'Acınacak Bir Durum Yok, Bu Politik Bir Eylemdir'

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Özgür Gündem - Acınacak Bir Durum Yok, Bu Politik Bir Eylemdir

Özgür Gündem - Acınacak Bir Durum Yok, Bu Politik Bir Eylemdir

Türkiye zindanlarında insanlar yeniden bedenlerini açlığa yani ölüme yatırmış durumda. Böylece uzun süre sonra Türkiye yeniden vicdani bir sarsıntı içine giriyor. Bu arada, açlık grevi nasıl yürütülüyor, içeriden dışarısı nasıl görünüyor, medyanın yalanları eylemcileri nasıl etkiliyor, dışarıda olup bitenler hücreye nasıl yansıyor? Tüm bunları 2000 yılında bilinci kapanıncaya kadar açlık grevinde kalmış ve 6.5 yılını cezaevlerinde geçirmiş politik bir tutsakla konuştuk. MLKP davansından cezaevinde kalmış Nihat Göktaş, dışarıya vicdan çağrısı yapıyor, hücreye ise selam gönderiyor.

Açlık grevi ya da ölüm orucunu ‘intihar’ ya da bir tür ‘hastalık’ olarak görenler var. Siz bu süreci yaşamış biri olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

  • Açlık grevi, tutsakların artık taleplerini dile getirebilecek başka eylem biçimi kalmadığını gösteriyor. Bugünün tecrit koşulları düşünüldüğünde onlar için de başka alternatiflerinin kalmadığı anlaşılıyor. Seslerini duyurabilmek, taleplerini dillendirebilmek ve kamuoyunu oluşturmak için başka alternatif kalmadığı için doğal olarak açlık grevi yapılıyor. Bunu yaparken kendi yaşam hakkını ortadan kaldırıyor. İnsan, bedenini öne sürmekten başka alternatifi kalmadığı için bu eylem biçimini yapmak zorunda.

Bunun ‘örgüt baskısı’yla yapıldığını belirtiyor yetkililer...

  • Bu insanların tamamen kendi iradeleriyle aldıkları kararlardır. Eylem biçimi seçilirken de, katılırken de insanlar gönüllü olarak yapar. Yeri geldiği zaman diğer arkadaşlarının ölmemesi için kendisinin ölümünü tercih ediyor. Kesinlikle dışarının içeriye müdahalesi yoktur. Kişinin kendisi karar verir ve katılır. Yaşam koşulları ve talepleri karşılansın diye kendi bedenini ortaya koyar.

40. gün, 50. gün, tehlikesinden bahseder herkes. Tehlikenin sınırı nedir?

  • Bu; şeker, tuz ve sıvı alabilmelerine bağlı bir şeydir. Örneğin bazıları çok erken bir sürede sıvı alamıyor veya aldığını geri çıkarıyor. Vücut bunları alamadığı taktirde ölüme daha hızlı gidiyor demektir. Yani bir gün ölçüsü ortaya koymak yanlıştır. Örneğin 1996 ölüm orucunda 62. günde ölümler başladı. Bugün eylem 55. gününde. Yani, bir çözüm yolu açılmazsa, bir hafta içinde ölümlerin başlamasına şaşırmamak gerekir. Çünkü, bugünkü tutsakların hapishane koşulları çok daha ağır. Bazı cezaevlerinde şeker, limon, su verilmiyor. Mahkumlar temiz su yerine musluk suyu kullanıyor. Bu da süreci hızlandırır. Bu sınırlama insanların eylemini kırmak için yapılıyor elbette.

Dışarıda olup biten, konuşulan, açıklamalar... Nasıl yansıyor içeriye?

  • Dışarıda ciddi bir sahiplenme ve çalışma varsa moraller yüksek oluyor. Tutsağın moralinin düşmesi için gazete vermiyorlar örneğin ya da moral bozan gazeteler veriyorlar, haber sayfaları kesiliyor. Çünkü; direngenliği ve kararlılığı arttıran dışarıdaki direniştir. Bizim dönemimizde de “yiyorlar, içiyorlar” şeklindeki haberleri çarşaf çarşaf veriyorlardı. Bu bir psikolojik savaş. Dönem dönem canımız sıkılır, moralimiz bozulurdu ama bunu bize karşı yapılan bir karalamanın parçası olduğunu bilirdik. “Madem öyle o zaman göreceksiniz” diyorduk.

Ayrıca, tutsaklar dilenci değil ve merhamete ihtiyaçları yok. Acınacak bir durum yok. Bu bir politik eylemdir. Gasp edilmiş haklardan bahsediyoruz. Ortada talepler var ve insanlık suçu işleniyor. Yapılması gereken kamuoyunun vicdanlarına seslenmektir.

‘Müdahale ederiz’ açıklamaları gerçekleşirse ne olur?

  • Zorla müdahale demek, bizim gibi wernicke-korsakoffların yaratılması demektir. Yaşamların bundan sonrası sakat demektir veya toplumun dışına itmektir. Ben ilk haftalar kendi başıma yürüyemiyordum, her şey için yardım alıyordum. Beni en çok düşündüren zorla müdahaledir! Bu yüzden bu konuda çok hassasım. O yüzden daha fazla birşeyler yapmak gerekiyor ki, insanlar bizim durumumuza gelmeden sonuçlansın.

Açlık grevindeki bir kişi dışarıdan ne bekliyor?

  • Mahkumlara yalnız olmadıklarını hissettirin. Mutlaka mektup yazsınlar, kart atsınlar, ziyaretlerine gitsinler. O mektup saati geldiğinde, çok fazla enerji sarfetmemek için önceden birimiz aşağı mazgalın başında bekliyordu. O gün kime daha çok mektup geldiyse, doğal olarak daha çok mutlu oluyordu. Morali daha çok yüksek olurdu ve o gün şekerli/ tuzlu su servisini o arkadaş yapardı. Bu çok önemli; o insanların yanında olduğunuzu onlara hissettirmek için bunu mutlaka yapın.

Açlık grevindeki tutsaklara bir mesajınız var mı?

  • Haklı talepleri var. Çok daha direngen ve kararlı olmalarını, onların yanında olduğumuzu bilmelerini istiyorum. Onlar için her şeyi yapacağımızın sözünü veriyorum. O direngenliklerini selamlıyorum. Mutlaka şeker, tuz ve sıvı alsınlar. Direnci düşürecek şeylerden uzak dursunlar.

Yaşamış biri olarak, bu sürecin sonucuna dair öngörün var mı?

  • Başbakan’ın açıklamaları gösteriyor ki hükümet sıkışmış durumda. Bu sıkışmışlığa rağmen kamuoyu önünde en insani talepleri kabullenmek istemiyorlar. Mümkün olduğu kadar dışarıda eylemleri devam ettirmemiz gerekiyor. Özellikle tutsakların sahiplenilmesi, çok daha kitlesel ve etkileyici biçimde yapılmalı. Mücadeleyi yükseltmek gerekir ki, ölümler başlanmadan sorun çözülsün.

Şimdi dönüp baktığınızda o günlere dair belleğinizde ne kaldı?

  • Çok insan kaybettik. 400 üzerinde wernicke-korsakoff hastası kaldı. Bu bize bilinçli yapılan bir uygulamaydı. O dönem hatırlarsanız; Sağlık Bakanı MHP’li Osman Durmuş’tu. Anlatıldığına göre Durmuş, “öleceklerine sakat kalsınlar” demiş. O yönlü talimatlar vermiş. Düşünemeyen, yürüyemeyen, yaşayan bir ölü bırakmak istediler.

Cezaevi personeli ve yöneticilerin yaklaşımı nasıldı?

  • Kabul edilemez uygulamalar vardı. Örneğin; sayıma geldiklerinde halsiz olmamıza rağmen ayakta durmamız isteniyordu. Üst kattan alt kata inmeye zorluyorlardı. Kabul etmediğimizde ise sabah akşam dayak atarak aşağı indiriyorlardı. Kendileri yorulduktan sonra bizi aşağıya götürmekten vazgeçiyorlardı. Şimdi de aynı şeylerin yaşandığını düşünüyorum.

O gün onları yapanlara bir sözünüz var mı? Ya da bugünkülere ne demek istersiniz?

  • O gün bize bunları yapanlar hedeflerine ulaşamadılar. Ağır bedeller ödendi ama düşünce olarak bizi istedikleri noktaya getiremediler. Şimdikiler de aynı uygulamaları yapıyorlar ama gördükleri gibi başarısız oldular. Görünüyorki bunlar da sıkışmışlar ve bilmelidirler ki hedeflerine ulaşamayacaklar. Çünkü haklı bir mücadelenin tarafındayız ve insani talepleri öne sürüyoruz. Kendileri haksız olduğu için daha saldırgan, daha insanlık dışı uygulamalara başvuruyorlar. O yüzden ben bunun bir insanlık suçu olduğunu hatırlatıyorum. Özellikle şunu belirtmek istiyorum: 19 Aralık operasyonu yapanlardan birisi olan Ali Suat Ertosun, devlet üstün hizmet ödülüyle ödüllendirildi. Askerlerin rütbesi yükseltildi. Oysa bunların yargılanması ve ceza alması gerekiyordu. Tam tersi “devlet malına zarar vermekten” bize dava açtılar.
Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Açlık greviBaşbakanİntiharMilliyetçi Hareket PartisiSavaşTercihgündemşeker
Görüş Bildir