Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Savaşın ve Yoksulluğun Çürüttüğü...

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Savaşın Ve Yoksulluğun Çürüttüğü...

Savaşın Ve Yoksulluğun Çürüttüğü...

Anna Seghers'in Ölüler Genç Kalır, Demokratik Alman Cumhuriyeti'nde 1949'da yayımlandı. Soğuk Savaş'ın erginliğine rağmen roman her iki Almanya'da da büyük heyecan uyandırmış, ders kitabı olarak kabul edilmişti

Ölüler Genç Kalır’ın yeni baskısını görmek hafızada ister istemez yıllar öncesinin anılarını canlandırıyor. Edebiyatla siyaset, edebiyatla gerçekçilik ve edebiyatla toplum arasındaki ilişkinin çok daha yakın, edebi eserlerin, hayatın akışına müdahale etme gücüne çok daha fazla sahip olduğu yıllar… İşte o yıllarda duymuştum Anna Seghers adını.

Seghers’in dünya görüşü bütün yaşamını derinden etkilemiştir. Nazilerin başa geçmesinden sonra Gestapo tarafından gözaltına alınmış, kitapları yasaklanmış ve yakılmıştı. Seghers kocası ve çocuklarıyla birlikte Almanya ’yı terk ederek Paris’e geçti. Ancak faşizm tehditi burada da peşini bırakmayacak, başlayan savaşta Alman birliklerinin Paris’i işgal etmeleri Seghers ve ailesini bir kez daha, üstelik çok uzak bir ülkeye göçe zorlayacaktı. 1941’de Meksika ’ya yerleştiler. Burada gazete yazılarıyla mücadelesini sürdürürken belki de en önemli romanı Yedinci Haç’ı tamamladı. 1947 yılında Batı Almanya’ya dönen Seghers, 1950’de siyasi anlamada kendini daha yakın hissettiği Doğu Almanya’ya taşındı. Bundan sonrası edebiyatla ve daha iyi bir dünya yaratmak umuduyla çalışarak geçti. 1 Haziran 1983 tarihinde öldüğünde devlet töreniyle defnedilmiş, Berlin’deki evi ise müze haline getirilmişti.

Çok kısa özeti bile çok dolu bir yaşam olduğunu gösteriyor. Buna rağmen hiç bir romanı otobiyografik değildir. Çağının tarihini, duyduklarını, yaşdıklarını, tanıklıklarını dünya görüşünün merceğinde netleştiren Seghers, yaşantısını sanatsal açıdan tutarlı ve kalıcı biçimlemelerle sergilemeyi bilmiştir.

Lucas’a cevap

Ölüler Genç Kalır’dan önce yayımladığı üç romanıyla –St.Barbara Balıkçılarının Ayaklanması, Yedinci Haç ve Transit ile romancılığını kanıtlamış ama dönemin ünlü eleştirmeni Lucas tarafından eleştirmekten kurtulamamıştı. Tartışmalara uzun uzadıya girmeye gerek yok; Toplumcu Gerçekçilik’ten sapmış olmakla suçlanan Seghers’in Lucas’a cevabı Ölüler Genç Kalır oldu.

Ölüler Genç Kalır Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde 1949’da yayımlandı. Soğuk Savaşın erginliğine rağmen roman her iki Almanya’da da büyük heyecan uyandırmış, ders kitabı olarak kabul edilmiştir. Romanı okuduğunuzda bunun nedenini kolayca anlayabilirsiniz. Romanda, Seghers 1918-1945 yılları arasında Almanya’da yaşananları hikayesinin arka planına öylesine büyük bir başarıyla yerleştiriyor ki dönem bütün aktörleriyle, düşünce biçimleriyle, köhnemiş inançlarıyla, siyasi manevra ve komploları, işçi ayaklanmaları, grevleri, köylüleri, lümpenleri ve savaş manzaralarıyla eksiksiz canlanıyor gözümüzde.

Roman bir cinayet sahnesiyle başlıyor. Spartakist ayaklanması katılan Erwin adlı genç bir işçi, Alman subayları tarafından katledilir. Geride onu umutsuzca bekleyen hamile sevgilisi Marie kalmıştır. Ateş emrini veren yüzbaşı Von Klemm soyluluk ünvanı satın almış sanayici bir ailenin çocuğu. Tetiği çeken Von Wenzlow orta sınıftan biri. Olaya karışan Von Lieven’in bir zamanlar geniş topraklara sahip ailesi Baltık’lardan gelmiş Almanya’ya. Becker Von Klemm’in şoförü ve hizmetkarı. Nadler ise yoksullukla boğuşan sıradan bir köylü. Kısacası cinayetin birleştirdiği kişiler Almanya’nın sınıf yapısını da temsil ediyor. Ve Seghers buradan yola çıkarak her birinin hayâtına eğiliyor, evlerine girip çıkıyor, hayata bakışlarını, umutlarını, özlemlerini deşiyor; onların girdiği ilişkiler sayesinde hikayesini yeni yeni insan tipleri katarak geniş bir toplumsal resmini çiziyor. O resmin oluşturucu öğesini, ekonomik krizi, kapitalizmin gelişme sancılarını ve sınıf mücadelesini hiç unutmadan elbette…

Almanya’nın içinde bulunduğu bunalım insanın yozlaşmasının ve Nazizmin yükselişinin hikayesidir. Bu yükseliş dünyayı savaşa sürükleyecek, roman kişilerinin her biri zaman zaman karşılaşsalar bile ayrı yerlere savrulacaktır. Ve savaşın sonunda son bir kez görünecektir gencecik ölünün çehresi katilinin gözüne…

Yaşama sevinci

Suç ortaklığı, yozlaşma, ihanet, bencillik, zalimlik; kacası kötülük… Ama metafizik bir kötülük değil Seghers’in anlattığı. Faşizme çanak tutan tarihi ve güncel süreçleri, insanları kötülüğe iten nedenleri ihmal etmiyor. Roman antifaşist bir bakışın, sosyalist dünya görüşünün etkisiyle, daha doğrusu bağlanmışlıkla yazılmış. Ancak Seghers’in dünya görüşünün metin içinde didaktik ifadelerle yansımış bir halini bulmak mümkün değil. Tersine olaylardan dünya görüşüne giden bi kanal var. Ne iyiler mutlak iyi ne de kötülük kategorikleştirilip basite indirgenmiş. Çünkü gerçekçilik anlayışı ve gözlemleri güçlü bir yazardır Seghers. Siyasi ihtiyaçlar doğrultusunda edebiyatın içeriğine ve biçimine sınır getirilemeyeceği inancıyla yaşamın tüm gerçeklerini, renklerini, kokularını, seslerini, duygularını dillendirmiştir. Ölüler Genç Kalır’da da iyisiyle kötüsüyle, faşistiyle komunistiyle bütün roman kişilerini evlerinde, işlerinde, olayların içinde, cephe gerisinde ve önünde birer insan olarak kavrıyor. Roman kişilerinin sınıf ve katmanlara ayrılması, Almanya’daki siyasi ve ideolojik çatışmalarda romanın kugusu içinde gelişiyor. Sonuçta dağınık malzeme bir araya toplandığında tarihiyle, toplumuyla, insanıyla resmin tamamı çıkmış ortaya.

Segher’in bu romandaki en büyük başarısı bireysel hayatlar, trajediler üzerinden tarihi bir süreci, esas olarak faşizmin ve modern devletin tahlilini yapabilmiş olması. Romanı okurken ulus-devlet ile şiddet arasındaki yakın ilişkiyi, devletin esas olarak askeri niteliğini –yazar açıkça ifade etmese bile- hemen fark edeceksiniz. Nazizmin gelişme süreci modern devletin ruhunu en çıplak haliyle ortaya koyar; “şiddet ve onun kullanımı, milliyetçilik ideolojisi ve militarizm aracılığıyla arızî, özgül, kesikli halinden çıkarak sürekli, normal ve kaçınılmaz bir boyut kazanır. Kişinin özgür iradesini, bu çerçevelerce tanımlanan idealler ve soyutlamalar uğruna, sistematik ve meşru devlet aygıtları içinde “ulusal çıkar”a ve “ulusal güvenliğe” feda etmesi bir erdem hatta giderek bir “görev” haline gelir.”

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaSavaşhamile
Görüş Bildir