Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Sesil Aktürk Yazio: Gerçekçi Ol, İmkansızı İste: Ernesto “Che” Guevara

16PAYLAŞIM
Yazio Banner

14 Haziran, Arjantinli sosyalist devrimci, Küba ve Enternasyonalist Gerilla’ların lideri Ernesto “Che” Guevara’nın doğum günü. İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyükleriydi. Guevara çocukluğunda da dinamik kişiliği ve siyasi görüşleriyle bilinirdi.

Astım hastası olmasına rağmen mükemmel bir atlet, hevesli bir rugby oyuncusuydu. Babasından Satranç öğrendi ve 12 yaşından itibaren turnuvalara katıldı. Şiire meraklıydı, özellikle Pablo Neruda’nın ayrı bir yeri vardı. Kendi sınıfının doğal bir sonucu olarak o da şiirler yazıyordu. Meraklı ve hevesliydi, Jack Londan ve Jules Verne’in maceralarından, Sigmund Freud ve Bertrard Russell’a kadar her şeyi okuyordu. Fotoğrafçılığa meraklıydı ve gittiği yerlerdeki arkeolojik alanları çekiyordu.

1948 yılında tıp eğitimi almak için Buenos Aires Üniversitesine gitti. Marksist-Leninist ideolojiye yakınlık duymaya bu yıllardaki Latin Amerika gezileri ile başladı. Bölgeyi baştan sona dolaşan Ernesto Guevara, yolculuğu sırasında halkların
yaşadığı yoksulluk ve yoksunluklara bizzat şahit oldu. Onun inancına göre tüm Latin Amerika'daki ekonomik eşitsizlikleri kaldırmak için devrim şarttı.

"Hayatta öyle seçimler yap ki kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin.." -Che

Önce Guatamala’nın sosyal devrimine katıldı ve ardından Küba’nın 26 Temmuz hareketinin bir parçası oldu. Gerilla savaşı teorisi üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra, 1965 yılında Afrikaya gitmek için Küba’dan ayrıldı.

Onun gidişinin ardından Carlos Puebla adında bir ozan, onun için “Hasta Siempre” adında bir şarkı yazdı. “Sonsuza Dek” anlamına gelen övgü dolu bu şarkı, tüm  dünyada Guantanamera, Chan Chan ile birlikte en çok bilinen Küba şarkısı.

Şarkı, Che’den on bir yıl önce 11 Ekim 1917’de Karayipler'deki bir ada ülkesi olan Küba doğumlu, Carlos Manuel Puebla Concha’a ait. Besteci, gitarist, aynı zamanda bir ozan olan Puebla, ritmik ve stilistik özellikleri üzerinde çalıştığı Bolero, Son, Guaracha, Sucu-Sucu gibi Küba Popüler Müziği’nin babası.

 “Orta halli bir ailede” doğan Carlos Puebla tam da Che’nin Latin Amerika gezilerinde gözlemlediği gibi bir hayat yaşıyordu. Koşullar onu çocuk denecek yaşta çalışmaya zorladı ve mekanik, marangozluk, ayakkabıcılık gibi bir çok farklı işlerde çalıştı. Ne olursa olsun vazgeçemediği mızıkası onunla her yere geliyordu.

Sonra gitar hayatına girdi. Kardeşinin aldığı gitar derslerini gizlice izledi ve kendi başına tekrarladı. Bu ona kendi kendini yetiştirmeye teşvik etti. Bir süre sonra piyanist ve müzikolog Odilio Urfé’den eğitim aldı. Profesyonel kariyeri 13 yaşında, CMKM Radyo istasyonunda şarkı söyleyerek başladı. Daha sonra yerel radyoda çalan bir üçlüye katılmak için Havana’nın doğusundaki Matanzas’a taşındığında, Ernesto Guevara henüz üç yaşındaydı.

“Neysem oyum şarkı söyleyen basit bir ozan” -Carlos Puebla

Yaptığı besteler ona yaşadığı şehir de popülerlik kazandırmıştı. Romantik temaları ile büyük başarılar elde eden LP ve ’45’ likler, Küba Müziği mirasının birer parçası oldu.

Bu arada, adadaki ve Latin Amerika'daki yoksulluk ve gerilim tırmanıyordu. Bir süre sonra eserlerinde dönemin sosyal sorunlarını, insanların yaşadıkları farklı durumları konu alan şarkılar yapmaya başladı.

Batista’nın ikinci iktidarın üzerinden geçen sekiz yılda yozlaşmanın artmasıyla Küba Halkı çöküntüye uğramıştı. Şartlar çok ağırdı ve yeni bir ayaklanma yoluyla Batista üçüncü kez iktidar olduğunda 1952’ye gelinmişti. Halkın çoğunluğu fakir ve işsizdi. Zorluklarla geçen yılların ardından başka bir alternatifin yaratılamamış olması onlara bu gelişi onaylamaya mecbur bıraktı. Daha önceki iktidar dönemlerinde, daha yumuşak politikalar izleyen, devlet memurlarının ve örgütlü işçilerin desteğini alan, eğitim sistemini yaygınlaştırıp, dev kamu girişimleri programları uygulayarak ekonomik büyümeyi hızlandıran Batista, bu kez zalim bir diktatöre dönüşmüş, büyük paraları zimmetine geçirmiş ve Amerika Birleşik Devletleri’nin, Küba’yı içki, kumar ve fuhuş merkezi yapmasına göz yummuştu.

Aynı yıl Karayipler'in güneyinde, Che ve okuldan bir arkadaşı “La Poderosa II” adını verdikleri 500 cc'lik 1939 model Norton marka motosikletle Alta Gracia’dan,Peru’ya, Amazon nehri kıyısındaki San Pablo'ya doğru yola çıkmışlardı. Cüzzam kolonisinde gönüllü olarak bir kaç hafta geçirmeyi düşünüyorlardı. Guevara’nın bu yolculuğu sırasında anlattığı seyahat notları “Notas de Viaje” 2004 yılında “ Diarios de Motocicleta”(Motorsiklet Günlükleri) adıyla sinemaya uyarlandı.

Pobre de mi Cuba… "Benim biçare Kübam"

Küba’da halkın suistimal edilmesini, uğradıkları haksızlık ve baskıları Puebla bestelediği “Plan de Machete”, “Este es Mi Pueblo” ve “Pobre de Mi Cuba”adlı şarkılarla, korkusuzca kınadı. Santiago Martines, Pedro Sosa ve Rafael Lorenzo’dan oluşan, Carlos Puebla y Sus Tradicionales grubun kurdu ve eserlerini bu isim altında yayınladı. Şarkıları ulusal radyo ve televizyonda sıklıkla yayınlandı.

Küba’da yaşananlara kayıtsız kalamayan Fidel Castro 26 Temmuz 1953’te yeni bir hükümet kurulması için, yaklaşık yüz kişilik, az cephaneli gerilla grubu ile Moncada Kışlası’na saldırdı. Bir çoğu saldırıda öldü ve geri kalan herkes, Fidel ve Raul Castro da dahil olmak üzere tutuklandı. 1955’te baskılar üzerine Batista bütün siyasi mahkumları ve Moncada Baskıncıları’nı serbest bıraktı. Fidel ve Raul Castro Meksikaya sürgün edildi. Burada diğer Kübalılarla tanışıp güçlendiler ve yeniden örgütlenme sürecinde Fidel, Ernesto “Che” Guevara ile tanıştı ve çok geçmeden “Che” de onlara katıldı.

Y En Son Eso Llegó Fidel… "Ve Sonra Fidel Geldi"

Tam bu dönemi konu alan, yani Batista’nın iktidarının son dönemlerindeki hareketlenmeler ve Moncada Kışlası girişiminden, Fidel Castro’nun iktidara gelişine kadar geçen süreyi anlatan, yönetmenliğini Andy Garcia’nın üstlendiği, başrolleri yine Andy Garcia, Dustin Hoffman, Bill Murray, Inés Sastre’nin paylaştığı 2005 yılı yapımı “The Lost City”devrime başka bir açıdan bakıyor. Krema tabakasının penceresinden olayları ele aldığı öne sürülen ve bir kaç toplumsal değerin üzerine basan film izleyenleri oldukça rahatsız etti ve ateşli tartışmalara neden oldu. Andy Garcia, Fidel Castro’nun yanında devrim için mücadele eden Che’nin aslında zalim biri diktatörden farkı olmadığını ve yargısız infazlarını da konu ediyor. Tüm karşıt düşünceleri birleştiren ise filmin müzikleri, kuşkusuz enfes..

“Devrim şimdi başlıyor” Fidel Castro

Fidel Castro’nun 1 Ocak 1959’da Havana’ya girişiyle temsil edilen devrim zaferini kutlarken yanında Ernesto ”Che” Guevara da vardı. Bu geliş Küba kadar Carlos Puebla’nın da hayatını etkiledi. Geleneksel Küba temalarını bir yana bırakmadan, buram buram “Los Barbudos” hükümetinin devrimci değerlerinin coşkusu yayan şarkılar bestelemeye başladı.

1961’de müzisyenleriyle birlikte çeşitli ülkelerde turneye çıktı. Müziğinin yanı sıra, siyasal etkinlikleri de konserlerinde bir başarıya dönüştü ve “Devrim Şarkıcısı” olarak anılmaya başladı. Peşinden bir çok turne teklifi art arda geldi.

Puebla 1962 yılında her ne kadar bir ücret almasa da, o günlerde çok sevdiği, Eski Havana’da Kübalı halkın ve yabancı aydınların sıklıkla gittiği restaurant La Bodeguita del Medio’da şarkı söylüyordu. Bu mekan onun diğer birçok sanatçı ve nüfuzlu kişilerle tanışmasına yardımcı oldu ve kendisinin dediği gibi “Zamanı dolu bir göbek ve mutlu bir kalple şarkı söyleyerek” geçirdi.

1965’te Fidel Castro’nun Che Guevara’nın hükümetten ayrıldığını bildirdiği konuşmasını yaptı, Che veda mektubunda Castro’ya şöyle diyordu ;

Fidel,

Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazı çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.

Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalı olan nerede olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım.

Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sağdık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı Devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi açıdan hiç bir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiç bir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.

Her zaman zafere kadar!

Ernesto

Mektubun ardından Puebla; en ünlü çalışması olan “Hasta Siempre”yi besteledi.

Şarkı ona ve ideallerine duyduğu hayranlık ve sevgi sözcükleri ile doluydu. Şarkı “Comandante Che Guevara” olarak da biliniyor. Şarkının iki yüzden fazla versiyonu var. Döneminde Nathalie Cardone tarafından Avrupa’ya taşınan şarkı, Compay Segundo, Jan Garbarek, çoğunlukla Buena Vista Social Club ile karıştırılan Los Calchalcis, George Dalaras, Ahmet Koç gibi bir çok isim tarafından yorumlandı.

Che ise veda mektubundan sonra, ilk olarak Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne daha sonra CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekat Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya’ya gitti. 1967 yılında Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elindeyken öldürüldü ama artık devrimin ruhu ve kokusu dönemin dünyasına yayılmıştı. Ve şarkılar acılar içindeki halkların, umutların ve yeni bir dünya düşünü söylüyordu.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir