Savcı Doğan Öz'ün Eşi: 'Cinayetin Şifresi Kozmik Odada'

 > -

Savcı Doğan Öz'ün Eşi: 'Cinayetin Şifresi Kozmik Odada'

Savcı Doğan Öz'ün Eşi: 'Cinayetin Şifresi Kozmik Odada'

Suikasta kurban giden Doğan Öz’le birlikte dokuz yıl boyunca polis takibine maruz kalan Hatice Sezen Öz, eşini adım adım ölüme götüren süreci anlattı.

Her şey, Marquez’in unutulmaz romanı Kırmızı Pazartesi ’de anlattığı, 21 yaşındaki Santiago Nasar’ın, işleneceğini bütün kasabanın bildiği bir cinayete kurban gitmesindeki gibi oldu. Savcı Doğan Öz, Marquez’in ünlü romanını yazmasından üç yıl önce, 24 Mart 1978’de evinin önünde kurşunların hedefi oldu. Tetikçi, kısa bir süre sonra Bahçelievler katliamının zanlısı olarak yakalandı. Hem poliste hem de savcılıkta suçunu itiraf etti. Kendisine öldürme talimatı ve silah verenleri deşifre etti. Mahkemede dört kez idam cezasına çarptırıldı. Ancak Askerî Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun kararına dayanamayan mahkeme, suçunu kabul eden tetikçiyi beraat ettirdi.

İçişleri Bakanlığı’nın TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderdiği raporlardan anlaşıldı ki, Doğan Öz’ün katilini beraat ettiren yapılanma, dokuz yıl boyunca o katille karşı karşıya geleceği günü de organize etmişti.

Taraf ’ın dünkü manşetinde yer alan dokuz yıllık takibin detaylarını, Doğan Öz’ün eşi Hatice Sezen Öz anlattı.

Kendisinden, eşini öldürdüğü için özür dileyen bir katilin göz göre beraat ettirilmesine tanık olan Sezen Öz, “Kozmik odayı aramak isteyen savcılara ‘Sonunuz Doğan Öz gibi olur’ diye tehdit gitmiş. O odada ne saklıyorlar” diyor.

Polisin sizi dokuz yıl boyunca izlediğinden haberdar mıydınız?

Tabii, bunu hissedebiliyorduk. İlk olarak 1970 yılında Konya’da hissettik. Doğan, Konya’da görev yaptığı sırada iki günlük bir gezi için evden ayrılmıştık. Dönünce gördük ki, bizim kapı kırılarak içeri girilmiş ancak hiçbir şey alınmamış, komşular da hiçbir şey duymamışlar. Evdeki bir kapının arkasında Doğan’ın yazın giydiği bir gömlek asılıydı. Sadece o gömleği alınmıştı.

Doğan Öz’e yönelik bu girişimi başlatacak ilk somut olay neydi?

O zaman Komünizmle Mücadele Dernekleri vardı, bir de o dergileri çıkıyordu. Bunların karıştıkları olaylar olmuştu Konya’da. İstanbul’daki 6-7 Eylül olayları gibi bir olayın provası Konya’da yapılmıştı. Doğan bu faaliyetleri soruşturuyordu. Araştırmalarının sonucunda bir iddianame hazırladı. Nitekim o derneğin kapatılmasıyla sonuçlandı dava. Bütün bunlardan sonra da evin önünde bir yürüyüş yaptılar. Sistemli, tertipli bir yürüyüştü bu. İslami gruplar, İmam-Hatip öğrencileri, Eğitim Enstitüsü’nden öğrenciler vardı. Bunlar valiliğe müracaat ederek bir kamu görevlisinin evinin önünde yürüyüş tertip ettiler ve buna izin verildi. Daha sonra öğrendim ki, Kenan Evren de o dönemde 2. Ordu’nun başındaymış.

Doğan Öz’ün hedef gösterilmesi Komünizmle Mücadele Derneklerinin soruşturulması ve kapanmasıyla başladı diye bilir miyiz?

Evet, daha önce bir şey hissetmedim. Konya’da sıkı, yoğun bir şey başlamıştı.

Bu takip ve hedef göstermelerin devamında ne oldu?

Konya’da Doğan iki olay yaşadı. Türk Hukuk Kurumu tarafından, orada açtığı davalar nedeniyle yılın hukukçusu seçilirken, bir taraftan da hâkim ve savcıların üstündeki kuruluş Doğan’a karşı farklı bir harekete başladı. Doğan’ı İnebolu’ya atadılar, uzaklaştırdılar yani Konya’dan. Fakat bu atama onun meslekteki durumuna göre aşağı bir hareketti. Bir tenzili rütbe gibi. Başka bir şey yapamıyorlar, tayin sırası olmayan yerlere veriyorlar. Sonra Doğan bunu iptal ettirdi. İptal üzerine tayini Elazığ’a çıktı. Elazığ’a gittiğimizde, Doğan’ın kapattırdığı dergi “Yeniden Milli Mücadele” adıyla çıkmaya başladı, yine hedef olarak gösteriyorlardı. Elazığ’da bir buçuk sene kalmıştık, tekrar İnebolu’ya atadılar. Yani sırf onu etkisiz hale getirmek için ya da hedef yapmak için. O dönem DGM'ler gündeme gelmişti, DGM'lerin doğal yargıya aykırı olduğu, tüm davaların mevcut olan mahkemelerde görülmesi gerektiği yönünde bir anket ve imza kampanyası başlatmıştı. İşte bu nedenle biraz daha üstüne düşmeye başladılar. Bu sefer geçici bir görevle Denizli'nin ilçelerinden birine atadılar. Orada bir ay falan çalıştıktan sonra bu sefer Mardin'e atama çıkardılar. Orada bir süre çalıştıktan sonra geldi. Kıbrıs çıkartması sırasıydı, solcular ve ülkücüler arasındaki olayların arttığı bir dönemdi. İlin valisi ve eşi, açık açık ülkücü olduklarını söylüyordu. Denizli Valisi'nin eşi bir olayda eşinin silahıyla etrafa ateş açmıştı. Doğan bu olayla ilgili de dava açmıştı. Bu nedenle takibin ve baskıların biraz daha yoğunlaştığını hissettik. Valinin eşi radikal bir ülkücüydü. Açıkça, "Biz burada devrimci kanı akıtacağız" şeklinde konuşmalar yapıyordu. Bir süre sonra tayinimiz Ankara'ya çıktı.

Ankara, Doğan Öz için son görev yeri oldu. Öz'ü ölüme götüren süreçte neler yaşadınız?

Ankara büyük bir yer ve çok fazla olay var. Tayinin çıktığı Temmuz 77'den onu kaybettiğimiz Mart 78'e kadar sokaklardaki çatışmalar iyice artmıştı. Nöbeti sırasında bir genci öldürdüler ve faillerin Site Yurdu'na kaçtığı anlaşıldı. Site Yurdu o zaman, icranın, hükümetin giremediği bir yerdi. Sokağından bile kimse geçemiyordu. Zapt edilmiş bir bölge. Doğan, yurtta arama kararı aldırdı. Normalde savcı kendi makamında alır ifadeleri. Ankara'da bir başka şeyle karşılaştı, bu tarz olayların ifadeleri emniyette alınıyordu. Emniyete gittiği zaman orada garip bir muameleyle karşılaştı. Soruşturmadaki görevli başkomiser yer bile vermiyordu. Doğan da altta kalacak bir insan değildi. O zaman emniyet teşkilatı, sağcıların Pol Bir'i ve solcuların Pol-Der'i arasında bölünmüştü. Ankara'da yoğunlukla Pol-Bir vardı. Biz onların yakın takibini hissediyorduk. Site Yurdu'nda tam olarak ne oldu? Olay haberi geliyor, Doğan, komisere diyor ki, "ben arama kararı aldıracağım, ben gelmeden aramaya girmeyin." Olay yerine gittiğinde Başkomiser yanaşıyor Doğan'a diyor ki, "Biz aradık savcı bey senin aramana gerek yok." Bu arada çok garip bir cümlesi olmuş komiserin, "Biz senin kim olduğunu biliyoruz" diyor orada. Nihayet Doğan giriyor içeriye, "Herkes dolabının başına geçsin" diyor. Öğrencileri alıyorlar, herkes dolabının başına geçiyor ama bir dolabı sahiplenen yok, "Kilidini açın, kırın" diyor. Nihayet cinayet silahı çıkıyor, bir bıçak bir de tabanca. Ertesi gün MHP milletvekilleri Meclis'te, "Evliyalar mı Savcı Doğan'a silahın yerini gösterdi" diye laf çıkarıyorlar. Tam bir hedef gösterme. Doğan'ın aleyhinde gösteriler, yürüyüşler, mitingler de yapıyorlar.

Sonra şöyle sahneler olmuş; Doğan'ı kaybettikten sonra dosyada okudum ben de. Bir hâkim stajyeri ile birlikte çıkıyorlar akşamüzeri. İki genç Doğan'a çarparak, neredeyse omuz vurarak geçiyorlar, ülkücüler o zaman "öldürülmesi gerekir" emri almışlar. Emri verenler kimler? Böyle olaylarda aramak lazım.

İçişleri Bakanlığı'nın Darbeleri Araştırma Komisyonu'na gönderdiği raporda Doğan Öz cinayetiyle ilgili çok önemli bir bilgi var, deniyor ki, "Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz öldürülmeden kısa süre önce Başbakan Bülent Ecevit'e Özel Harp Dairesi ve kontrgerilla ile ilgili bir rapor sunmuştu." Bu raporlardan haberdar mıydınız?

Savcı olarak yaptığı yakalamalardan aldığı ifadelerden vardığı sonuçları içeren bir rapor sunuyor ve diyor ki, "Türkiye'de esas tehlike Özel Harp Dairesi merkezli kontrgerilladır ve ben adımımı attığım her yerde bununla karşılaşıyorum."

Raporu öldürüldükten sonra gördüm. Çekmecelerde ne varsa alıp getirdiler. Planlamada çalışan bir arkadaşı vardı Ecevit'in yakını. Bu raporu resmî yazıyla göndermemiş, o arkadaşı kanalıyla göndermiş.

Doğan Öz'ü izleyen ve hedef gösteren yapı yargıya da müdahale etti mi?

Aynen. İbrahim Çiftçi'nin tetikçi olduğuna hiç şüphe yok. Hedef gösterenler de belli silahı temin edenler de. Aynı silah Zafer Üstünel'in öldürülmesinde de kullanılmış. Mahkeme tetiği çeken İbrahim Çiftçi hakkında dört kez idam kararı verdi. Fakat hep Askerî Yargıtay tarafından bu kararlar bozuldu.

İbrahim Çiftçi yakalandıktan sonra savcılıktaki ifadesinde her şeyi anlatıyor. Doğan arabasına binip çalıştırdıktan sonra, kaldırımdan 14'lü silahla altı el ateş ediyor, sonra da kaçıyor. Kılık-kıyafeti belli, orada görgü tanıkları var. Aynı sokağın devamında kömür çeken bir kapıcı var, silah sesi üzerine hemen küreği bırakmış, hem önden görmüş hem arkadan. Bir tanık daha var Ziya Aktaş adında. ODTÜ'de doçent o zamanlar. Aynı noktadan görmesine rağmen tanıklık yapmadı.

Sonra burslu olarak Amerika'ya gönderildi o dönemde. Eşler için tahsisat çıkmazmış o zamanlar eşi için de tahsisat çıkarıldı. Dönüşte de bölüm başkanı oldu. Ecevit hükümetinde de önce milletvekili ve sonra da Enerji Bakanı oldu. Şu anda da konuşmuyor.

Siz İbrahim Çiftçi'yle karşı karşıya geldiniz mi?

Doğan'dan sonra TİP'li 7 genç Bahçelievler'de öldürüldü. O olayla ilgili gözaltına alındı. Doğan Öz olayında tanık olan kapıcıyı çağırmışlar, o da emniyette teşhis etmişti. Ziya Aktaş bu olayda da gitmemiş teşhis etmeye. Beni de çağırdılar, oğlumla birlikte gittim. Emniyet Müdürü bizi yüzleştirdi. "Bak" dedi, "Sen olayı nasıl yaptığını anlattın. Bu öldürdüğün insanın eşi, bu da oğlu dedi. Adamdan, "özür dilerim" diye bir hırıltı çıktı. İlk karşılaşmamız böyle oldu.

Örtbas edilen Doğan Öz cinayeti son olarak TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'na gönderilen raporla gündeme geldi. Hukuki mücadelede ne aşamadasınız?

Geçen yılın ekim ayında Ergenekon soruşturmasını yürüten 13. Ağır Ceza Mahkemesi benden Doğan öldürülmeden önce Başbakanlığa sunduğu Özel Harp raporunu istedi. Bu raporla birlikte bazı delil niteliğinde belgeleri de mahkemeye ilettim.

12 Eylül'le ilgili de dava açıldı. Bu davada müdahil misiniz?

Geçen yıl Kenan Evren ve arkadaşları hakkında açılan soruşturma için savcılığa dilekçe verdik ama o evrakımızla ilgili bir seneden fazladır herhangi bir işlem yapılmadı. Müdahilliğimiz henüz kabul edilmedi.

Biz katliamı yaptıran mekanizmanın ortaya çıkarılmasını istiyoruz, onların cezalandırılmasını istiyoruz. Bu artık İbrahim Çiftçi meselesi değil. Bizim mahkemeden taleplerimiz sistemle ilgili.

Ankara'daki Özel Harp Dairesi'ne bağlı 'Kozmik Oda', Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla aranmak istenince savcılar çeşitli engellerle karşılaşmışlardı. Engelleri basın kanalıyla takip ettim. Orada savcıya, "Akıbetiniz Doğan Öz gibi olacaktır" diye tehdit gitmişti. Böylece bu işlerin oradan örgütlendiği ortaya çıkıyor. Niçin bu kadar saklasınlar kozmik odayı, ne burası? O nedenle buradan bir belge, bir şey çıktıysa sonuna kadar şikâyetçiyim. Bütün ailemiz, bu travmayı yaşadı. Hukuki mücadelemiz devam ediyor. Bu dosya kapanmadı. Kapanması ancak bizleri tatmin edecek bir sonuçla olur.

Ertan Altan/ Taraf

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AnkaraBaşbakanBülent ArınçErgenekonİdamİstanbulMardinMilliyetçi Hareket PartisiOrta Doğu Teknik ÜniversitesiPolisTürkiye Büyük Millet MeclisiYargıtayolay
Görüş Bildir