Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Popüler Kültürün Önü Arkası

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Popüler Kültürün Önü Arkası - Semih GÜMÜŞ

Popüler Kültürün Önü Arkası - Semih GÜMÜŞ

Kendimizi kandırmayalım. En aklı başında olanımızın bile zihnine yılan gibi sızan medya kültürü, ne okur ne izleyici bırakmıştır aslında.

Popüler kültürün herkesin kafasını bir sorun olarak uğraştırdığı zamanlar yüz yıldan uzun bir geçmişe dayanıyor. Demek, kültürün popülerleştiği, siyasal düzeyde popülizmin geçer olduğu anlaşıldıktan sonra, buna karşı duran düşünceler de çıktı ortaya. Kendini nesnel nedenlerle açıklamaya çalışan popüler kültüre karşı, düşünsel nedenlerle direnç gösteren bir kültür, etkisini uzun zamanda göstermeyi amaçladı. Hemen sonuç almaya çalışanlarla sonuçları zaman içindeki ilerlemenin sonunda kazanmayı amaçlayanlar hayatın her alanında var demek.

Popüler kavramı olumsuzluk rozetini baştan yakasına iliştirmiş görünüyor. Sokakta böyle anlaşılmasa da, evde uzak duruluyor ondan. Hem kendi dışındaki kitle kültürüne uygun davranma refleksini taşıdığı düşünülüyor, hem de o kültürün beklentisine karşılık verme niyetini. Bir art niyet gibi. Bu sürecin içine girmek, kültürün düzeyini kaçınılmaz biçimde aşağıya, ortalamaya doğru çekiyor. Sanatın dışına çıkıldıkça bu kültürün yanılsamalarla düşüncelerde yer etmeye başladığı da belirtilebilir mi? Bunu bir sorun olarak görenlerin endişesi önemlidir.

Dolayısıyla postmodernizm ile popüler kültür arasında doğrudan bir ilişki olduğunu da söyleyebiliriz. Kültüre herkesin aynı biçimde sahip olabileceği kabulü, demek o kültürün herkesin ortak paydası olan bir noktada oluşmasını öngörüyor. Sözü kolayca edilip de hiçbir zaman karşılığı görülmeyen yaklaşımlardan. Tam tersine, bu parçalanmış dünyanın ortalama bir kültür çevresinde buluşması bile güçleşmedi mi? Herkesin ortalamasında oluşan kültür, sahte bir kültür olgusunu, sahte kullanımla dışavuruyor demek. Nitelikli, yüksek kültürü dışarlayan bu anlayış, kısa vadeli çıkar ilişkilerinin ideolojisi olurken, uzun vadeli öngörüleri özellikle dışlar.

Toplumsal değer ölçütünü kendi eline geçiren toplum, bu kez kültürü ancak alımlayabileceği düzeyde tutmaya çalışır, kültüre egemen olur. Kültür onun için üretilmeye başlanır. Sonunda birileri onun için üreterek var olmaya çalışırken çıkar yolu toplumsal ölçütleri değer olarak göstermekte bulur. Popüler edebiyatın oluşma ve piyasaya eklenme süreci de bundan başka değildir, başkaymış gibi görünse de. Herkesçe alımlanabilecek, dolayısıyla düzeyi düşük olan, topluma egemen olurken, kültürün sonraki evrelerini de kendine benzetmeye başlar.

Denebilir ki, postmodernizm kendinden önceki akımlardan, sanatı ayağa düşürme gizilgücüne sahip tek akımdır. Bunu yapar, bunun erdem olduğunu savunarak. Sanatı ve bütün olarak kültürü kitlenin eline teslim etmeyi yeni bir kültür olarak sunan postmodernizm, modernizmden bütün bütüne kopukluğunu gösterir böylece. Daha doğrusu, modernizmin ardılı olduğu düşüncesi işine ne kadar gelirse, arkadan dolanıp onu altetme becerisiyle de ne kadar övünse azdır.

Modernizmin sonunda popüler kültür

Guy Debord, Gösteri Toplumu ’nda, dadacılık ve gerçeküstücülükten, modern sanatın sonunu getiren iki akım olarak söz ediyor. İkisi de modernizmin içinden doğdu, özünde modernistti, bu açıdan bakılmalı –ama Avrupa’nın ilk büyük yıkımdan sonraki büyük endişesi, modernizmin bireyi yerine dadacılık ve gerçeküstücülüğün ümitsizliğini çıkardı öne. Gene de olmadı. Hayat, hiçliği, herhangi bir sanat anlayışını kabul etmesi olanaksız bir yok oluşa götürüyordu.

Guy Debord’un şu saptaması çok pırıltılı: “Dadacılık, sanatı gerçekleştirmeden ortadan kaldırmak istedi; gerçeküstücülük ise sanatı ortadan kaldırmadan gerçekleştirmek istedi.” Demek gerçeküstücülüğün modernizmle içlidışlılığı yanında, dadacı savrulmanın postmodern düşünceye yönelttiği düşünülebilir. Sanatı ortadan kaldırarak gerçekleştirmek, tipik bir postmodern düşünce ve eylem anlayışı. Yaratıcılığın verimini sokaktaki kaldırımtaşına indirgeyen bu anlayış, toplumsal değerleri sanatsal değerlerle üst üste de düşürür.

Bir toplumda her şey birbirine eşitlenince, karşı çıkan olmaz; farklı olanı, dik duranı da kaybedersin. Otoriter iktidarların başlıca güç kaynaklarından biridir bu, doğrudan fark edilmez ama duvarın arkasındaki payandalardan biri olarak durur ya da yolu döşer. Burada düşünelim şunu: Medya niçin popüler kültürü destekler de nitelikli olanı yok sayar? Bir nedeni mass-media oluşuysa, öbür nedeni kendisinin de bir iktidar oluşu ve siyasal iktidarın bazen yanında, bazen seçeneği olarak kazandığı gücün temelini oluşturmaktır. Dolayısıyla medya, kitle kütürünü gözeten tutumuyla kapsayıcı görünürken, iktidar anlayışıyla ve yol açtığı toplumsal kültürün otoriter kimlikleri güçlendirmesi nedeniyle safkan bir antidemokratiktir. Medyanın popüler kültürle kurduğu bu düşük düzeyli ilişki Batı’da neyse, buralarda da aynıdır.

Tarihin ünsüzlerinin yeri

Popüler kültürün toplumun ortalama niteliğini düşüreceği biçimindeki düşüncelere karşı çıkanlar, en azından olmayanın yerine bir kültür konduğunu, bunun da toplumsal bir artı değer yarattığını belirtirler ama yerine konanın nitelikli, yüksek kültür oluşu durumunda toplumsal nitelik ortalamasının ne kadar yüksekte oluşacağını tartışmazlar. Konusunun ciddi çalışmaları arasında bulunan Popüler Kültür ve Yüksek Kültür kitabında, Herbert J. Gans, “Jose Ortega y Gasset gibi yazarlar, yalnızca tarihin Shakespeareleri ile Beethovenlerini anımsıyorlar da, yapıtları yitip gitmiş ya da görmezden gelinmiş az yetenekli meslektaşlarını unutuyorlar” diyor. Gans’ın alınganlığı olmalı; yoksa Gasset ile birlikte, adlarını öncelikle andığımız sanatçıların ve yazarların yüzlerce yıldan beri unutulmaması, en anlaşılır sonuç olmalı. Kültürü yalnızca Shakesperler ve Beethovenler yaratmaz elbette ama kuşku duymayalım ki, onların kültüre kattıkları artı değerin büyüklüğü, nicelikle karşılaştırılması çoğu kez güç düzeylerdedir.

Bu arada Gans’ın endişesini gözden kaçırmamak gerekir. Kimi sanatçılar bir zaman içinde görmezden gelinebilirler belki ama uzun zamanlar bütün değerleri teker teker ortaya çıkarır, onların kimilerince unutturulması olanaksızdır. Daha aşağıdaki basamaklarda bulunan sanatçıların bütüncül kültür içindeki yerleri elbette tartışılmaz ve vazgeçilmezdir. O bütüncül kültürün yapıtaşları arasında aşağıdakiler de vardır elbette. Adsız yazarların edebiyat kültürünün oluşmasına kendiliğinden katkılarını görmeye çalışmak zorundayız. Ne ki, yukarıdakilerin aşağıya inmesi gerektiğini ya da niçin yukarıda olduklarını sorgulayan ortalamacı ve eşitleyici anlayış –ki bu bir zor yerine geçer–, yüksek sanat ve edebiyatı değersizleştirmeye koşulludur. Adsız kahramanların da yalnızca çoğunluk ya da kalabalık değil, kendilerini popüler olanın dışına çektikleri için hatırlanmayanlar oldukları da pekâlâ söylenebilir.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Görüş Bildir