Özgür Gündem - Gün Serhildan Günüdür

-

Özgür Gündem - Gün Serhildan Günüdür

Özgür Gündem - Gün Serhildan Günüdür

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan PKK’li ve PAJK’lı tutsakların 12 Eylül’den bu yana PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgülük koşullarının sağlanması, anadil üzerindeki baskıların kaldırılması istemi ile sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine katılan Mazlum Tekdağ, eyleme katılma amacını ve yaşadıklarını arkadaşları aracılığı ile anlattığı röportajı DİHA’ya gönderdi.

Kendinizi tanıtır mısınız? Neden ve ne zamandan bu yana zindandasınız? Böyle bir eylemde yer almak istemenizin nedenini paylaşır mısınız?

  • 1984 Amed merkez doğumluyum. Ailemin Kürt özgürlük mücadelesine yakın duruşu, duyarlılık göstermesi ve aktif olarak içinde yer alması, benim de söz konusu Kürt sorunuyla ilgilenmeme, verilen mücadele ile yakından tanışmama vesile oldu. 1990’ların savaş ortamında büyüdüm. Bu yıllarda yakınlarım devlet tarafından katledildi. Aile gerçekliğim bu savaşın trajedisini anlatır. Bir Kürt bireyi olarak mevcut sorunun demokratik ve siyasal yol-yöntemlerle çözülmesi sorumluluğuyla daha küçük yaşlarda Özgür Gündem gazetesini dağıtarak bu işe koyuldum. Sırasıyla aynı gelenekten gelen HADEP, DEHAP ve DTP gibi siyasi partilerde çeşitli kademe ve görevlerde gençlik çalışmaları yürüttüm. Bu süre zarfında Kürt sorunu merkezli Türkiye ve Kürdistan gençliğinin problemleriyle ilgili politikalar geliştirildi. 2008 yılında gençlik çalışmalarından ayrıldım. Ancak mücadeleye ara vermeden aktif olarak siyasi partide faaliyetlerimi devam ettirdim. Ancak en son DTP MYK üyesi olarak örgütlenme ve eğitim alanında sorumluluklarım oldu. Yine partide görevliydim.

14 Nisan 2009 tarihinde KCK adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonunda gözaltına alınıp tutuklandım. Kamuoyunda KCK ana davası olarak bilinen dosyadan yargılanıyorum. Mahkememiz halen sürmektedir. Yargılanmamın temel nedeni parti içinde yürüttüğüm gençlik ve siyasi çalışmalardır. Küçük yaşlarda mücadeleye katılan biri olarak, yaşanan savaşta verilen bedel, inandığım temel değerler, tarih ve halk karşısında duyduğum sorumluluk şimdiye kadarki yürütmüş olduğum mücadeleyi sosyalizme inanan bir devrimci olarak sahiplenmemi gerektiriyordu. Kürt halkının ve hareketinin büyük fedakârlıklarla yürüttüğü ve çözümü hedeflediği bu mücadele safhasında Amed zindanında başlattığımız süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine katılarak bu direnişte ben de yer almak istedim.

12 Eylül’den bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemindesiniz. Eylemin amacı ve hedefine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

  • Tabii 12 Eylül günü bu eylemi Amed zindanında başlatmış olmamız aynı zamanda büyük bir anlam ifade ediyor. Faşist cunta darbesinin asıl hedefi Kürt halkının özgürlük mücadelesini tasfiye etmektir. Çeşitli uygulamalarla bu politikalarını hayata geçirmeye çalıştılar. Ancak buna karşı özellikle Amed zindanında büyük bir başkaldırı ve direniş gerçekleşti. Bu vahşi konseptin ilk kırıldığı mekandır. Vahşete, işkenceye, inkara, imhaya, asimilasyona ve soykırıma karşı bedenleriyle, ruhlarıyla ve düşünceleriyle karşı koydular. Her türlü yönelime karşı büyük bir irade ve kararlılıkla başarıya ve zafere yürüdüler. Bugün de farklı yöntemlerle değişik formatlarda aynı amacı güden bir tasfiye konseptiyle karşı karşıyadır Kürt halkı. Fakat Kürtler büyük bedel ve fedakarlıklarla mücadelesini yürütmüş, kendi aydınlamasını sağlamış, ulusal bilinç edinmiş, her anlamda güçlenerek büyük kazanımlar elde etmiştir. Bu durum 1980’lerde Amed zindanında Kemallerin, Hayrilerin geliştirmiş olduğu direnişle, o günki politikaların parçalanmasıyla yaratıldı. Kürt halkı bu süreci diriliş olarak adlandırdı. Nasıl ki bu direniş dirilişi sağladıysa bugün de AKP faşizmine karşı başta İmralı olmak üzere zindanlarda ve her alanda örülen direniş, Kürt halkının statü elde ederek, özgürlüğünü sağlayarak kurtuluşu hedefleyecektir. Baskının, zulmün, sömürünün olduğu her yerde direniş meşrudur.

Kamuoyuna duyurduğumuz iki temel talebimiz de Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesi açısından olmazsa olmazdır. Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından da önemli bir adım olacaktır. Bu somut talepler güncel tartışmalara cevap gibidir. Barış ortamının oluşması için Kürt önderinin güvenliğinin, sağlığının teminat altına alınması ve özgürlüğünün sağlanması önceliklidir. Diğeri de Kürt dili üzerindeki her türlü baskının son bulması, eğitim ve anadilde savunmanın önündeki tüm engellerin kaldırılmasıdır. Savaşın son bulup nihai çözümün gerçekleşmesi için bu taleplerin kabul edilmesi elzemdir.

AKP hükümeti, Öcalan üzerinde derinleştirilmiş bir tecridi uygulamakla neyi amaçlamaktadır?

  • Kürt halkı Sayın Abdullah Öcalan’ı önder ol

Bizler onurlu ve gururlu bir direniş geleneğinin ardıllarıyız. Tarihsel olarak rolümüzün ve misyonumuzun farkındayız. Önemli bir süreçte başlatmış olduğumuz eylemimizin bilincindeyiz. Sonuç alıncaya ve taleplerimiz kabul edilinceye kadar eylemimiz sürecektir

arak kabul etmektedir. Önderlerine olan bağlılıkları tartışılmazdır. Tarihsel olarak Kürtlerin yeniden dirilmesi, var olması, kimlik kazanması onun eseridir. Kürtlerin 30 yıldır sürdürdüğü mücadele, elde ettiği kazanımlar ve bugün özgürlüğüne yürüyüşü onun sayesindedir. Yarattığı anlam dünyası hem maddi hem manevi olarak Kürt halkının kültürel değerlerini tanımlıyor ve geliştiriyor. O bakımdan kimliksel olarak halklaşmıştır, Kürtler eşittir Sayın Öcalan denklemi yerinde ve doğru bir tespittir. Kürt halkı bunların farkındadır. Her anlamda sahiplenmesi ve muazzam bir bağlılık duyması, bilinç dünyasından kaynaklıdır. AKP iktidarıyla birlikte Kürtlere karşı geliştirilen politik uygulamaların tümü öncelikle İmralı’da hayata geçirilmeye çalışıldı. Dil yasağı ve tecrit uygulaması sadece birkaçıdır. Kürt önderliği bu toplumun ve bu mücadelenin beyni, yüreği ve bizzat kendisi rolündedir. Derinleştirilmiş tecrit uygulamasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Sayın Öcalan’ın düşünceleri ezilen, sömürülen halklar için de umuttur. Dolayısıyla yok sayılan, soykırıma tabi tutulan Kürt halkını bölmek, parçalamak, ideolojisiz, politikasız bırakmak maksatlı bir tecrit uygulamasıyla karşı karşıyayız. Devlet o sesten korkuyor. Onun şahsında bir halk tecrit ediliyor. Eğer insanlar onun için kendilerini yakıyorlarsa, bedenlerini eritip ölümü yok sayıyorlarsa orada durup düşünmek gerekir. Bilinmeli ki bugün bu savaş aslında İmralı’da yürütülüyor. Esaret altında olan barıştır. O bakımdan Kürt Önderi’nin özgürlüğü savaşın durmasıdır, Türkiye’nin demokratikleşmesidir.

Kürt halkı, “önderim” dediği Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi kaldırmak için ne yapmalıdır?

  • Tecrit ve izolasyon politikasının derinleştirilmesiyle birlikte Kürt halkına ve hareketine karşı komple ve topyekün bir savaş konsepti devreye konuldu. Yaşanan durum bir savaş halidir. Uluslararası bir komployla hedeflenen tasfiye politikaları halen sürmektedir. Dolayısıyla ilkin bu tecridin asıl amacı doğru anlaşılmalıdır. Kürt Halkı Önderliği’ni her zamankinden daha fazla sahiplenmeli ve etrafında kenetlenmelidir. Bu saldırıya karşı topyekun bir direnişle karşı durulmalıdır. Toplumun her kesimine belirli roller düşüyor. Eylemlerimizle, duruşumuzla cevap olmalıyız. Unutulmamalıdır ki İmralı’daki durum aynı zamanda Türkiye gerçekliğini ifade ediyor. Kürt sorununa duyarlı olan her çevre belirli etkinlikler yapmalıdır.

Tecrit politikası aşılmadıkça; bu ülkeye demokrasi gelmez. Kürt halkı tarihsel olarak kritik ve önemli bir dönemden geçiyor. Ortadoğu’daki gelişmeler ve siyasal konjonktür belirli fırsatlar açığa çıkarmış durumda. Rojava başta olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında Kürtler kazanımlar ediniyor. Yani bir Kürt baharı yaşanıyor. Özgürlüğe her zamankinden daha yakınız. Stratejik olarak devrim süreci olarak da adlandırabiliriz. Özgürlük Hareketi’nin ve Önderliğin öncülüğünde dönemi kazanma hedefi önemli bir aşamaya geldi. Ancak bu durum kimi prüzler de barındırıyor. Tasfiye konseptine karşı bu anlamda uyanık olunmalıdır. Her şeyden önce Kürt halkı kendi kaderini tayin edebilmek için daha bilinçli, örgütü, sistemli ve eylemli bir pozisyonda durmalıdır. İşte bu noktada kilit rol, kritik nokta Kürt halkı 7’den 70’e harekete geçmeli ve tüm eylem etkinliklerine katılmalıdır. Tarihsel, toplumsal hakikat Kürtlerin kaderinin Sayın Öcalan’a bağlı olduğunu gösteriyor. Özgürlük için dağlar, zindanlar ve meydanlar serhildan alanına dönüşmelidir.

Halkımız harekete geçmeli

‘Eylemimiz sonuç alıncaya kadar sürecek’ açıklamasını yaptınız. Bunun için demokratik kamuoyunu çağrınız ne olabilir?

  • Bizler onurlu ve gururlu bir direniş geleneğinin ardıllarıyız. Tarihsel olarak rolümüzün ve misyonumuzun farkındayız. Önemli bir süreçte başlatmış olduğumuz eylemimizin bilincindeyiz. Sonuç alıncaya ve taleplerimiz kabul edilinceye kadar eylemimiz sürecektir. Bu konuda kararlılığımız, iddiamız mevcuttur. Kürt önderliğinin özgürlüğü ve anadilimiz Kürtçe’nin anayasal güvence alınması gibi taleplerimiz çok açıktır. Devlete çağrımız; bu taleplerimizin bir an önce kabul edilip gereğinin yapılmasıdır. Aksi takdirde insanlık ve tarih karşısında hesap verecektir.

Kamuoyu da bilmeli ki; bizler savaşın durması ve kalıcı, barışçıl, demokratik bir çözüm gelişebilmesi için bu eylemi başlattık. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Halkımıza çağrımız; gün eyleme geçme, serhildanları her alanda geliştirme günüdür. Bizler Amed zindanlarında direnen devrimci tutsaklar olarak sorumluluğumuzun ciddiyetiyle hareket edeceğimizi, şahadet dahil her olasılığı göze aldığımızı belirtiyoruz.

Dilimizi savunmak insanlığı savunmaktır

Kürtlerin dili her alanda yasaklanmıştır. Eğitimde, sağlıkta, savunmada, birçok alanda. Bu konuda Kürtler ne yapmalıdır?

  • Dil bir toplumun ruhudur, bedenidir. Yani varlık ve oluşumu tanımlar. İnsanlık tarihi incelenirse dillerin toplumsal yaşam akımında neler yarattığı daha iyi görülecektir. İnsanı insan yapan temel olgulardan biridir. Dilini yitirmiş toplum asimile olmuş, bitmiş ve ölmüş bir toplumdur. Dilsiz yaşam olmaz. Kürt toplumu uygarlığın beşiği olan Ortadoğu özelde Mezopotamya’nın kadim halklarındandır. Kürtçe köken olarak bu toprakların en eski dillerindendir. Kürtler binlerce yıldır birçok badire atlatmış, savaşlar görmüş, zorluklar çekmiş onca şeye rağmen anadilinin varlığını korumuş ve bugüne kadar gelebilmiştir. Kürt dili üzerindeki baskılar tarihsel olarak bir meseledir. Ancak yakın geçmiş değerlendirildiğinde Cumhuriyet tarihi boyunca yoğun bir asimilasyona maruz kalmıştır. 80 yıldır bu halkın diline, kimliğine karşı yasaklar hep ola gelmiştir. Hatta ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bu anlamda Kürt isyanları önemli bir karşı duruşu ifade ediyor. Öncelikle son 30 yılda Kürtler dil gerçeğini bir mücadele alanı, moral olarak ele aldılar.

AKP iktidarı süresince Kürt diline yaklaşımda bir değişiklik olmamıştır. Kürt mücadelesi sonucu olarak göstermelik adım atılmışsa da önceki inkârcı, asimilasyoncu ve soykırımcı yaklaşımlar post değiştirerek devam etmiştir. Hiçbir dönemde olmadığı kadar hakarete ve linçe maruz kaldı. Bilinmeyen dil, hizmet ve pazar dili değil biçimindeki emperyal üslup ve anlayış AKP zihniyetinin Kürtçe’ye yaklaşımının ne olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kürt coğrafyası, Kürt çocukları, gençleri asimilasyona ve oto-asimilasyona tabi tutulmaktadır.

Dil, Kürt kültürünün var olabilmesi için olmazsa olmazıdır. Evde, pazarda, tüm sosyal yaşam alanlarında ana dilini kullanmalıdır. Siyaseti kendi dilleriyle yapmalıdır. Bilinmelidir ki; bir mücadele alanıdır. Asimilasyon ve dejenerasyon merkezine çevrilen çocuklar okula yollanmamalıdır, gençler ise okulları boykot etmelidir. Mahkemede savunmalarını ana dilde yapmalıdır. Aileler çocuklarına Kürtçe öğretmelidir. Alternatif kurumlarına gönderilmelidir. Bu eksende geliştirilen bu eylem ve etkinliklere katılmalı ve anadile sahip çıkılmalıdır. Dilimizi savunmak aynı zamanda kimliğimizi, varlığımızı ve kültürümüzü de savunmaktadır. Kürtler her alanda dillerini özgürce kullanana kadar mücadele edecektir. Bu anlamda Kürt dili üzerindeki her türlü baskıcı, engelleyici politikalar son buluncaya kadar yine anadilde eğitim hakkı anayasal güvenceye alınıp, Kürtçe savunmanın önündeki engeller kaldırılıncaya dek eylemler devam edecektir. Tarih Kürt halkına göstermiştir ki; değer verilmeden, fedakarlık yapılmadan başarı elde edilmiyor.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah ÖcalanAçlık greviAdalet ve Kalkınma PartisiDiyarbakırİmralıSavaşgündem
Görüş Bildir