Psikologlar “Tarihin Sonu” Yanılsamasını Keşfetti

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Psikologlar “Tarihin Sonu” Yanılsamasını Keşfetti

Psikologlar “Tarihin Sonu” Yanılsamasını Keşfetti

Roarmag.org’da Jerome Rood imzasıyla yayınlanan makaleyi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Evrim Şahin‘in çevirisiyle sunuyoruz.


Bu hafta, Science çok derin sosyal, politik ve felsefi çıkarımları olan heyecan verici bir makale yayımladı. 19.000 insanın karakterlerinin, değer ve tercihlerinin ölçüldüğü geniş kapsamlı bir çalışmada, Harvard ve Virginia Üniversiteleri’nden 3 kişilik bir psikolog grubu tüm yaş gruplarındaki insanların- geçmişte çok değiştiklerini iddia ettikleri halde bile- gelecekte karakterlerinin, değer ve tercihlerinin ne kadar değişebileceğini hafife almaya sistemli olarak eğilimli olduklarını buldular.

Bu inancı “Tarihin sonu yanılsaması” olarak adlandırarak, yazarlar “ insanlar, öyle görünüyor ki, içinde bulunduğumuz zamanı, nihayet ömürlerinin geri kalanında olacakları kişi oldukları önemli bir dönüm noktası anı sayıyorlar” sonucunu çıkardılar. Çalışma, şimdiki tercihlerinden keyif almak için gelecek fırsatlar için değerinden fazla ödeme eğiliminin de dahil olduğu bir takım pratik sonuçların listelenmesiyle devam etti. Ancak çalışmanın tüm bu çıkarımları içinde en belirgin olanı araştırmacılar tarafından asla açık bir şekilde ayrıntılarıyla açıklanmıyor.

Benim gibi bir politik ekonomist için, hemen akla gelen soru şu: Bu buluşların politik çıkarımları nelerdir? Açıkca görülüyor ki, “tarihin sonu” kavramı Hegel tarafından bulunmuş politik-felsefi bir fikirdir. Fransız düşünür Alexandre Kojève kanalıyla, sonrasında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının Batı liberal demokrasisi ve kapitalizminin esas zaferini başlattığını öne sürmek için konsepti kullanan Amerikalı politik ekonomist Francis Fukuyama tarafından geliştirilmiştir.

Fukuyama’nın 1992’deki kötü şöhretli Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabında yazdığı “Tanık olabileceğimiz şey” sadece Soğuk Savaş’ın sonu, ya da savaş-sonrası tarihin belirli bir dönem geçişi değil, tarihin sonudur, şöyle ki insanoğlunun ideolojik evrimi ve insan hükümetinin son formu olarak Batı liberal demokrasisinin evrenselleşmesinin son noktasıdır. Bir bakıma, Fukuyama, Thatcher’in “alternatif yok” iddiasına mükemmel bir ideolojik dayanak oluşmasını sağladı.

Son yıllarda, bununla birlikte, Fukuyama’nın tezi gerçek dünya olaylarıyla fena halde sarsıldı. 2011’deki bir makalede yazdığım gibi, Arap Ayaklanması’yla başlayan global kapitalizm krizi ve global devrimsel dalga Tarihin Sonunun Sonuna işaret etti. O zaman da yazdığım gibi, “Parçalanıyor olan şey pek de demokratik kapitalist sistem değil aslında, daha ziyade bu sistemin sonsuz özgürlük, eşitlik ve mutluluk arayışındaki sosyal hayatı organize etmek için tek yol olduğu şeklindeki Ütopik inançtır”.

Liberal demokrasinin kurumlarını reddederek, tüm dünyadaki aktivistler herşeyin doğrudan demokrasi, karşılıklı yardım, lidersiz özörgütlenme ve hayır kurumları inancı etrafında döndüğü, kökten farklı değer ve tercihlerle yeni sosyal organizasyon formlarını ön plana çıkardılar. Bugünün devrimcileri politik sistem üzerine baskı yapmıyorlar. Daha çok, doğrudan eylemle, henüz gelmemiş bir şimdiyi önceden tasarlıyorlar- eskinin içinde doğmayı bekleyen yeni bir dünya.

Ancak eski dünyanın temsilcileri bunu göremiyor. Gelecek değişimin kaçınılmazlığıyla yüzleşmektense, liberaller şimdinin ölümsüz mucizelerini sürekli olarak överken muhafazakarlar geçmişe bağlı kalıyor. Tarihin Sonu’ndaki hayalgücü noksanlığının çarpıcı tasvirinde, dünyanın sonunu hayal etmenin kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay olduğu belirtilmiştir. Sosyal değişim için gerçek umudun yokluğunda bugün hepimizin hayal edebileceği şey çevresel değişimdir- yada daha doğrusu, felakettir.

Bizi bekleyen değişimleri – hem bireysel hem sosyal olarak- hayal etmekten neden bu kadar aciziz ? Science makalesi yazarlarına göre, bunun sebeplerinden biri “kendi mükemmelliklerini gözünde büyütmek için insanların yazılı olarak da desteklenmiş eğilimi.” Eğer biz içinde bulunduğumuz zamanda çok harikaysak, neden gelecekte değişmek isteyelim? Ancak liberal demokrasi ve global kapitalizmin mükemmelliğine kesinlikle fazla değer verilmesi söz konusuyken, burada daha fazlası oynanmakta görünüyor.

Hepsinden önemlisi, geleceğin öngörülebilirliği bize güvenlik hissi sağlıyor gibi görünüyor. Geçmişteki değişimler şuan olduğumuz kişi olmamıza yardımcı olduğu halde, gelecekteki değişimler tabiatı gereği bilinmezdir, bu nedenle titizlikle yapılandırdığımız ben kavramı anlayışını tehdit eder. Pek çok insan için, önümüzdeki 10 yılda kendi değer ve tercihlerimizi tanıyamayabileceğimiz düşüncesiyle ilgili son derece tedirginlik veren bir şey var. Benzer bir korku gelecekteki sosyal değişim beklentilerini de altüst edecek gibi görünüyor.

Ancak ne olursa olsun, hep aynı kalacak olan tek bir şey var ki o da herşeyin değiştiğidir. Zapatistas’ların Subcomandante Marcos’unun en sonki EZLN communiqué’de açıkladığı gibi, başarısız olmak için bize ihtiyaçları yok; ve başarılı olmak için de bizim onlara ihtiyacımız yok. Kapitalist devlet devrimciler olmadan kendi kendini yok edecektir, ve devrim kapitalist devlet olmadan devam edebilir. Radikal değişim kaçınılmazdır. Bu gerçeğe bile bile gözünü kapatanlar yalnızca Tarihin Sonu İlüzyonuna kapılırlar. Bunu zaten bilmiyor değildik. Ama şimdi kanıtımız var.

Yeşil Gazete için çeviren: Evrim Şahin

(Roarmag, Yeşil Gazete)

URL : http://www.yesilgazete.org/?p=71292

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriSSCBSavaş
Görüş Bildir