Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Proust'un Tatlı Belaları

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Proust'un Tatlı Belaları

Proust'un Tatlı Belaları

New York Morgan Kütüphanesi, Marcel Proust’un başyapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin ilk kitabı Swann’ların Tarafı’nın yayımlanışının yüzüncü yılı vesilesiyle düzenlenen hayli ilginç bir sergiye evsahipliği yapıyor.

Proust’un not defterleri, müsveddeleri ve yazışmalarından oluşan ve halen Morgan Kütüphanesi’nde devam eden sergisine bir hayalet musallat olmuş durumda. Proust’un annesinin hayaleti bu. Salonun solundan sağına doğru ilerlerken karşınıza çıkan ve valide hanımı iki oğluyla gösteren ilk fotoğraf iliklerinize kadar ürpertiyor sizi. Bayan Proust oturmuş vaziyette sola doğru bakıyor, oğulları, 20’lerindeki genç oğlanlar ise her iki yanında dikiliyor. Hoş bir şekilde giyinmişler ve gözlerinde bulvar ve salonları hatırlatan bir ifade var. İkisi de muzip ve ışıltılı görünüyor.

Ağzı sıkı sıkıya kapalı, gözlerini yere sabitlemiş validenin neden böylesine aksi, onaylamaz göründüğünü anlamak zor değil. O, belanın neye benzediğini bilen bir kadın ve bu oğlanlar belanın en tatlı, en müşfik ve en hoş olanına hazır. Gözlerinizi üzerlerinde gezdirdiğinizde, Marcel’in kendisiyle ilgili daha endişeli olduğunu, bakışının kardeşininki kadar rahat olmadığını görebiliyorsunuz.

İlk mektup sergiye hazırlıyor sizi; 1895’te 24 yaşındaki Marcel’e Dieppe’de Reynaldo Hahn’la birlikte olduğu sırada annesi tarafından yazılmış. Annesi Proust’un yatma-kalkma saatleri konusunda kaygılanıyor. Mektubu bu konularda kesin bilgi talep ediyor. Dolayısıyla “Couche” (Yatış) deyip bir boşluk bırakmış, sonra da “Leve” (Kalkış) deyip bir başka boşluk. Annesinin ölümünden birkaç yıl sonra yazmaya başladığı uzun romanında kendisini ifade etmeye çalışırken, Proust’un aklında annesinin ölümüyle kendisine doldurması için muazzam bir boşluk bıraktığı gibi hoş bir düşüncenin bulunduğunu ileri sürmek fazla mı tuhaf kaçar? Bütün ayrıntıları istiyordu annesi, hiçbir bilginin eksik kalmamasını talep ediyordu, cennetteki koltuğunda gözlerini devirmiş otururken, Marcel onu memnun etmek için herşeyi yapacaktı.

Sergideki en erken tarihli not defterleri, not defterlerine sahip olmayı onlara yazmaktan daha çok seven birini akla getiriyor. Kendisine Bizet’nin dul eşi tarafından verilen dar ve uzun formlu bu defterlerde her satır için üç-dört sözcükten fazlasına yer yok, kapaklarında ise “fin du siècle” illüstrasyonlar yer alıyor. Genç Proust’un, yapıtının roman mı yoksa bir felsefi deneme mi olması gerektiğine emin olmadığı bir mektup var. “Bir romancı mıyım ben?” diye soruyor Proust.

Çok geçmeden, uçuk not defterlerinin yerini ayakları yere basan müsvedde defterleri aldıkça öyle olduğu ortaya çıkıyor. Proust’un alışkanlıklarından biri, göründüğü kadarıyla sayfaları yırtıp yırtıp başka bir yerlere yapıştırmakmış. Çok sayıda düzeltme ve karalanmış sözcüğün yanı sıra açılış sayfasının da mebzul miktarda müsveddesi var. Sergi esas olarak yazarın muazzam yapıtının yüz yıl önce yayımlanmış ve Bibliothèque Nationale de France’ın koleksiyonuna dahil olduktan sonra Paris dışına çıkarılmamış olan ilk cildi “Swann’ların Tarafı”yla ilgili taslaklar ve not defterleri üzerinde yoğunlaşıyor.

“Madlen” sözcüğünü ilk kez Proust’un elyazısıyla görmek için kuyruğa giren ziyaretçiler şoka uğrayacak. Bunun yerine “Swannlar’ın Tarafı”nın 1910 taslağında, müsveddelerde kolaylıkla seçebilecekleri banal “peksimet” sözcüğüyle yetinmek zorunda kalacaklar. Proust’un bu sözcüğün metinlerinde nice kapılar açacak bir başka sözcük üreteceğini keşfetmesi fazla uzun sürmeyecek. Ama henüz değil. Sanki “Muhteşem Gatsby”yle ilgili bir taslakta başlangıçta Jones adlı bir karakter varmış, Daisy’nin de ilk adı Anne’miş gibi bir şey bu. Ya da “İhtiyar Adam ve Deniz”in yaşlı adama sadece orkinos tutturması gibi. Veya Molly Bloom’un “Ulysess”in bir noktasında monoloğunu “Belki” diye sona erdirmesi gibi.

Proust’un elyazısı kötü; bir züppeden ziyade bir yazarın elyazısı, Fransızca okuyabilen ziyaretçiler de sözcükleri ve müsveddenin sayfaları üzerindeki çok sayıda karmaşık düzeltmeyi çözmekten keyif alacak. Proust bir yayıncıya yazdığı mektupta romanının ne üzerine olduğunu anlatmaya çalışırken, sözcüklerden biri açıkça ve nadir bir mükemmeliyetle yazılmış görünüyor. Proust, 1909’da Le Mecure de France’ın editörü Alfred Vallette’e yazdığı bir mektupta yazmakta olduğu romanın konusunu ifade etmeye çalışıyor: “Bu sahici ve yer yer açık saçık bir roman. Ana karakterlerden biri, bir homoseksüel.” Elyazısı, acelesi olan bir adamın elinden çıkmış gibi. Sözcüklerin çoğu ancak bağlam nedeniyle anlaşılabiliyor. Oysa “homoseksüel” sözcüğünün yazarın kendi elinden çıkmış haliyle ayrı bir duruşu var; sözcük çok açık, özenle yazılmış her bir harf bütünüyle okunaklı. Sözcüğe bakarken, bunun Proust’un sık yazmadığı, ya da belki yazmaktan keyif aldığı veya artık üzerine zaman ayırmak istediği bir sözcük olduğu ve Vallette’nin bunu açık bir şekilde anlamasını istediği hissine kapılıyorsunuz.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

tatlı
Görüş Bildir