Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Sakız'da Homeros'la Buluşma

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Sakız'da Homeros'la buluşma

Sakız'da Homeros'la buluşma

Dünü ve yarını bir kenara koydum, yüzüm Anadoluya dönük, taşa oturdum. Gözlerimi kapadım. Az sonra sağ omuzumda bir elin ağırlığını hissettim. Ardından Homeros'un sesini duydum: "Hoşgeldin"

Yazmayı çok sevdiğim halde epeydir elim tutulmuştu adeta, başladığım yazılar bitmiyordu. Bilgisayarımı her açışta birkaç satırlık taslaklar bana haince göz kırpıyor, bu yüzden duyduğum sıkıntı günden güne artıyordu. Ta ki Homeros bir gece bana görünene kadar. ‘İlyada’, ‘Odyssea’ gibi devasa metinlerin babası olan üstat bir gece rüyama girdi. Rüyamda, ikimiz Sakız Adası’nda bir kayada oturuyorduk. Gözleri görmeyen Homeros bir elinde lirini tutuyordu, öbür elini omuzuma atmıştı, birlikte karşı kıyıdaki Eritrai’ye, yani Ildırı’ya bakıyorduk. Üstat tam eğilip kulağıma bir şey söyleyecekken uyandım. İlk yaptığım şey sana rüyamı anlatmak oldu, arkasından hemen Sakız Adası’na bir yolculuk ayarladık. İyi de, Sakız koca bir ada, Homeros’u onlarca köyden hangisinde bulacağız? Sana rica ettim, gözünü kapatıp elindeki kalemi haritanın üzerine gezdirdin, rastgele bir yere koydun, kalacağımız köyü seçtik: Vrondatos.

Sabah Çeşme’den feribota bindik, bir saatte Sakız’a vardık. Adanın adı Yunanca’da Xios idi, Batı dillerinde ise Chios. Limanın hemen yanındaki şirketten araba kiralayıp önce Sakız kasabasını gezdik. Adanın Anadolu ’ya uzaklığı 10 milin altında idi, en yakın yerde mesafe dört mile iniyordu. Hava açıktı, kıyıdan bakınca Çeşme sahilleri, dağlar, tepeler, Ildırı’dan Karaburun’a, yani kuzeye giden yollar net olarak görünüyordu. Adada dükkanların başköşelerini hâlâ, yüzyıllardır adanın temel zenginlik kaynağı olan sakız ürünleri süslüyordu: Kozmetikler, yiyecekler... Başka yerli ürünler de vardı vitrinlerde: Zeytinyağı, uzo, şarap ... Dükkan turunu dönüşe bırakıp kuzeye yöneldik, birkaç kilometre ötede, Vrontados’taki otelimize yerleştik.

Öğretmenin kayası Otelin hemen yakınında bir tabela vardı: Daskalopetra. Bu ismin anlamını öğrendiğimizde bu köye gelişimizin hikmeti belli oldu. Yunanca “öğretmenin kayası” anlamına gelen Daskalopetra’nın bir adı da “Homeros’un kayası” idi. Homeros’un memleketi olduğu iddia edilen yedi yerden birinin İzmir , bir diğerinin Sakız olduğunu biliyordum. Sakızlılar üstadın burada bir okul kurduğunu, elinde liriyle kayasının üzerinde öğrencilerine dersler verdiğini söylüyorlardı. Sen Daskalopetra’nın harika plajında denize girerken, ben hemen yakındaki Daskalopetra’yı ziyarete gittim. Orada beni yeni bir sürpriz bekliyordu: Tabelaya göre burası aynı zamanda bir Kibele tapım yeriydi. Kaya milattan kimbilir kaç yüzyıl önce yuvarlak bir plato şeklinde düzenlenmişti. Batısında görkemli yüksek dağlar, doğusunda çamlar arasından görünen deniz, karşıda Çeşme - Ildırı kıyıları ve denizden gelen meltem ile burası benzersiz bir mekân olmuştu. Çevrede oturma sıralarının kalıntıları vardı, ortada ise bir zamanlar bir heykel olduğu anlaşılan, ama bugün epeyce aşınmış bir çıkıntı dikkat çekiyordu. Daha sonra öğrenecektim ki bu kaya anıtı kaydeden ilk Batılı gezgin Richard Chandler, 1765’te gördüğü bu çıkıntıyı iki yanında ve arka yüzünde aslanlar bulunan bir Kibele heykeli olarak yorumlamış.

Dünü ve yarını bir kenara koydum, yüzüm Anadolu ’ya dönük, taşa oturdum. Gözlerimi kapadım. Az sonra sağ omuzumda bir elin ağırlığını hissettim. Ardından Homeros’un sesini duydum: “Hoşgeldin. Foça’da yaşarken bana yatacak yer, yiyecek veren, karşılığında şiirlerimi kaydeden Thestorides’in bir gün gizlice Sakız’a göçtüğünü duydum. Daha sonra işittim ki benim şiirlerimi kendisininmiş gibi okuyup hem para, hem ün kazanmış. Bunun üzerine Eritrai’li denizcilerin yardımıyla Sakız’a geldim. Okul kurdum, gençlere dersler verdim burada. Sakız bana yaradı, burada evlendim, çoluk çocuk sahibi oldum. Bu kaya aslında bir ana tanrıçanın mekânıydı, adı Rea mıydı, Kibele mi tam hatırlamıyorum. Ama onunla aramız çok iyiydi. Uzun yaz günleri ikindi vakti dersi keser öğrencileri gönderirdim. Yalnız başıma, yüzüm denize dönük otururken ana tanrıçanın varlığını hissederdim.

Meltemle birlikte o da bir esinti halinde gelir, elini omuzuma atar, yumuşak bir sesle bana eski masalları anlatmaya başlardı. O an benim kör gözlerim de açılırdı, karşı kıyıyı görmeye başlardım.” Benim gözlerimse hâlâ kapalıydı. İçimden, “Ah,” dedim, “Karşı kıyıda da böyle bir kaya olsa, oraya oturanların da gözleri meltemle açılsa, buraları, adaları görebilir hale gelseler. Eminim o zaman iki yaka arasında hiç fark olmadığını anlarlardı.”

Geldiğimize değdi

Sakız’da gezecek çok köy vardı. Birkaçını sayayım: Seramik merkezi Armolia, ilginç duvar desenleriyle Pirgi, ortaçağ kalesinin dehliz gibi sokaklarıyla Mesta, 1822 kıyımında halkı topluca yamaçtan atlayıp intihar etmiş ıssız Anavatos, adanın batı kıyısındaki harika koyu ile Lithi. Ama hepsinden önce, Sakız kasabasına 15 km. uzaklıktaki Nea Moni’den söz etmek gerek. UNESCO’nun kültür mirası listesindeki Nea Moni’nin adı Yeni Manastır demek. Fakat burası manastırdan öte bir yer, çepeçevre yemyeşil tepelerin ortasında dini, daha doğrusu ruhani bir merkez. Konstantin IX, gençliğinde sürgün edildiği bu bölgede ilerde Bizans’a imparator olacağını bilen rahiplere verdiği sözü tutmuş, bu manastırı kurmuş, tarih: 11. yüzyıl. Daha sonra manastır büyümüş, gelişmiş, el yazması kitapların çoğaltıldığı bir kültür merkezi olmuş. Bugün de mozaikleriyle tanınıyor. Adada bir günümüzü buraları gezerek geçirdik.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

İntiharİzmirŞarapgezginyiyecek
Görüş Bildir