Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Serda Kranda Yazio: Berbat Bir İlişkiyi Anlama Kılavuzu

29PAYLAŞIM
Yazio Banner

Aslı Perker’in yeni romanı Ayrılığın İlk Günü, Epsilon Yayınevi etiketiyle yayımlandı. Kitap, aslında tam olarak sevgilisi de olmayan sevgilisinden nihayet ayrı durmayı başaran bir kadının, ayrılıktaki ilk gününü saat saat anlatıyor. Kendi içindeki draması ve komedisiyle zevkle okunan ve beraberinde de yeni ilişki türleri hakkında düşündüren bir roman. Aslı Perker şakayla karışık, bu kitabın ayrıldıktan sonra değil ilişkinin ilk günlerinde okunmasını tavsiye ediyor. 

Yazarla kahkahalarımı tutamadığım bir röportaj yaptık. Aslında daha bir sürü şey anlattı ama buraya bu kadarını alabildim... Kitabı okumuş biri olarak Aslı Perker’e katılıyorum. Bu kitabı, ilişkinizin başlarında okuyun.

-Kitapta en ilgimi çeken şeylerden biri yeni romanınızın konusuydu. Kitap başladığında önce biraz zorlandım. Kim konuşuyor, kim kime ne diyor gibi. Ne yapmak istediğinizi anladığım zamansa artık zevkle okuma faslı başladı benim için. Klişe bir şeyle mi uğraşıyorum gibi bir duyguya kapıldınız mı hiç? Yani ayrılığın ilk günü, ayrılık acısı... İnsanlar bunu niye okusun ki diye düşündünüz mü?

Evet. Şöyle her şey, aslında her konu klişedir. Klişe olmayan bir konu olduğunu düşünmüyorum. Yunan tragedyalarında her şey zaten yazıldı. Bilmediğimiz hemen hemen hiçbir şey yok. 

Burada klişeyi kıran şey bence üslup, işleniş biçimi. Şimdi mesela bu kitapta bir başladım, yazdım tıkır tıkır, ta ki onuncu sayfaya kadar. Yok gitmiyor, olmuyor. Olduğu gibi at. Bir daha başladım. Bir daha on, on beş sayfa tıkır tıkır, yok olmadı. Ama bu böyle bir gün iki gün değil haftalar sürüyor çünkü önce zaten kafamda oturtmaya çalışıyorum. Uykumun içinde, yürürken, düşünürken, ev temizliği yaparken, çocukla ilgilenirken o hep dönüyor kafamda. Böyledir bu.

Bilirsiniz arkada hep döner. Sonra bir gün oturdum ve çıktı. O zaman kendimi o kadar rahat ve evimde hissettim ve her şey o kadar rahat devam etti ki. Çünkü aslında orada iç çatışma yaşayan bir kadın var.  Zaten romandaki karakterin derdi bir adamla değil, öyle gibi görünüyor ama aslında kadının derdi kendiyle; yaptığı seçimle, kendinden verdiği ödünlerle, niye kendinden ödün verdiğiyle, buna nelerin sebep olduğuyla, bugünü, dünü, bütün bir geçmiş ve bütün bir kadın tarihi, niye buna sebep oldu. Oradaki dil, beni klişeden kurtardı diye düşünüyorum.

-Bir vakitler Sertap Erener’in şarkısıyla dillere düşmüş bir zor kadın kavramı vardı. Ama bugün geldiğimiz noktada da bir berbat erkek kavramı var ve bu hiç konuşulmuyor.

Hiç. Konuşulduğu zaman da kızıyorlar, erkeklerden epey sert tepkiler alıyorum. Sizin bildiğiniz üç kişiyle değerlendirmeyin diyorlar. İstatistikler var önümüzde, madem öyle değil, niçin kadın cinayetlerine karşı bu kadar kampanya yapılıyor? Şiddetten kastımız sadece, bir adamın bir kadını katletmesi mi? Tabii ki büyük oranda fiziksel şiddet göstermesi ama psikolojik şiddeti hiç mi saymıyoruz? Bir ömür dayak yememiş ama kocasının baskısı altında psikolojik şiddetle yaşamayı öğrenmiş kadın var. Şimdi biz buna o iyi ya mı diyoruz! Tamam o bir çeşidi, ghostingi var love bombingi var, bunları ben uydurmadım, bunlar evrensel kavramlar. Bunlar da bir tür yıkıcı eylem değil mi? Hadi, tamam şiddet demeyelim ama karşındakini umursamamak demek, eğer bir ilişki içerisindeysen yıkıcı eylemdir. Değil mi?

- Bakınca kadınlar tuhaf bir onurluluk ve o medenilik zorlamasıyla sınanıyorlar. Takılıyoruz hali... Ama bu içeride çok incitici. Bana öyle geliyor ki biz kadınlar bu aşk meselesini erkeklere nazaran çok daha fazla romantize ediyoruz. Bu açıdan sizce erkeklerin bu işlere nasıl bakmaya ihtiyacı var? Erkeklerin bir an evvel farkına varması gereken şeyler neler olabilir?

Galiba şu, saygı ve dürüstlük. Bu da şu olabilir, geçen gün çok yakın bir arkadaşımla konuşuyorduk. Bu arkadaşım çok başarılı bir iş kadını. Çok güzel bir kadın. Çok zengin. Yani tanıştığı on erkeğin sekizinden daha zengin. Böyle bir kadın modeli. Yaşı da herhalde 40’a yaklaşıyordur. Flört ettiği erkekler de hep flörtte kalınsın istiyor, ben ciddi düşünmüyorum diyor. Arkadaşım dedi ki, “Ben bir daha biriyle tanıştığımda ilk söyleyeceğim şey şu olacak, ben ciddi düşünüyorum. Merhaba ben bilmem kim, ben ciddi düşünüyorum.”

Galiba netlik olması lazım. Yani bunların hepsi yalan bence, hiçbiri gerçek değil, erkek için de gerçek değil. Biz modern bir çiftiz, açık ilişki yaşıyoruz. Bu hiçbir erkek için gerçek olamaz, kadın için de gerçek olamaz. Bu ancak aşkın azlığı durumunda, ilişkinin önemsizliği durumunda söylenebilecek bir şeydir bana göre. Bir insanın bunu söyleyecek duruma gelmesi, medeniyet değil bu. Bunu söylemesi için gerçekten o ilişkiyi çok önemsemiyor olması lazım. Erkeklere şunu diyemeyiz “Erkekler hey, neslin devamı lazım, aşk lazım, sevgi lazım, hepiniz yuvaya, tek eşliliğe dönün” diyemeyiz.  Bunu diyemeyeceğimize göre seçimlerimizi uygun bir dille ifade etmeliyiz. Hem aşkım, bir tanem, seni çok seviyorum, hayatımın aşkısın deyip hem de öteki taraftan ben ciddi ilişki istemiyorum demeyin. En başından her şey çok dürüst olsun. Bir de çok çifte standart var. Kadına modern ol, farklı farklı kişilerle görüşebilelim, sen de görüş, ben de görüşeyim gibi söylemler var. Ben bunu çok anlayamıyorum. Özel olan şey ne? Peki o zaman siz niçin bir daha buluşun o zaman? Siz ötekilerle buluşun bu da ötekilerle buluşsun. Siz niye buluşasınız ki? Fakat aynı zamanda bu erkek, evlenince evindeki kadından, klasik bir kadın olmasını bekliyor. 

Çok büyük bir çifte standart. Erkekler şöyle derler “Yok ben evlilik düşünmüyorum, bana göre değil, ben tek eşli olamam, ciddi ilişki istemiyorum.” Çünkü o insan, o insan değil. Ayrılırlar üç ay sonra erkeğin düğün davetiyesi gelir. Böyle olur ama sonra evlendi ya, birkaç yıl önce çok medeni olan, çok geniş fikirli olan o adam birden klasik adama dönüşür.

- Erkekliğin tarihsel sürecini, bu dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz? Mesela ben şimdi kendi babama bakıyorum. Adam ne güzel akşam eve gelirken portakalını alırdı, annemi arardı bir şey lazım mı diye, falan saygılı, ince. Gayet muhteşem bir erkekti. O erkeklerden bu erkeklere nasıl gelindi sizce?

Bence bu soru çok doğru bir soru. Bunun cevabı bende olamaz ama ben kendi halinde bir yazar olarak konuşacak olursam teknoloji ve sosyal medya diyebilirim. İlişkilerin çok kolaylaştığı bir dönem. Bizim okuma gruplarındaki biri dedi ki “Kızıma sorarsan 40 tane ilişkisi olmuş Instagram’dan. Ama burada başladı burada bitti. Bana sorarsan sıfır ilişkisi oldu” diyor. Jenerasyon farkı da devreye giriyor tabii. Ama ona sorarsan o orada çok yoğun bir şeyler yaşadı. Çok yükseldi orada. Orada karşılıklı öpücükler, günaydın sevgilimler yaşandı. Ama gerçek bir ilişki miydi hayır.

Zaten muhtemelen ilişiklerinin %50’si şu an böyledir. %50’si eğer gerçek ilişkiler ise %50’si zaten sosyal medya üzerinden yaşanan karşılıklı kalplerle, emojilerle, gülücüklerle, alevlerle, alkışlarla, gözlüklü cool adam emojileriyle yaşanan ilişkilerden bahsediyoruz. Katalog var ellerinde zaten. Artık o eşleştirme aplikasyonlarına gerek bile yok. Benim elimdeki şu telefon, istersem benim için bir katalogdur. Şimdi üç kişiye buradan onunla ilgilendiğim mesajını sadece beğeni yaparak gönderebilirim. Bir ilişkiye ben bu akşam başlayabilirim, ne kadar tuhaf. Böyle bir şey olabilir mi? Yerimden bile kalkmıyorum, tembel işi. Peki sonra da zaten ne olacak basit bir şekilde muhtemelen bitecek. Bu işte bunu çok fazla kadınlar yapmıyor genelde erkekler yapıyor. Bu hep böyle oldu. Yanlış mı? Hep böyle oldu...

- Çok doğru.

Erkekler her zaman daha fazla aşk yaşama peşinde oldu. Çok eşlilik peşinde oldu. Bu yeni bir şey değil. Erkekler hep böyleydi.  

HAYATIN ’PUK KODU’: GERÇEKLER VE GERÇEĞİ KABUL ETMEK.

- “Ben onunla arkadaş olmak istemiyorum, sevgili olmak istiyorum” diyen kahramanımız güçlü de biri, bunu hem itiraf ediyor hem de kendine kızıyor ve utanıyor da. Sonra “Tek ihtiyacım olan şey ümitsizlik” diyor. İlerleyen sayfalarda karakterlerden birine de “Gerçek şifadır,” dedirtiyorsunuz. Kahramanımız bütün o feministliğine, rasyonalistliğine, çok akıllı ve muhteşem bir zeminin olmasına rağmen ruhsal olarak çok tatlı sürünüyor... Peki ama acı verici gerçekler nasıl kabul edilir?

Bir kere işin felsefesi var. Biraz Stoa felsefesi okumak, Epikür okumak, Diyojen okumak, bunların çok büyük faydası olacağını düşünüyorum. Bunlar ciddi tavsiyelerim. Gerçek bence kabul edilmesi en zor şey ama insanı da en özgürleştirecek şey. Gerçeği anlamak bilmek, kendinle ilgili gerçeği de. Bir yerde sorun varsa çözümü de vardır. Sorunu bildikten sonra çözümün gelmemesi mümkün değil. Sana sorununu bütün dünya söylüyor olabilir ama sen kabul etmediğin sürece, o gerçekle yüzleşmediğin sürece bilemezsin ve sorununu da çözemezsin. Bir ömür böyle çürüyebilir.

Sorunu çözmediğin için bir ömür sorununla yaşayabilirsin. Bu yapması en zor şey bana göre. Ben ona hayatın ’puk kodu’ diyorum. Gerçekler ve gerçeği kabul etmek. Bu kız bütün kitap boyunca bunu yapmaya çalışıyor. Gerçeği kabul etmeye çalışıyor. Gerçek ne? Adam beni sevmiyor! Ben kendimi türlü türlü kandırıyorum. Seviyor, gösteremiyor. Geç! Nasıl gösteremiyor! Gösterdiği de oldu, sevdiği günler gösterdi. Aldattı çünkü şunlar olmuştu. Seviyorsa, sana aşıksa aklının ucundan bile başkası geçmez. Gerçeği kabul et! Sürekli kendine bunu söylüyor kız. Adam beni sevmiyor! Ümitsizlik orada devreye giriyor.

O umudunu kaybetmek zorundasın. O umut oldukça gerçekten hep uzaklaşacaksın. Gerçeği kabul etmediğin sürece de çözümünü bulamayacaksın. Gerçek ne, adam beni sevmiyor. Çözüm ne, adamdan ayrılmak, adamdan uzak durmak, adamı unutmak. Artık o çözüm yolunda bir şeyler bulacaksın. Ama bunu kabul etmediğin sürece adam seni aldatacak, adam seni hırpalayacak, sana mesajlar gönderecek, sana istediği zaman cevap verecek, 3 gün sonra cevap verecek. Bak mesajlar diyoruz artık o kadar düştük yani. Aramayı falan geçtik, aramayacak bile. O yüzden gerçek benim için bu hayatta çok önemli. Benim en önemsediğim konu budur. Benim gerçeğim ne? Bunu bilirsem özgürleşeceğimi düşünüyorum. Bir Epiktetos kitabı yazdım ben, Destek Yayınları’na. Bir felsefe serisi yaptık: Kendisinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir. 

MERAK ETMEYİN GEÇECEK

- Kitapta diyorsunuz ki “Hatırlamak yasaklansın, aşk rezillik, âşık olmak yasaklansın.” Aşkın kendi çünkü çok büyük bir sabotajcı.” Şimdi bir yanda gerçek, bir yanda da aşk olduğu zaman bu ikisi nasıl dengelenir? Orada akıl da biraz gidiyor çünkü.

Aşk kazanır. Aşk kazanıyor çünkü çok güçlü bir duygu. Aşk bence gerçekten her şeyi unutmanıza sebep oluyor. Gözümüzü kör edecek bir etkiye sahip. Ve bence bu duygular da yaşanmalı. Her şey olduğu zaman ve olduğu gibi yaşanmalı. En ham haliyle yaşanmalı. Keder mi hiçbir şey mi deseler ben kederi tercih ederim. Çünkü hiçbir şey yaşamamak, hep gerçekte durmak, hep mantığı takip etmek de seni duygularından arındırır. Yapacağın pek çok şeyi yapmazsın. Aman hata yapmayayım dersin, gerçek bu dersin oysa hatalarımızla büyüyoruz.

Hatalarımızdan çok şey öğreniyoruz. Evet, acı çekiyoruz ama zaten bu hayata her gün çok mutlu olmaya gelmedik. Herhalde acı çekeceğiz. Hani diyorlar ya insan ömrü çok kısa diye bence ömür çok uzun. Başka türlü nasıl geçer bu kadar yıl. Sadece o yaşanan şeyi hakkıyla da yaşamak lazım. Ve “Merak etmeyin geçecek!” demek istiyorum. Sakin olun, panik yapmayın, gaz maskelerinizi takın, geçecek. Aşksa hakikaten bu işin kimyası, geçecek. Aşksa geçecek dolayısıyla aşk acısıysa da geçecek. Bunu bilin. Bu bir rahatlatsın. Zaman var, merak etmeyin. Hiçbir şey de kaçmıyor. Belki üç beş şey öğreneceğiz. Kendimize birkaç şey katacağız. Bir sonrakinde faydalı olacak. Sakin. Her şey olur, her şey biter. Her şey insan için. Hiçbir şeyi hesaplayamıyoruz.

- Hikâyede seçtiğiniz vakalar çok tatlı. Yani adamın atakları ve kızın kendi bulduğu yeni pozisyon almalar falan. Bu kısmı çalıştınız mı, hangi durumları ele alacağınızı yani, yoksa doğaçlama mı gerçekleşti?

Aslında ikisi birden. Şöyle ben bu süreçte bayağı bir röportaj yaptım diyebilirim. Çok fazla insanla konuşup nasıl, ne yaşıyorlar, ne gibi hisler yaşıyorlar konusunda bilgi aldım. Şimdi bir de algıda seçicilik var. Bu konuyu odaklanınca çevredeki hikayeleri daha çok duymaya başlıyorsun. Ve çok basmakalıp işler var. Apaçık çok basmakalıp.

Yani artık o kadar ki beni arayıp da bir şey soran arkadaşıma diyorum ki “Tamam tamam sakin ol bak şimdi, şöyle olacak, böyle olacak, telefona böyle bir mesaj alacaksın, üç kere like basacak” falan. Sonra beni aradı arkadaşım dedi ki “Aslı, falcı gibisin. Olan her şeyi bildin. Olacak her şeyi bildin” çünkü çok basmakalıp. O yüzden bu vakaları bulmak zor değil. İnanın kitabı bu yüzden yazdım bunu yaşayan bir tek siz değilsiniz. Hani en başta dediniz ya çok güzel bir kadın, işi var parası var; bunu da bilerek seçtim çünkü böyle şeyleri sadece belli bir kalıptaki kadın yaşamıyor. Bunu herkes, her kadın yaşayabiliyor. Bu bir zorbalık aslında, erkekler tarafından yapılan şey. Şiddet değil ama bir zorbalık.

- Peki böyle bir hikâye yazmak, olmak sizde de bir şeyleri fark etmeye yaradı mı?

Tabii çok. Hatta o kadar yaradı ki çok rahatsızlık duydum, şimdi artık okumak istemiyorum. Çünkü çok sinirleniyorum, geçmişe dönük sinirleniyorum mesela. Halbuki geçmiş bitmiş, daha artık nesini yaşıyorsun. Okuyunca tetikleniyorum, sinirleniyorum ama bir yandan da hatırlatması çok iyi oluyor. İnsan aslında bu kadar da saftirik, unutabilirsin: Neler oldu, neler yaşandı... Unutulabilir. O bakımdan bir kılavuz gibi. Aslında şunu tavsiye edebilirim: Bu kitabı ayrılanlardan çok yeni ilişkiye başlayanlar okumalı. Bu gerçekleri önden bilmenin bence çok faydası var. 

Twitter

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir