Olmayan Kusurları Takıntı Haline Getirip Hayatı Kendine Zindan Etme Hastalığı: Quasimodo Sendromu

6PAYLAŞIM

Sendromun adı, Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu adlı eserindeki Quasimodo karakterinden geliyor.

Şöyle bir burnu olup da sürekli "ya burnumun ucu yamuk berbat durmuyor mu?" diye yakınan bir dostunuz muhakkak olmalı.

Bu kural gibi bir şey çünkü. Görenlerin özendiği bir burnu var ancak kendisi burnunun görüntüsünden hiç memnun değil, kimsenin fark bile edemediği bir şeyden şikayetçi. Size anlatıyor ancak o gösterdiği kusuru bir türlü fark edemiyorsunuz.

Bir benzeri de durmadan aynaya bakıp kendini izlemek, tabiri caizse gözetlemek.

Bunun altında yatan da bir kusur varsa hemen fark etme ve onun önüne geçebilme çabası. Çok ilginç değil mi? Bir kusur olmadığını biliyorsunuz ancak yine de detaylıca araştırarak bir şeyler buluyorsunuz.

Anlattığımız şeyler tanıdık gelmiş olmalı, çünkü bu çok yaygın bir sendrom.

Sendromun adı, Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu adlı eserindeki Quasimodo karakterinden geliyor.

Temelde ergenlik çağlarında ortaya çıkıyor bu sendrom, daha doğrusu fobi. Zaten o yaşlarda kendi kusurlarını olduğundan büyük görmek ve insanların buna takılacağını düşünüp kendi üzerinde baskı yaratmak çok da anormal bir durum değil. Neredeyse yaşın ve dönemin genel özelliği bile diyebiliriz.

Bunun bir sendrom haline gelip tedavi ihtiyacı doğurmasının sebebi bazılarımızda bu hislerin ileri yaşlarda da aynı etkiyle sürmesi.

Ufacık bir sivilcenin bile uykuları kaçırması, yani geçici kusurlardan bile kendini huzursuz hissedecek kadar rahatsızlık duymakla kendini belli ediyor. Quasimodo Sendromu vücudun her noktasıyla ilgili hassasiyet de doğurmuyor, en sık kendini belli ettiği vücut bölgeleri burun, göz ve saç.

Sanıldığından çok daha yaygın bu sendromda çevrenin hatta uzmanların görüşü çok önemli olmuyor.

Yani dert edilen kusurun kimse tarafından umursanmıyor olması kişinin o kusurdan dolayı yaşadığı hisleri azaltmıyor. Bir anlamda kendi için kusursuz görünmek istiyor, kendini kusursuz hissetmediği sürece bir başkasının onu yatıştıracak görüşlerini umursamıyor.

Sendrom saç ve kıyafet konusunda da sürekli bir kararsızlık atmosferi yaratıyor.

Bir şey satın almak ya da kıyafet seçmek işkenceye dönüşebiliyor. Kişi çirkin olduğuna ya da vücudundaki bir detayın onu çirkinleştirdiğine o kadar inanmış oluyor ki o kusuru kapatacak bir kıyafet aradığı için hiçbir şey seçemiyor. Saçlar için de aynı şey geçerli.

Takıntılı davranışlar geliştirmeye başladığı noktada Quasimodo Sendromu'nun tehlikeli noktaya geldiğini söyleyebiliriz.

Ne tip davranışlardan bahsediyoruz? Yani sürekli aynaya bakma, kusuru gizlemek için hayatını zorlaştıracak yollar arama, sürekli bir özgüven tazeleme arayışı bu takıntılı davranışların örneği olabilir. 

Hepimiz kusurlarımıza bir şekilde takıntılıyız, bunu kabul ediyoruz ancak ufak kusurlar hayatımızı zorlaştırmaya başladığı vakit bir uzmana görüşmekte fayda var.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ozlemay.

Vücudumu beğenmemek, kendimi şişman görmem ve bunun sonucunda hep siyah kıyafetler tercih etmem bu yüzden maalesef. Yüzümü de hiç beğenmiyorum zaten. Bir psikoloğa gitmem lazım farkındayım.

hipergrafi

Bir diğer adı da Vücut dismorfik bozukluğu yada dismorfofobi. Bende de var, orta okul ve lise dönemimdeyken sınıf arkadaşlarım tarafından zorbalığa maruz kalmıştım, erkeklerin birbirini kızdırmak için "Bak seninki geliyor" dediği kızdım ben. Umursamıyormuş gibi yapardım ama öyle üzülürdüm ki anlatamam. Çirkin de değildim aslında, şişman değildim, şaşı değildim, dişlerim çarpık değildi, boyum da uzundu. Tamam belki dikkat çekici bir güzelliğim yoktu ama çirkin değildim yani. Yirmi beş yaşına kadar sevgilim olmamıştı. Sanırım erkekleri dışladığım için. Ailemin zoruyla bir ilişkiye başladığımda ve sevgilim güzel olduğum yönünde övgülerde bulunduğunda çaresizce beni tavlamaya çalıştığını düşünürdüm. Yine de bunu hala aşamadım ve terapiye ihtiyacım var. Fiziksel görünüşüm konusunda en ufak şakayı bile kaldıramıyorum, bazen dışarıda gözüm aynaya takılıyor ve tüm moralim alt üst oluyor.

tontikke

Bana da böyle oluyordu insanların dayattığı güzellik algılarından burnum dümdüzdü yaptırma peşindeydim kilom vardı 55 kilo verdim şimdi de cılız diyorlar

Gizli Kullanıcı

Dünyaya pompalanan güzelli algılarıyla çok ilgisi var. Bir insanın en büyük korkusu sevilmemektir. Kendi kusurlarını olduğu gibi kabul etmek insana ek bir karizma ve çekicilik verir çünkü sadece sende vardır o kusur, sana özeldir. Ama bunu anlatamazsınız bu kişilere. Kendini çok sevmek onlara göre egoistliktir hatta. Maalesef kendilerini estetik, botoks bilmem ne birbirlerine benzetiyorlar ve bu durum sayıları çoğaldıkça birilerine para kazandırırken, onların daha itici olmalarına neden oluyor. Kendiyle mutlu olmayan kişilerin yakınında bulunmaktan çok rahatsızlık duyuyorum çünkü iş bir süre sonra seni de kendi seviyelerine çekme ve başarını gölgeleme kampanyasına dönüşüyor. Onların yanında asla gerçekten sevinemiyorsun. Köşede hazır bekleyen nazar gibiler. Böyle bir koruma içgüdüsüyle de sürekli olarak yaşayamam. Kendini sevmeyen başkasını sevemez uzak durun.

beyzaledger

içeriğe belle parçasını dinlerken denk gelmiş olmam...

Görüş Bildir