amblemler, etiketler falan yapmaya başladım. Grafiğin her kolundan ürünle çalıştım. 2000 yılına kadar sürdü. Yani 1955'te başladım bu işe, 2000 yılına kadar sürdü.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AdobeArjantinİstanbulJaponyaKitapTercihet
Görüş Bildir