Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Selda Terek Yazio: Neden Bir Türlü Gelişemedik?

305PAYLAŞIM
Yazio Banner

Bak ne diyeceğim:

“Yapabileceğimize inanmayarak önce biz baltalıyoruz sistemi.”

Açıklayayım:

İlkokul yıllarından hatırlarım; Türkiye gelişmekte olan ülkeler kategorisine girer. Tevellüt eskidi, neredeyse bin yaşına geldim, Türkiye hala gelişmekte olan ülkeler kategorisinde. Neden? Neden bir türlü gelişmiş ülke olamıyoruz? Gelin bu
konunun üzerine mercek tutalım ve politik, ekonomik, sosyoekonomik boyutunu sona bırakarak önce kişisel boyutuna odaklanalım, madde madde inceleyelim. İşte ilk etapta aklıma gelen birkaç özelliğimiz:

1- Özentiyiz...

Bir keresinde pazarda gezerken iç çamaşırı satan bir satıcının tezgahının üzerine çıkmış, kırmızı iri boy bir sutyeni kazağının, kocaman bir külotu pantolonunun üzerine geçirmiş şöyle bağırdığına şahit oldum: “Hanıııım gel! Don Dale’ye gel! Avrupa bunlar Avrupaaa! (Don Dale o yıllarda Don Omar’ın meşhur ettiği parçası... Dinlemek isterseniz linki burada)

Halbuki bilen bilir biz fason olarak nice markaya kendi ülkemizde tekstil malzemesi üreten bir ülkeyiz. O bayıla bayıla paralar döktüğümüz markalar bizim fabrikalarımızda üretilir, ihraç fazlası bazen pazarlara düşer ve biz yine de üzerinde marka olanı gidip mağazadan almayı sever, kendi markamızın yüzüne bakmaz, yabancı markayla hava atarız. Hatta yurtdışı gezilerinde bakın, en ücra köşelerdeki alışveriş mağazalarında konuşulan dil Türkçedir. Her an “Anne koş bak ne buldum!” diye birinin mağazanın bir köşesinden diğerine bağırdığına şahit olabiliriz.

Bu özenti kafa değişmediği, bizler kalitenin değil markanın peşinde koştuğumuz, elimizde teknoloji olduğu halde kendi markalarımızı dünyaya yayamadığımız sürece gelişemeyiz. Bu biiir!

2- Düşünce Kalıplarımız var...

Evet, maalesef düşünce kalıplarımız, hatta komplekslerimiz var. Biz daha iyisini yapacağımıza  kendimiz inanmazken neden bir başkası bize inansın? Bir haber çıktı uzaya gideceğimizle ilgili dalga geçmeyen kalmadı. Alay ettiğin kendinsin, senin vizyonsuzluğun bre insafsız! Giden nasıl gitti? Daha kat etmemiz gereken yol olması başka, bunu becerip beceremeyeceğimiz başka. Neden becerilmesin? Nedir bu kendimizi bir türlü kurtaramadığımız kompleks?

İcat çıkartma şimdi” sözleriyle tüm yaratıcılığı baltalanmış olan nesil ebeminki değil. Hoş, ebeminki de... Parası olanın çocuğunun önüne oyuncak yığdığı, bu konuda ifrata kaçtığında çocuğunun yaratıcı olmasını engellediğinin farkında bile olmayan, her ağladığında çocuğun ağzına sus payını tıkan bilinçli (!) ebeveynlerimiz var. Çocuk kesecek, biçecek, boyayacak, taşıracak, evet icat çıkaracak, onu bunu soracak, bozacak, kurcalayacak ki öğrensin. Daha bebe yaşlarından hazıra konan çocuk ile “Bu işi becermek sana mı kaldı?” zihniyeti ile büyütülen çocuk hangi gelişmenin öncüsü olsun? Ayrıca çocuklarımıza çizdiğimiz şablon hayatlarla sadece onların değil bütün bir toplumun gelişmesini engelliyoruz. Çocuk okul birincisi ve epeyce zeki diye ya mühendis ya doktor olmak zorunda bırakılıyor. Oysa belki gönlünde yatan aslan bir tatil köyünde sörf hocası olmak ya da bambaşka bir şey. Zeki olanın cezalandırıldığı bir anlayış değil mi bu?

Bunun yanı sıra “evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak” bir mutluluk şablonu olarak önümüze koyuluyor. Oysa bunu değil de avantüriye bir ruha sahip, dünyayı gezip keşfetmek isteyen çocuklarımızın önünü kesmenin bizim vizyonsuzluğumuzla ilgili olduğunu bi’ kabullensek mi artık?

Çocuklarımızı özgür bırakmadığımız, yaratıcılığın önünü kestiğimiz ve onları düşünce kalıplarına, şablonlara hapsettiğimiz sürece gelişemeyiz, bu ikiiiii. 

3- Taklitçiyiz...

Eskiden aranjman şarkılar vardı. Hala var. Ecnebi derdik. Bizim kaset yapımcıları bunlara yatırım yapmayı severlerdi, kesin sonuç diye. Yani bir parçanın tutması zaman alır, kısa yoldan kazanç... Sonra bu olay filmcilik piyasasına, modaya, yaşam tarzlarına sıçradı. Aldık, taklit ettik, adapte ettik ama kendi orijinal halimizi, sanatımızı geri koyduk. Hala yapıyoruz bunu. Sadece kapitalist bir endişeyle değil aynı zamanda kısa yolcu bir kurnazlıkla baltalıyoruz kendimizi.

Hala taklitçiyiz. Bu kafa değişmediği, sanatta, bilimde, edebiyatta bir meselesi olan orijinal ürünler vermediğimiz zaman gelişemeyiz, bu üüüüüüç.

Link

4Uydurmaca bir “Din Baskısı” yaratılmış üzerimizde, kullanılıyoruz...

Dinin neyi söyleyip neyi söylemediğini doğru yorumlamak için insanın ihtiyacı olan tek şey kendi özgür iradesi ve vicdanı. Doğru yorum senin içinde gizli. İnançlar üzerinden yaratılan gerçeklik olmaz. İnanmaya ve ibadetine devam et, ama daha nesnel bir anlayışla kur toplumsal düzenini.

Ortalıkta caiz olanı ve olmayanı söyleyen şarlatanlar ve bu şarlatanları takip edenler olduğu, kendi aklımızla değil başkasının aklıyla yaşadığımız sürece gelişemeyiz, bu dööööört. 

5- Potansiyelimizin farkında değiliz...

Tembel değiliz aslında sadece kendimize inanmıyoruz, odağımızı değiştiremiyoruz, aceleciyiz, başarısızlıkla mücadele etmeyi bilmiyoruz, üretmek üzere değil tüketmek üzere kurgulamışız hayatı ve dışarıdan teşvik edilmediğimiz gibi iç motivasyonumuz da yok. Yeteri kadar okumuyor, kendimizi ve zihnimizi geliştirmiyor, eğitime gereken önemi vermiyoruz. Oturup devletten fayda bekleyen bir güruh ortalığa bakamayacağı kadar çocuk salıp, ellerini açıp rızk diliyor. Sonra ajitasyon...

Akılcı bir yaşam kuramayıp, tedbirsiz tevekkül peşinde olmanın manası yok. Sadece kendimize değil, yarattığımız aileye de, topluma da zarar veriyoruz. Eline, beline diline hakim olmadıkça, kendini bilmedikçe bu iş zor, bu da beeeş.

 

6- Politik, ekonomik, sosyo ekonomik sebepler...

Bu konu derya deniz. Girersek çıkmak zor. Bu nedenle konuyu kişisel boyutuyla incelemeyi seçtim. Ama bir iki cümle etmek isterim haddim olmayarak. Biliyoruz ki Türkiye isterse turizm cenneti olabilir, potansiyelinin hala pek azını kullanıyor. İsterse tarım ve hayvancılık konusunda dünyayı sallayabilir, çiftçi hala olması gereken yerde değil. Sağlık hizmetleri konusunda pek çok ülkeden iyi durumdayız ama yine de sorunlar yaşıyoruz, çok daha iyi olabiliriz. Eğitim,  sanayileşme, sağlık, endüstri konularında deli gibi istihdam yaratabiliriz ama...

Sahi bu amanın ardı neden boş? Evet hamleler var, evet gelişmek yönlü hareketler yok değil ama olmamız gereken yerde değiliz. Neden? Ona da kafa yoralım ve önce bu ülkeyi severek başlayalım işe. Önce misyonumuzu koyup engellerin üzerini bir bir çizelim. Böyle olmaz! Engellerin üzerini çizmediğimiz, onları kaldırmadığımız sürece biz toplum olarak gelişemeyiz.

 Eğer hasbelkader bu yazıyı oluyorsan, önce şu müstehzi ve inanmaz gülümsemeyi bir sil yüzünden! Ve önce kendine, sonra kendi insanına inan. Yapabileceğine güven. Çünkü buna inanmayarak önce sen baltalıyorsun sistemi. Bu da altıııı.

Uzatmak istemiyorum. Bu ülke yeryüzünde gerek tarihi gerek coğrafyası ile en şanslı konumda. Potansiyelimiz müthiş. Elbette engeller var ve hep de olacaklar ama gelişmek yönünde bireysel ve bireyselliğin izdüşümü olarak toplumsal vizyonumuzu genişletmediğimiz, kafa yapımızı değiştirmediğimiz sürece yerimizde sayar ve hep gelişmekte olan ülke statüsünde kalırız.

Farkındalıklı günler dilerim.

Instagram

Twitter

Facebook

Wordpress

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
chandler-tribbiani

Selda hanım sorunları döşemişsiniz de çözüm yok. Politikacılardan betersiniz.

Görüş Bildir