Müyesser Yıldız Silivri'de Yaşadıklarını Anlattı

 > -

Oda TV Davasının 12. Duruşması Başladı

Oda TV Davasının 12. Duruşması Başladı

Gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın'ın sanık olarak yargılandığı Odatv davasının 12. duruşması başladı. Duruşmayı Avrupa Parlamentosu’ndan bir grup da izliyor.

Çağlayan’daki Adalet Sarayı’nda bulunan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Hanefi Avcı, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Müyesser Uğur Yıldız getirildi.

Duruşmaya 7 tutuksuz sanık Ahmet Şık, Nedim Şener, Sait Çakır, Doğan Yurdakul, İklim Bayraktar Kaleli, Mümtaz İdil ve Çoşkun Musluk katıldı. Tutuklu sanıklar duruşmaya geldiğinde, bir önceki celsede tahliye edilen Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu tutuksuz sanıklar ile sarılarak tokalaştılar. Tutuklu sanıklar bir süre izleyici olarak duruşmada katılan yakınları ile sohbet etti.

Haberin Tamamı İçin:

140journos davayı izliyor ve twitter'dan bildiriyor...

140journos davayı izliyor ve twitter'dan bildiriyor...
  • Mahkeme başkanı Mehmet Ekinci salona girdi. 12. Odatv Durusması başladı.
  • Y.Küçük dosyaları ve kitaplarıyla geldi. Mahkeme kendisine ayrıca bir sandalye verdi.
  • Aylardır beklenen Tübitak raporu çıkmamış. Mahkemeye ulaşmadığı söylendi.
  • Ahmet Şık, Nedim Şener, Sait Çakır ve Coşkun Musluk. İlk kez tutuksuz sanık olarak katılıyorlar.
  • İlk söz Y.Küçük'ün. TÜBİTAK raporunun gelmemesi konusuna değiniyor. Küçük; "Bu bir siyasi davadır, raporla ilgisi yoktur.”
  • Küçük: Kabadayı Türk gazisi, 40 bin kişilik Türk ordusu bana böyle diyor, Küçük, şeytan olarak anıldığını hatırlatıyor.
  • Yalçın Küçuk: Biz başımıza gelecekleri Zaman ve Taraf'tan okuruz."
  • Yalçın Küçük: "zaten iddianamenin bir hukukçu tarafından hazırlanmadığına emindik.
  • Küçük, kendisine kötülük yapanların başına hep işler açıldığını, kendisinin N.Hikmet'e benzetildiğini söylüyor.
  • Yalçın Küçük bağırarak: "yüz yıl tutun beni. Gördüğünüz gibi içerde kaldıkça gençleşiyorum."
  • Yalçın Küçük: "Her duruşmada kalkıp suçum yok derken buna Tuncay Özkan sendromu diyorum. Ben bu ülkeyi seviyorum"
  • Yalçın Küçük "Gündüzleri cumhuriyetçi, ülkesini seven geceleri tedbili kıyafet yapıyor ülkemi bölmeye çalıyorum öyle mi?"
  • Y.Küçük "Bu dava 3 kişi üzerine kuruludur. A.Şık, N.şener ve H.Avcı dır. Tek cürümü onlar işlemiştir kitap yazmıştır onlar."
  • Y.Küçük Barış Pehlivan'a dönerek "sen benim evimi biliyormusun?" B.Pehlivan: "bilmiyorum." Mahkeme salonunda gülüşmeler.
  • Y. Küçük: "Dava N. Şener, A. Şık ve H. Avcı üstüne kuruluydu. Onları tahliye ettiniz, davayı siz kendiniz bitirdiniz."
  • Y.Küçük bagırarak, Barış Pehlivan, sana talimat veriyormuşum. B.P ayağa kalk. Beni taniyormusun? B.P: "hayır" Salon gülüyor.
  • Y.Küçük soru cevap teatral bir biçimde devam ediyor. "Evimi biliyor musun, evimde ne ikram ettim sana? Bilemez!" Salondakileri güldürüyor.
  • Y. Küçük şimdi Baris Terkoğlu'na soru soruyor: "Soner Yalcın'i mı önce tanıdın beni mi?
  • Odatv duruşmasına 5 dakika ara verildi.

Dava ile ilgili sıcak gelişmeleri 140journos twitter hesabından takip edebilirsiniz...

Haberin Tamamı İçin:

TÜBİTAK Raporu Yine Yok!

TÜBİTAK Raporu Yine Yok!

Odatv davasının 12. duruşmasnda sanıklar için büyük önem taşıyan TUBİTAK raporu mahkemeye ulaşmadı. Mahkeme Başkanı Ekici, rapor için "4-5 kez telefonla, bir kez de müzekkere yazdık. Duruşmaya gelsin dedik ama gelmedi" dedi.

Gazeteciler Nedim Şener , Ahmet Şık ve Soner Yalçın'ın sanık olarak yargılandığı Odatv davasının 12. duruşması başladı. Çağlayan'daki Adalet Sarayı'nda bulunan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi ’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Hanefi Avcı, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Müyesser Uğur Yıldız getirildi.

Duruşmaya 7 tutuksuz sanık Ahmet Şık, Nedim Şener, Sait Çakır, Doğan Yurdakul, İklim Bayraktar Kaleli, Mümtaz İdil ve Çoşkun Musluk katıldı. Tutuklu sanıklar duruşmaya geldiğinde, bir önceki celse tahliye edilen Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu tutuksuz sanıklar ile sarılarak tokalaştılar. Tutuklu sanıklar bir süre izleyici olarak duruşmada katılan yakınları ile sohbet etti. Nedim Şener , adliye girişinde, "Adliyeye ön kapıdan girmek çok güzel" diye konuştu.
Duruşmayı Avrupa Parlamentosu’ndan bir grup da izledi.

MAHKEME BAŞKANI: TÜBİTAK RAPORU YETİŞMEDİ

Sanık yoklamasının ardından Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, “ TÜBİTAK raporu ulaşmadı. 4-5 kez telefonla, bir kez de müzekkere yazdık. Duruşmaya gelsin dedik ama gelmedi. Taleplerin, soruların çokluğundan dolayı yetiştiremediklerini söylediler" dedi.
YALÇIN KÜÇÜK: KİMİ YARGILIYORSUNUZ?

Davada tutuklu sanık Yalçın Küçük ilk olarak söz aldı. Küçük, “ TÜBİTAK ’tan beklenenlerin gelmemiş olmasında bir açıdan memnun oldum. Çünkü bizim davamızın bu tür bilirkişi raporları ile ilgisi yok. Bizim ile ilgili iddiaların bilirkişi raporu gelmeden de doğru olmadığına gerçek dışı olduğunda hükmedebilirsiniz. Bizi tanıyacak sınız? Kimi yargılıyor sunuz? Onu bir görmeniz lazım" dedi.

“DEVLET BAHÇELİ ASİSTANIMIZDI"

Kendisine ‘kabadayı profesör’ de denildiğini belirten Yalçın Küçük. “Korgeneralinden erine kadar bana verdikleri isim kabadayı profesör. Bazılarına göre filozof, bazılarına göre yazar, bazılarına göre hukukçu. Ben TÜBİTAK ’ın ilk kurulduğu zaman Başbakanlık adına danışmanıydım. Devlet Bahçeli asistanımızdı" diye konuştu.

“ÖZ’E ALINCAKSINIZ DEDİM, ALINDI"
Yazar Melih Altıok’un ‘Yalçın Küçük suçtur’ dediğini belirten Küçük, "Suça değil suçluya ceza verirsiniz. Ben suçum. Ben suç olduğum için fail değilim. Bana ceza veremezsiniz. Hiçbir şey veremezsiniz. Bana yaklaşanlar iyi olmuyor. Kağıda yazdım; ‘Zekeriya bey beni tutuklayacaksınız ama bakın siz bu görevden alınacaksınız.’ Alındı. Bizi rezil eden bir davadan dolayı yargılıyorsunuz. Size yakıştıramıyorum. 28 Ağustos 2011’de bu iddianameyi hazırlayan savcı bey yazmaya başlayacağım dedi. Saat 04.30’da iddianame açıklandı. İddianameyi hazırlayan savcı Cihan Bey de bana dokundu, gitti" dedi.

KÜÇÜK: BU DAVALARA TUNCAY ÖZKAN SENDROMU DİYORUM
Yalçın Küçük, “Selimiye’de bana çok iyilik yapan vardır. Orada askeri mahkemeye de çıktım. Bu davaların bir özelliği vardır. İspat ortadan kalkmaz, Balyoz davasını da biliyorsunuz... Mütalaa bir şey değiştirmez. Bu davalara Tuncay Özkan sendromu diyorum. Her duruşmada kalkıp ‘bana suçumu söyleyin. Beni niye yargılıyorsunuz? Bütün siyasi davalar imzasız adı olmayan mektuplar. Siz yanlıştasınız. Ne adı var, ne yazarı var. Ben 2010’da Gebze’de bir konferans verdim. Beni 2011’de ihbar etmiş.Oda TV klasörlerinde var. Beni ihbar etmiş bu çocukcağız. Ama gönderdiği mektubu deşifre etmişler" dedi.

Haberin Tamamı İçin:

'Ne Kadar Tutarsanız O Kadar Gençleşiyorum'

Yalçın Küçük: Ne kadar tutarsanız gençleşiyorum. 'Odatv' davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük, duruşmada 'Ne kadar ceza alacağımızı, kaç yıl yatacağımızı hiçbirimiz bilmiyoruz. Hoş umurumda da değil. Görüyorsunuz, ne kadar tutarsanız o kadar gençleşiyorum. 100 yıl verebilirsiniz, hiçbir şey olmaz' dedi.

"Odatv" davası kapsamında tutuklu yargılanan Yalçın Küçük, "Yalçın Küçük suçtur. Suça ceza veremezsiniz, suçluya ceza verirsiniz. Fiile ceza veremezsiniz, faile ceza verirsiniz. Ben suç olduğum için, fail değilim. Bana ceza veremezsiniz" dedi.

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada konuşan Yalçın Küçük, TÜBİTAK’tan beklenen raporun gelmemiş olmasına sevindiğini belirterek, "Bizimle ilgili iddialara ilişkin bilirkişi raporları olmadan da suçsuz olduğumuza hükmedebilirsiniz. Bizi tanıyacaksınız. Kimi yargılıyorsunuz? Onu görmeniz lazım. Ben kimim? Bana, ’kabadayı profesör’ diyorlar. Korgeneralinden erine kadar bana verdikleri isim kabadayı profesör. Bazılarına göre filozof, bazılarına göre hukukçu. Ben TÜBİTAK kurulduğu zaman Başbakanlık danışmanıydım. Devlet Bahçeli asistanımızdı" diye konuştu.

Küçük, yazar Bekir Coşkun’un kendisi hakkında "Mahallenin yiğidi" diye yazdığını belirterek, şunları söyledi:

"Mahallenin kızı Aysel’e 4 serseri saldırırsa, dayak yiyeceğini bile bile Aysel’i savunan adam solcudur. Ben Aysel’i savundum. Aysel, bizim için emekçidir."

Yazar Melih Altınok’un kendisi hakkında "Yalçın Küçük suçtur" dediğini ifade eden Küçük, şöyle devam etti:

"Nedim Şener bir numarada. Yalçın Küçük suçtur. Sait Çakır burada, ’Benim suçum konuşmaktır’ dedi. Suça ceza veremezsiniz. Suçluya ceza verirsiniz. Fiile ceza veremezsiniz, faile ceza verirsiniz. Ben suç olduğum için, fail değilim. Bana ceza veremezsiniz. Bana yaklaşanlar iyi olmuyor. Uyarıyorum. Ben suç işlemem savcılığa bile laf etmem. Kağıda yazdım ’Zekeriya bey beni tutuklayacaksınız, bu görevden alınacaksınız’ dedim. Alındı. Biz başımıza gelecekleri görmek için Taraf, Zaman gibi gazeteleri okuruz. Size saygımız tam ama bunları okuruz. Odatv davası Türkiye’yi rezil etti. Bizi rezil eden bir davadan dolayı yargılıyorsunuz. Size yakıştıramıyorum. 28 Ağustos 2011’de savcı, ’iddianameyi yazmaya başlayacağım’ dedi. Saat 16.30’da iddianame açıklandı. İddianamenin hukukçu tarafından hazırlanmadığı belli. O beyefendi gitti. Bana dokundu gitti."

Bu sözler üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Mehmet Ekinci, "Zekeriya bey mi gitti?" diye sordu.

Küçük de, Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız’dan söz ettiğini söyledi.

-"Kaç yıl yatacağımızı hiçbirimiz bilmiyoruz"-

Kendisinin çok dürüst olduğunu ve kendisine kötülük yapanların hepsinin başına bu tür şeyler geldiğini ifade eden Küçük, bu tür davalarda yargılananların suçlarını bilmediğini dile getirdi.

Küçük, "Bu davaların bir özelliği vardır. İsnat ortadan kalkmaz. Ne kadar ceza alacağımızı, kaç yıl yatacağımızı hiçbirimiz bilmiyoruz. Hoş umurumda da değil. 100 yıl tutun beni umurumda değil. Görüyorsunuz, ne kadar tutarsanız o kadar gençleşiyorum. 100 yıl verebilirsiniz hiçbir şey olmaz. Yeniden diriliyor, yeniden bir ordu çıkıyor ortaya. Hiç kimse ezilmedi. 12 Eylül’de, 12 Mart’ta çıktık" dedi.

Haberin Tamamı İçin:

Müyesser Yıldız Uğur Tahliye Edildi

Odatv davasının 12. duruşmasında gazeteci Müyesser Yıldız Uğur tahliye edildi

Odatv davasının 12. duruşmasında taleplerini yazılı olarak hazırladığını ifade eden tutuklu sanık Müyesser Yıldız Uğur, "16 aydır tutukluyum ve tek başıma bir koğuştayım. Taleplerimi kağıttan okuyacağım çünkü konuşmayı unuttum" diye konuştu. 30 yıldır gazeteci olduğunu belirten Uğur, "Şu konuşulanları gazetecilik okuyanlar görseler o okulu bırakır giderler. Biz burada haberlerimizi anlatmak zorunda kalıyoruz. Ankara'da bir gazetede çalışırken patronumuzun mafya olduğunu söylediler. Patronumuz Ankara'ya geldiğinde ise kendisine 'Sizin için mafya diyorlar doğru mu? diye sordum. Gazeteci patronuna dahi sorar. Gazeteciler herkese sorar" dedi.

"CÜBBELİ AHMET HOCA DAVASI İLE BİRLEŞTİRİLSİN"

Haberin Tamamı İçin:

Müyesser Yıldız Silivri'de Yaşadıklarını Anlattı

Odatv Davası’ndan dün tahliye edilen gazeteci Müyesser Yıldız, DHA’nın sorularını yanıtladı. 16 aydır tutuklu olduğunu söyleyen gazeteci Müyesser Yıldız, "Bedenim içerdeydi ama aklım dışardaydı. Cezaevinde sadece okudum ve yazdım. Bol bol yürüdüm. 170 tane kitap okudum. Kitap çalışmalarım vardı onları yürütmeye çalıştım" dedi. Koğuş arkadaşı olmadığını söyleyen gazeteci Uğur, "Yalnız kaldım. Son 12 ay 18 gündür yalnızdım, tek başımaydım 21 kişilik koğuşta. Yeşili özledim, toprağı özledim, güneşin doğuşunu ve batışını özledim, yıldızları özledim. Bir hayvana dokunmayı özledim" dedi.

Odatv Davası’ndan dün tahliye edilen gazeteci Müyesser Yıldız, DHA’nın sorularını yanıtladı. 16 aydır tutuklu olduğunu söyleyen gazeteci Müyesser Yıldız, "Bedenim içerdeydi ama aklım dışardaydı. Cezaevinde sadece okudum ve yazdım. Bol bol yürüdüm. 170 tane kitap okudum. Kitap çalışmalarım vardı onları yürütmeye çalıştım" dedi. Koğuş arkadaşı olmadığını söyleyen gazeteci Uğur, "Yalnız kaldım. Son 12 ay 18 gündür yalnızdım, tek başımaydım. 21 kişilik koğuşta" dedi."CEZAEVİ ŞARTLARINDA YAŞAMAYA DİRENÇ GÖSTERDİM"

"Koğuş arkadaşı istedeniz mi, talebiniz oldu mu?" sorusuna gazeteci Müyesser Yıldız, "Silivri Cezaevi’nde böyle bir imkan yok. Orada şu anda zaten iki tane daha bayan arkadaş var. Yine iddia olunan ’Ergenekonterör örgütüyle alakalı. Ama onlar ayrı koğuşta ben ayrı koğuşta. Toplam 3 bayan var. Onlarla birarada kalma şansım olmadığı için ben yalnız kaldım. Yani istesem de başka bir kadın imkanı yoktu. Bana başka bir cezaevi dediklerinde yani kadınların olduğu Bakırköy... Orada olduğumu 12 ay sonra fark etti insanlar. 12 aydan sonrada birçok şey zaten yaşanmış bitmişti. O saatten sonrada ben artık başka bir cezaevine gitmedim" diye konuştu. Cezaevi şartlarına da değinen gazeteci Müyesser Yıldız, "Cezaevinde fiziki şartlar var, ruhsal şartlar var. Fiziki şartlar bir betonun içersinde gömülmüşsünüz. İşte toprak yok, ot yok, insan yok, insan kokusu yok. Yalçın Küçük Hoca’nın ifadesiyle. Ruhen de direnç gösteriyorsunuz. O şartlarda yaşamaya direnç gösteriyorsunuz. Biz de bu direnci gösterdik" diye konuştu.

"ÖRGÜT BÖYLE KURULUYORMUŞ"

Cezaevinde tutuklu kaldığı dönemde yalnız olduğunu hissetmediğini söyleyen gazeteci Müyesser Yıldız, "Çünkü dışarda yüreği benimle beraber olan insanlar olduğunu biliyordum. Bu davada bizden uzun süredir yatan insanlar olduğunu biliyordum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı (İlker Başbuğ) oraya geldi. Nasıl yalnız olabilirdik ki. Biz orada hiç birbirimizi tanımadan kocaman bir aile olduk. Bizim yargılandığımız Odatv Davası’nda biz hiç birbirimizi tanımıyorduk arkadaşlarımızla. Mahkeme sürecinde tanıştık ve çok güzel arkadaş olduk. Hepsini de çok seviyorum şimdi. Hiç tanımadığım insanlardı. Örgüt böyle kuruluyormuş. Dolaylı örgüt olduk" diye konuştu.

’İLKER PAŞA’YA YALNIZ KALMAYIN’ DEDİM"

Ergenekon Davası’nda tutuklu bulunan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’a yolladığı mektuba da değinen gazeteci Uğur, "İlker Paşa’nın yalnız kalacağı haberini aldım. Yalnızlığın ne demek olduğunuda çok iyi bildiğim için ben zorunluluktan yalnızdım. Yani kendi isteğimle olan bir hadise değildi. Ama İlker Paşa’nın tercih şansı vardı. Çünkü bir çok silah arkadaşı oradaydı. En azından anlaşabileceği insanlar olabilirdi. Yalnız olmak ne demek onu anlatmaya çalıştım. ’Sakın yalnız kalmayın’ dedim. Yalnız kalmak zor çünkü. Nitekim de yalnız kalmadı. Hele ki Genelkurmay Başkanlığı yapmışsınız düne kadar. Devletin en tepesinde sorumluluk almışsınız. Başbakan ve cumhurbaşkanı ile çalışmışsınız sonra bir ifade için kendi ayağınızla gitmişsiniz ve bir saat sonra kendinizi Silivri’de bulmuşsunuz .Korkunç bir şok olmalı. Yani bizlerin yaşadığı çok anlamsız kaldı İlker Başbuğ’un yaşadığından sonra" dedi. İlker Başbuğ’a mektup yazmaya devam edeceğini dile getiren gazeteci Müyesser Yıldız, İlker Başbuğ ve diğer meslekteşlarını ziyaret etmek istediğini söyledi.

"İÇERDEKİ İNSANLARIN SUÇSUZ OLDUĞUNA İNANIYORUM"

Gazeteci Uğur, "İçerde neden 18 ay kaldığımı bilmiyorum. Ve ben dün niye bırakıldığımı da bilmiyorum. Ya da ben bırakıldım diğer arkadaşlarım neden bırakılmadı anlamakta zorlanıyorum. Düne kadar bedenim içerdeydi aklım ruhum dışardaydı bugun itibariyle bedenim dışarda ama aklım ruhum arkadaşlarda o insanlarında bir an önce bırakılması gerekiyor. Kimse hak etmedi çünkü böyle bir süreci" diye konuştu.

Tahliye olduktan sonra ağladığını anlatan gazeteci Müyesser Yıldız, "Üzüldüm, ben bırakıldım, Barışlar, Soner Bey, Hanefi Avcı, Yalçın Küçük neden bırakılmadı. Bu sorunun cevabını arıyorum" dedi. Yıldız, "Yeşili özledim, toprağı özledim, güneşin doğuşunu ve batışını özledim, yıldızları özledim. Bir hayvana dokunmayı özledim" diye konuştu.

"TAHLİYE OLDUKTAN SONRA İKTİDARDAN BENİ ARAYAN OLMADI"

Gazeteci Uğur, "Tahliye olduktan sonra beni ilk arayan Hikmet Çetin oldu. Arkasından Deniz Baykal Bey aradı. Hepsi ’Geçmiş olsun’ dedi. Ancak iktidardan şu ana kadar arayan olmadı. Milletvekilleri aradı. Sayın Nur Serter, Emine Ülker Tarhan aradı. Hep CHP’den arayanlar oldu. Geçenlerde Bülent Arınç Bey, ’Leyla Zana genç bir kadın 10 yıl hapiste kaldı izdırap duydum’ sözünü okuyunca dedim ki, halen burada 16 aydır Silivri’de kalan genç bir bayanda var acaba onla ilgili de ızdırap duydunuz mu? diye içimden geçmişti. Arayan olmadı" dedi.

"CEZAEVİNDE VERİLEN YEMEKLERİ ALMADIM"

Duruşma günlerinin 3 ay aralıklarla yapılmasını eleştiren Yıldız, "Adaletten umudumu kestiğimi göstermek için cezaevinde verilen yemekleri almadım. Cezaevinde verilen sağlık hizmetlerini almadım. İlk defa dün öğlen saatlerinde adliyede eşimin oğlumun getirdiği sıcak yemeği yedim. 100 günden sonra. İçerde yoğurt, bisküvi, meyveyi kendi paramla cezaevi kantininden aldım" dedi.

"CEZAEVİNDE HİÇ OLMAZSA BİR KEDİ OLSUN DEDİM"

Kedileri çok sevdiğini dile getiren Yıldız, "Cezaevinde koğuş arkadaşım yok, hiç olmazsa bir kedi olsun dedim. Kamuoyuda çok ilgi gösterdi. Ancak rahatsızlık duyuldu. Yani bir yönetmelik değişikliğiydi aslında olabilirdi. Siyasi suçluyuz. Tarzımız duruşumuz belli. Bir ihtiyaç ki onu arzu etmişiz. ’Yönetmelik izin vermiyor kusura bakmayın’ denir. Ama ’Müyesser Hanım’ın böyle bir talebi yok’ denildi. İnkar edilmeye çalışıldı. Verilmedi. Ama dışarı çıktığımda kedi geldi beni buldu" ifadelerini kullandı.

"DÜN OĞLUMU KOKLAYARAK UYUDUM"

En çok oğlu İlim Uğur’u özlediğini dile getiren Yıldız, "İlk defa akşam oğluma sarılarak yattım. Onu koklayarak yattım doya doya" dedi. Müyesser Yıldız sözlerini şöyle tamamladı:

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

'İçerde'Ahmet ŞıkAnkaraBalyoz DavasıBaşbakanBülent ArınçCumhuriyet Halk PartisiErgenekonHadiseHanefi Avcıİlker BaşbuğİstanbulKitapSoner YalçınTercihTerörTübitakTwitterYalçın Küçükiçerdetahliye
Görüş Bildir