Ömer Faruk Hüsmüllü'den “Hırsız Kim?” Adlı Öykü

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Ömer Faruk Hüsmüllü'den “Hırsız Kim?” Adlı Öykü

Ömer Faruk Hüsmüllü'den “Hırsız Kim?” Adlı Öykü

Avni, Kadıköy vapur iskelesinin önünde dolanıp duruyordu. Birisini bekler gibiydi. İskelenin çıkışındaki büfeden gelen döner kokuları açlığını daha da artırıyordu. “Tavuk mu, et mi? Tavuk döner olmalı, yok değil, bu kadar nefis kokan et dönerdir… Ne fark eder? Bak şu amca nasıl da avurtlarını şişire şişire yiyor döner lokmalarını. Boğulacak. O kadar kocaman da ısırılmaz ya! Çekti ayranı ama zor yuttu gene de lokmayı.” diye düşünüyordu.

Vakit ikindiye yaklaşmıştı. Gökyüzü kara bulutlarla doluydu. Birkaç adım ötesinde bir köpek, kuyruğunu sallayarak bir şeyler verecek umuduyla ona yaklaştı.

“Hadi işine be köpek! Benden ne umarsın? Ben senden de açım.” dedi ve elini sallayarak köpeği başından savdı.

Tiyatro binasının önüne doğru geldi. Uzaktaki genç kızı fark etti. Demir parmaklıklara tutunup Haydarpaşa Garı’na doğru bakıyordu. Adı Aysel olan bu kız, ufak tefek bir şeydi. Marmara Üniversitesi’nde öğrenciydi. Arkadaşlarıyla buluşacaktı, ancak biraz erken geldiği için oyalanmaya çalışıyordu.

Kızın sağ omzuna asılı çantasını gören Avni, kararını verdi. O çantayı zorla alacaktı. Herhalde içinden karnını doyuracak kadar bir şeyler çıkardı.

Kıza doğru yaklaşırken, etrafı da kolluyordu. Ortalık normalden kalabalıktı. Ama olsun, onun işi zaten bir dakikalıktı.

Aradaki mesafe giderek daraldı ve Avni içinde bir kâğıt on lira ve üç buçuk lira da bozuk para bulunan çantaya asıldı. Bütün gücüyle kendine doğru çekti çantayı. Kız çığlığı bastı ve kendisinden beklenmeyen bir dirençle demir parmaklıklara tutundu. Avni çekiyordu, kız hem bağırıyor hem de direnmesini sürdürüyordu. Çantanın kayışı kopar diye daha şiddetle asıldıysa da umduğu olmadı.

Çok geçmeden beş kişi Avni ile kızın etrafına toplandı. Tekmeler, yumruklar, kafa atmalar, tükürmeler… “Alçak!”, “Namussuz hırsız!”, “Güpegündüz ne cesaretle gasp yaparsın!”, “Edepsiz!”, “Şerefsiz!” hakaretleri kapladı ortalığı.

Avni’ye ilk yumruğu atan ve böylesi bir hırsıza kendince bir ceza veren Hüseyin Bey, küçük bir işletmenin sahibiydi ve daha üç gün önce muhasebecisine, “Aman bir şeyler yap gözünü seveyim, bir formül bul da fazla vergi çıkmasın bizden.” demişti.

Kafayı Avni’ye yapıştıran Hasan Bey, iki yüz on bin liraya aldığı evini tapuda elli üç bin lira olarak göstermişti.

En az iki kere tüküren Şükrü Bey ise, bir saat önce aldığı elbiseyi ucuza getirmenin yolunu, “Fiş almasam da KDV’yi düşsek…” diye bulmuştu.

“Edepsiz” naralarıyla ortalığı inleten Canan Hanım, babasından kalan maaşı alabilmek için onlarca yıldır birlikte yaşadığı kocasıyla resmi nikâh yapmamıştı.

Avni’ye sağlam üç yumruk çakan ve onu yere düşüren Nazım Bey’e gelince… O emlak işleriyle uğraşıyordu ve çevirdiği fırıldaklar saymakla bitmezdi.

Avni yere düşünce etrafındakiler duraladı. Öğrenci kız Aysel çok korkmuştu, kaçarak olay yerinden uzaklaştı. Çantasına şimdi daha sıkı sarılıyordu çünkü çaldırsaydı on üç buçuk liradan daha çok üzüleceği ders notları, kimliği, pasosu ve valiz anahtarı da vardı çantasının içinde.

Bağırışları duyan çok sayıda insan toplandı Avni’nin etrafında. Bu insanlar dört-beş halka oluşturmuşlardı. Tabii en meraklılar ilk halkadaydılar ve soranlara da açıklamalarda bulunuyorlardı.

Kalabalığı gören bir polis, koşarak olay mahalline geldi. Durum ona da anlatıldı.

“Gasp edilmek istenen bayan nerede, davacı mı?” diye sordu. Kızın gittiği söylenince, ağzının kenarında hafif bir kanama ve yüzünde morluk oluşmuş olan yerdeki Avni’nin karnına bir tekme salladı.

Yargısız infaz da böylece gerçekleştirilmiş oldu ve suçlu cezasını çekti. Polis, “Lütfen herkes dağılsın.” dedi ve kendisi de oradan ayrıldı.


Avni, yerden kalktı, otobüs duraklarının bulunduğu tarafa doğru ilerledi. Akbil satış gişelerini geçti. O sırada uzun boylu bir delikanlı yolunu kesti ve “Abi be, seksen kuruşun var mı?” diye sordu. “Köpek bir sen iki… Git işine be! Ben kendim açlıktan ölüyorum,” dedi ona. Genç bu bağırmadan korktu ve hızla uzaklaştı. Avni’nin tepesi atmıştı. Öfkeli bir şekilde gencin arkasından baktı. Aynı kişi bir başka adamdan da para istiyordu ve hayrettir ki adam cebinden çıkarıp veriyordu.

Bu gözlem Avni’ye yol gösterdi ve aynı yöntemle para toplamaya başladı. Elli-altmış kişiden para istedi iki saat içinde. Bunlardan sekiz-on tanesi verdi. O seksen kuruş istiyordu ama kimisi bir lira, kimisi daha fazla, kimisi daha az, kimisi ise tedavülden kalkan yeni lira ve kuruşlardan veriyordu. Neden seksen kuruş, diye sormadı kendi kendine, sorsa da cevap bulamazdı…

Yeterli para toplandığına kanaat getirince, birkaç saat önce dönerlerinin kokusunu aldığı büfenin önüne geldi.

–Bana bir ekmek arası döner yapsana usta.

–Tavuk mu, et mi?

–Fark etmez. Ha, bir de ayran olsun.

Elini cebine atıp, az önce topladığı madeni paralardan bir avuç uzattı dönerciye.

Dönerci, geçmeyen paraları itina ile ayırıp bir tavuk döner ve bir de ayran parasını aldı.

İki dakikada döner-ekmek hazırdı. Avni yiyecek ve içeceği elinde, bir müddet ne yapacağına karar veremedi. Sonunda bir boş masanın yanındaki sandalyeye ilişti ve aceleyle ekmeğinden ısırmaya başladı.

Kovaladığı köpek gözlerini Avni’ye dikmiş, on-on beş metre öteden onu gözetliyordu…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Marmara ÜniversitesiPolisTiyatroetolayvergiyiyecek
Görüş Bildir