Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Pelin Çini Yazio: Çünkü Bazı Kız Çocukları Büyümez...

17PAYLAŞIM
Yazio Banner

Babalarıyla meselelerini çözememiş, belki de bu dünyaya bunu çözmeye gelmiş çocuklar için "Babalar Günü" yazısı. 

Dönüp dönüp aynı yere geliyorum.

Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan bir kedi gibi.

Ya da daha sempatik bir şekle sokarsak: “kürkçü dükkanına dönen bir tilki” gibi…

Benim kürkçü dükkânım; sana duyduğum öfke,

Benim bir türlü yakalayamadığım ve es kaza bir gün yakalarsam eğer kökünden koparacağım kuyruğum sana duyduğum aşk.

Sıkıldım bundan. Sevildiğini hissedememiş tek kız çocuğu ben miyim şu dünyada?

Hayır aksine o kadar kalabalığız ki… Kim bilir, belki yine arasından sıyrılmaya çalışıyorumdur kalabalığın. Yine “en büyük acı benimki” demeye yelteniyorumdur, en “görülmeyen” bendim, en “istenmeyen” ve en “istenmeyi” isteyen.

Bunları yazarken Ayışığı Sonatı çalıyor arkada. Zamanın birinde, seneler önce Bodrum’daki taş evinin yakınındaki bir mezecide bir doğum günümde yemek yemiştik. Bu çalmıştı, ağlamıştım. Önümdeki deniz börülcesine çatalımı sokup dünyadaki hiç kimsenin beni anlamayacağını bilerek ve yine dünyada tek bir kişinin beni anlamasını umarak ağlamıştım.

Anlamamıştın.

Yine.

Ne çok anlamadın beni...

Biliyor musun herkeste seni aradığımı, herkeste seni temize çekmeye çalıştığımı. Her başlayan şeyde aslında seninle bir yola girdiğimi ve her hayal kırıklığında sana kızdığımı yine teselliyi sende bulmayı umarak.

Bence bu dünyadaki en acıklı şey seni anlayacak tek kişi olduğunu bildiğin insanın seninle aynı dili konuşabiliyor olduğunu unutmuş olması.

İlkokuldaydım, bana sayıların renklerini sorardın. “Sekiz” derdin mesela “Sence ne renk?” Ben de içimden geçen ilk cevabı verirdim. Sekiz benim için yeşil ve kadife gibi yumuşacıktır o günden beri ya da altı. Turuncudur ve gereksiz parlaktır, sanki bakırdanmış gibi…

Sen sorardın ben cevaplardım ve sanırım kişisel tarihimde beni “gördüğünü” hissettiğim yegâne zaman bu soru-cevap oyunu.

Seneler sonra resim yapmaya başladım. Seneler sonra fırçaları elime aldım ve bir de fark ettim ki eğer sen beğenecek misin diye endişe etmezsem çizebiliyorum.

Oysa küçükken bana dair beğendiğin tek şey resim diye güzel şeyler çizmeye zorlardım kendimi. Sonrasında sen gittin, ben de resim yapmayı bıraktım. Yapamadığıma karar verdim.

Sen gittin.

Çok şey seninle birlikte gitti.

Peki, niye şimdi tüm bunları yazmak?

Belki bunu kendime borçlu olduğumdan,

Belki artık seni aramaktan vazgeçmek istediğimden.

Belki de hala çaresizce ancak yazarsam içinde yaşadığını bildiğim ve senin bile varlığını unutmaya gayret gösterdiğin o sayıların bile birer rengi olduğuna inanan adamın canını yakmaya çalıştığımdan...

Canını yakmak istiyorum evet çünkü sanki sadece o zaman göreceksin beni.

Biliyor musun ben hayatımda hep sevdiklerimin canını yaktım.

Kimden vazgeçmeyeceğimi hissettim, ona saldırdım ya da kim için içim titredi ilk önce onu öldürdüm.

Sözlerimle bazen de söylemediklerimle.

Dedim ya ben aynı senaryoyu seninle yaşamaya devam ettim. İnsanlar “sen” oldular, sen yoktun.

Dünya garip bir yer. Hep öyleydi ama artık bu garipliği saklamaya zahmet etmiyor.

Kocaman bir girdabın içinde savruluyoruz.

Savrulma hissi benim için tanıdık, hem de çok.

Ama bu defa içimdekileri haykırarak uçuşmak istiyorum.

Ben hep uçuşuyorum. Hiç tutunamıyorum.

Kitaplar, terapistler, gurular hepsi diyor ki “Babasıdır insanın ilk demir attığı yer”

“Ah” diyorum “herkes demir atmak zorunda mıdır ki?”, “Bazılarımız bu dünyaya geçip gitmek için gelmiş olamaz mı?”

Babalar Günü imiş, "kutlu" olsun.

Instagram

Facebook

Twitter

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
oz-seda

hislerime tercüman olmuşsun yanlız değilsin 🙏

Görüş Bildir