Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Nurullah Sağlam İçini Döktü

 > -

Nurullah Sağlam İçini Döktü

Nurullah Sağlam İçini Döktü

Mersin İdman Yurdu'nda istifa eden eden Nurullah Sağlam ilk kez konuştu. Deneyimli teknik adam Hayatım Futbol dergisinden Hasan Doğan yaptığı röportajda Mersin günlerini anlattı;

Tesisler sıfır maliyetle bitirildi

"Türkiye’deki en büyük sorun sistem karmaşasıdır. Yani geldiğim ilk günden itibaren Mersin’e farklı bir sistem, farklı bir kurumsal yapı oturtmayı hedefledim ama maalesef bunu başaramadık. Çok küçük değişiklikler yapabildik, çünkü ancak buna gücümüz yetti. İlk geldiğim sene ligde 5 ya da 6. haftada Kartal maçından sonra yaptığımız basın toplantısında şunu net bir dille ifade ettim, “Tesis yoksa ben de yokum” dedim.

Sonrasında sayın vali devreye girdi, Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna da bize özel bir arsa temin etti. Sonrasında kota farkının çok yüksek olmasından ötürü vazgeçildi. Bir de o dönemde şampiyonluk yolunda ilerleyen bir takıma bu tesisisin en fazla 5-10 sene hizmet edeceğini düşündük. Ondan sonra mutlaka bir tesise daha ihtiyaç olacağını düşünerek farklı alternatifler üretmeye başladık. Şimdiki yapılan stadın oralarda yaklaşık bir 40-44 dönüm arası bir arsa tahsis edilmişti ama işte kimileri iskan dedi, kimileri bilmem ne dedi. Bir türlü ok yaydan çıkmadı. Yani mesela bizim stadın çimlerini ve antrenman yaptığımız tesislerin sahalarını yenilerken kimin kapısını çalsam bizi boş çevirmedi. Kamyon istedik, mazot istedik, hafriyat istedik, iş makineleri istedik. Başka şehirlerde kulüpler trilyonlara yaptıramazken biz o yenilemeleri kulübe neredeyse sıfır maliyetle bitirdik. Bütün bunlara rağmen bir sistem karmaşası olduğundan küçük olumsuzluklarda dahi kulüplerin antrenör değişikliği tercihi ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bir değişim oluyor ve uzun süreli istikrarlı çalışmalar ortaya çıkmıyor."

"Kimse beni parayı gözeterek çalışan bir teknik adam olarak addedemez"

"Çalıştığım her yerde istikrarlı bir gidişat istedim, parayı gözeten bir isim asla olmadım. Gaziantepspor, Konyaspor, Denizlispor, Mersin İdman Yurdu’nda yani bu takımların hepsinde küçük olmayan çok yüksek meblağların üstünü çizerek ayrıldım. Bunu söylememdeki gaye şu; kimse beni parayı gözeterek çalışan bir teknik adam olarak addedemez.

“2,5 yılda dünyada gitmediğim, görmediğim yer kalmadı"

Teknik direktörlük kurslarına gitmeme vesile olan kişi sayın Celal Doğan’dır. Altyapıda 15 gün çalıştım, sonrasında Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’da görevlendirdiler. Burada 1 yıl çalıştım. Sonrasında Gaziantepspor’da 2,5 yıl asistan antrenör olarak görev yaptım. Bu 2,5 yıllık zaman zarfında dünyada gitmediğim ve görmediğim yer kalmadı. Oyuncu araştırma bazında… Tabi bu görev verilirken sadece oyuncu seyretmedik, antrenman da seyrettik. Dünyanın en üst düzey antrenörlerini çok yakından tanıma şansımız oldu. Buralarda gördüğümüz, seyrettiğimiz, konuştuğumuz ve paylaştığımız her şeyi şans geldiğinde burada hayata geçirmeye çalıştık. Göreve ilk başladığımda zaten bu takımın kurumsal yapısıyla alakalı kararların altına imza atanlardan birisi olduğumdan göreve başladığımda takımı en ince detaylarına kadar iyi bilen adamlardan bir tanesiydim. Daha ilk senemizde 57 puanla lig dördüncüsü olduk. İkinci senemizde yine aynı çizgimizi koruduk ve yine 57 puanla UEFA Kupası’na katıldık, belli ki Gaziantepspor tarihinin en güzel günlerini yaşadık.

Gaziantep'ten neden ayrıldı

"Burada da ilk dönem ayrılma nedenim kurumsal yapının bozulmasından kaynaklandı. Özellikle o dönem ki başkanımız Celal Doğan, aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkanıydı ve seçimleri kaybetmesi takımın geleceği adına bende soru işaretleri oluşturdu. Başkan bana ‘ayrılma’ demesine rağmen tüm ısrarına rağmen son oynadığımız maçtan sonra Gaziantepspor’dan ayrıldığımı ve her şey için kendisine ve Gaziantepspor’a teşekkür ettiğimi söyledim ve ayrıldım."

“Adem Büyük’e 1 milyon istediler”

"Adem Büyük için Manisaspor 1 milyon lira bonservis istedi. Geldiğim günden itibaren sadece 3 oyuncuya bonservis ödedik. Birisi kaleci Sehic, birisi Ben Yahia, biri de Danilo Bueno. Hepsi 300 bin dolar civarındaydı. Bonservisli oyuncu almak bizim için biraz sıkıntılı olurdu. Çok geniş bütçelerle çalışmak her antrenörün isteği ama bizim büyük paralara oyuncu alma şansımız hiç olmadı. Kasamızda 1 kuruş para olmadığı için gelip geri dönen oyuncular oldu. İlk günden itibaren eleştirildiğim en büyük konu yaşı büyük oyuncuları tercih etmemdi. Mevcut kadromuzda genç bir oyuncumuz var, Eren Tozlu. Onun transferi birçok şeyi anlatır mesela. Biz Eren’in yetiştirme bedelini son gün transfer sezonun bitmesine 5 dakika kala zor bela tedarik ettik. Yanılmıyorsam 300 bin lira gibi bir paraydı. Bu para bulunana kadar son gün biz Eren’le oturduk akşama kadar Eren’i gönderebileceğimiz bir takım aradık. Sezon başında gönderilme sebebi ise sezon başında yönetimin onu istememesiydi.

Mersin İdman Yurdu ligin en çok pas yapan ikinci takımıydı fakat ileride çoğalmakta ve rakip kalede pozisyon bulmakta çok zorlandı. Burada yaşı itibariyle eleştirilen Hakan Bayraktar’ın ve diğer orta saha oyuncularının yetersiz kaldığını düşünüyor musunuz?

Şimdi bu sistemde özellikle dişlilerin birbirini tamamlaması çok önemli ki bu seneki dişliler birbirini tamamlayamadı. Geçen sezon dişliler oturmuştu ama arada aksayan dişliler olmasına rağmen özellikle ilk yarıdaki istikrarı ikinci yarıda devam ettiremedik. Buradaki istikrardan kastım sadece saha içi değil eksikliklerin zamanında tedarik edilmesi, artı oyuncuların kafasındaki ekonomik soru işaretlerinin giderilmesi çünkü aldığımız oyuncuların yaş ortalaması yüksekti ve doğal olarak ilk kriterleri ekonomikti.

Ayrıca biz bazı oyuncuları mesela Hakan Bayraktar’ı takımda tutarken direk oynatmak için değil de antrenman kalitelisini yükseltsin diye tuttuk. Hakan Bayraktar böyle bir oyuncu mesela antrenmanda yaptığı pas yüzdesi dahil genç oyunculara ışık tutar, pişmesini sağlar. Biz mesela Hakan’ı oyunun son 15-20 dakikasında pas yaparak zaman çalma ya da pas yaparak temaşa zevkini artırma düşüncesiyle son dakikalarda kullanmayı düşünüyorduk. Zaten kendisiyle de bunu görüşmüştüm ama maalesef elimizdeki malzeme Hakan’ın önüne geçemedi.

Alternatif olarak Danilo Bueno ve Murat Ceylan fazla şans bulamadı ama… Yine Konya’dan Hüseyin Şimşek’in bir sorusu var. Geçen sezon ki Tonia Tisdell mevzusu sürüyor.

Şimdi istatistiklere bakalım, Bueno’nun geçen sene gelip orta alanda, 2. bölge tabir ettiğimiz yerde riskli oynamasından ötürü yediğimiz 4 gol var. Şimdi herkes sadece ofansif anlamda yaptığı katkıdan dolayı değerlendirme yapıyor ama biz öyle değiliz. Dünyanın en iyi savunma anlayışı bana göre topu rakibe vermemektir. Topu rakibe ne kadar az verirseniz rakip de size o kadar az atak yapar. Dolayısıyla zaman zaman basitlikten kaçıp riskli paslar atarsanız pozisyon yersiniz ki Bueno’nun en büyük dezavantajı budur. Zaten istatistiklere bakın dünyada yenilen gollerin en az yüzde 50’si topu rakibe kaptırdıktan sonraki ilk 7 saniyede içerisinde yenilen gollerdir. Murat Ceylan ise son iki senesini sıkıntılı geçiren bir adam ve biz çok cüzi bir parayla ve bonservis bedeli olmadan aldık. Biz geçen sezon Tisdell’e imza attırdık, Tisdell arkasına gitti Ankaraspor’a da imza attı. Bu hatayı yapmamış olsa bizim bonservisli oyuncumuz olacaktı ama olmadı. Eğer biz art niyetli olsaydık Tisdell 1 sene futbol oynayamayacaktı.

“Antrenmanda Yattara dahi Pino’dan 5 kat daha iyiydi”

Sezon başında Ali Kahramanlı’nın ilk 8 hedefi sizce gerçekçi miydi?

Başkanın böyle bir açıklaması olabilir ama ben hiçbir zaman böyle bir şey söylemedim. Hedef ortak ve gerçekçi olmalı. Başkanın ya da bir basın sözcüsünün ilk sekize gireceğiz, UEFA’ya gideceğiz demesi yeterli değildi. Bunu teknik adamın ve futbolcunun aynı anda telaffuz etmesi gerekir. Bence başkan burada bir gaflet içerisinde söylemiş olabilir. Özellikle sezon başında kamp sürecinde takımın yeterli olmadığını, ligde sıkıntı yaşayabileceğini ben başkana ilettim çünkü yapılan transferleri özellikle Pino mesela, kamptan bile göndermek zorunda kaldım. Yattara dahi Pino’dan 5 kat daha iyiydi. Çalışmayı sevmiyordu.

“İsyanın ne yeri, ne zamanıydı”

Geçen sezon ki yaşanan para krizinde çok üzüldüğünüzü biliyoruz. O kriz yaşanmasaydı bugün MİY daha farklı yerlerde olur muydu? Bir de basın başrolde Nobre ile Zurita var deniyordu, doğru mu?

Açık konuşmak gerekirse sıkıntılar zaten o olaydan sonra başladı, takımın uyum ve ahengi bozuldu. Bu olayı oyuncular haklı olduğu halde asla tasvip etmedim ve asla katkıda bulunmadım. Bunu da açık ve net bir ifadeyle belirttim. Hatta oyuncularımın yüzüne de söyledim. Ne yeriydi, ne de zamanıydı. Olayda Zurita yoktu. Kaptan olduğu için kalkmak zorunda kaldı.

Anladığım kadarıyla sezon başında gönderilen isimlerin birçoğunda sizden onay alınmamış. Oysa o kadroyla ilk yarıda 27 puan toplamıştınız.

Kaleci Hakan, Erhan Güven, Beto, Mortiz, Zurita, Erman Özgür yani geçen sezonki iskelet kadrodan bazı oyuncuların kalması için başkana çok ısrar ettim ama benden daha fazla çevresindeki insanları dinledi. Maalesef o iskeletin bozulması bizi bu durumlara getirdi. İkinci yarıya başlarken o arada başkanın kardeşi Mehmet Kahramanlı’nın vefat etmesi bizim bütün dengemizi bozdu. Başkandan bizim isteklerimiz olacaktı mesela, bu olaydan ötürü gidip transfer isteyemedik, para talep edemedik. Aslında o vefat, toplantıdaki para krizinden daha fazla takımı etkiledi. Şunu da ifade edeyim, başkan dışında yönetimde elini cebine atan yoktu. Zaten bunu başkan da sık sık dile getiriyordu.

“Ligin en zayıf yönetimi MİY’de”

Peki başkan Ali Kahramanlı’nın “Fenerbahçe’den sonraki ligdeki en güçlü ikinci yönetim biziz” söylemine katılıyor musunuz?

Şimdi bana sorsa başkanı dışarıda tutuyorum, şu anda ligin en zayıf yönetimi Mersin İdman Yurdu’nda. Bence başkanın acilen bir kongre yapıp yanına daha sağlam adamları alıp yoluna devam etmesi gerekir. Zaten başkan da devre arasında böyle bir kongrenin planlamasını yapıyor.

Kötü bir sezon başı kampı yaşandı. Bir de merakla beklenen Roma maçı vardı lakin oynanamadı. Bunun sebebi kötü geçen sezon başı kampı mıydı?

Hem geç yapılan transferlerle, hem de kamp organizasyonlarıyla ilgili sıkıntılarımız oldu. Organizasyonu yaparken bize danışmışlardı ama bilgimiz dışında birçok maç iptal oldu. Kamp başında da söyledim, ‘Antalyaspor’la, Karabükspor’la oynayacaksak Slovakya’ya gitmemize ne gerek var’ dedim. Bir hazırlık maçı için gittik, tam 3 saat saha aradık bulamadık. İnanın hiçbir getirisi olmayan amatör maçların dahi oynanmayacağı bir zeminlerde özel maçlar yaptık.

“Tesisimiz düğün salonuydu”

Tesis için bireysel olarak bu konuda çok çaba gösterdiğinizi biliyorum. Gerekli olan imkanların olmasına rağmen neden bu konuda reel bir adım atılmadı. Hala düğün salonu olarak kullanılan bir mekanda maçlara hazırlanıyoruz.

Zaten en büyük sorunlarımızdan biri olan oyuncuları iyi motive edemememizin nedeni buydu. Biz Boluspor’la şampiyonluk maçına çıkacakken gece iki tane aynı anda düğün vardı. O zamanki Emniyet Müdürü Hikmet Bey vardı, onu aradım. Dedim abi gözünü seveyim şu düğünün birini yarım saat bir saat evvel bitirebilirsen bize çok makbule geçer dedim. Sağ olsun olaya Hikmet ağabey el attı da çocukların 1 saat erken yatmalarına vesile oldu. Yani biz bu şartlar altında birçok maça çıktık.

Altyapısı olmayan bir kulüp, tesisi yok ve herhangi bir kurumsal yapısı yok. Bu şartlar altında siz bu takımı Süper Lig arenasına nasıl taşıdınız? Üstelik ilk senenizde de ligde kalarak…

Her şeyden önce biz iyi bir aile olduk. Macit Özcan Tesisleri’nde kalan çocuklarla ben ve yardımcılarım oraya bir kazan aldık, dışarıya bir ocak yaptık. Yemeğimizi kendimiz pişirip hep beraber yedik çoğu zaman. İşte bu takıma farklı bir birliktelik ve beraberlik getirdi. Küçük işler gibi görünüyor ama birlikte yapılan futbolun dışındaki işler bize önemli başarılar kazandırdı. Biz maalesef bu aile ortamını bu sene yakalayamadık. Özellikle yaşı büyük oyuncuları aldık negatif etkilenmesinler diye ama birkaç oyuncu bana şunu net bir ifadeyle belirttiler: “Hocam, biz burada maça motive olamıyoruz.” Ben daha önce çalıştığım tüm takımlarda mesela bekar oyuncuların ev tutmasına müsaade etmezdim. Her oyuncu tesisteki odasında zaman geçirirdi, ben bile eğer ailemi oraya götürmemişsem gece 10:30’da tesislerde olurdum. Konuşurduk, beraber tavla oynardık ama bu sene iki üç oyuncum dışında orada kalan kimse yoktu. Yani ilişkiler daha da koptu.

Bir dost sohbetinde sizin yüzlerce oyuncuyu takip ettiğinizi ve bunların datasını tuttuğunuz duymuştum. Gerçekten böyle bir çalışmanız var mı?

Tabi boş zamanlarımda özel bir programımız var. Yardımcılarım oradan oyuncuların analizlerini de çıkarıyor. Ekibimde test ve analiz uzmanlarım var. Hansel ve Taner bu işi yapıyorlar hatta en son ekibimize tercüman olarak aldığımız Barbaros’ta bu işi yapıyor. Onlar mesela dünyanın neresinde olursa olsun bir oyuncuyla alakalalı özellikle benim daha önce seyrettiğim oyuncuların maçlarını bu program üzerinden indirip önce onlar inceler, eğer benim zamanım varsa ben de izlerim. Benim takip edemediklerimi bu ekibim parçala yapıştır metodu ile oyuncuyu takibe devam etmemizi sağlar.

Peki sizden sonra MİY yönetiminin böyle bir yapılanması var mı ya da olacak mı?

Bilmiyorum ama Giray hocanın son 1-1,5 yılda Trabzonspor adına yurt dışında oyuncu seyretmesi ona ayrı bir portföy kazandırdı. Umarım yönetim bundan faydalanır ve Giray hocanın istediklerini yerine getirir. Çünkü başarı için tek şart bana göre budur. Yoksa başka çıkış yolu görünmüyor.

"Giray Bulak çok sevdiğim ve çok takdir ettiğim bir ağabeyimdir"

Yönetim Giray Bulak ile anlaşma yaptıktan sonra kendisi ile bir görüşmeniz oldu mu?

Tabi tabi görüştük. Giray abi ile pro lisans kurslarında beraberdik, Giray abi benim partnerimdi. Ekip çalışmasını birlikte yaptık çok sevdiğim ve çok takdir ettiğim bir ağabeyimdir. Yani Giray ağabeyin ismi ortaya atıldığında başkan benim de fikrime başvurdu. Ben onunla ilgili bilgileri de verdim. Giray ağabeye de kulüple ilgili bilgileri ama mesela oyuncularla ilgili bilgi vermedim çünkü takıma gelmeden önce bir ön yargı ile yaklaşsın istemedim. Zaten Giray Hoca da bazı şeyleri biliyor, hatta şu andaki kadrodaki isimlerin birçoğuyla daha önce çalışmıştı.

Şu andaki en büyük sorunlarımızdan biri de altyapı. Sizin göreve getirdiğiniz Memduh Hoca ve Atıf Hoca ile bu sezon başında yollar ayrıldı. Bir de sizin altyapıyla hiç ilgilenmediğiniz gündeme geldi.

Aslında orda çok farklı konular var ama ben onlara hiç girmek istemiyorum. Diğer bir konu ise ben altyapıyla alakalı bütün proje ve programları yönetime sundum ama bir tanesi dahi hayata geçirilmedi. Bu sebeple altyapıyla alakalı ilişkimi tamamen kestim. Birde Memduh Hoca ve Atıf Hoca benim bilgim dışında kulüpten uzaklaştırılan isimler. Bunların benim bilgim dışında gönderilmeleri de altyapıyla ilgilenmememe neden oldu. Mersin İdman Yurdu mesela geçen sene ligde kaldı inşallah bu senede kalacak ama tesis ve altyapı sorununu çözmediği sürece belki 3 sene belki 5 sene daha bu ligde kalır ama eninde sonunda geldiği yere geri döner.

“Oyuncular dışarıdan yemek söylüyor”

Şehirdeki geleceği iyi olan yetenekli gençlerin sürekli Kayserispor’a ve Gençlerbirliği’ne transfer olduklarını biliyorum. Bu yetenekleri neden biz kullanamadık?

Bu sezon başında çok iyi bir oyuncuyu Kayserispor aldı. Çünkü babasına iş imkanı, maaş imkanı her şeyi sundular. Ben bu transferi onaylamadım hatta oyuncunun babası yanıma geldi ağladı, yine onaylamadım çünkü önemli bir oyuncu olacaktı ama sonrasında benim haberim olmadan bu transfer gerçekleşti. Bir de oyuncuyu tutmanız ve yetiştirmeniz için tesisinizin olması lazım. Oyuncu nerde antrenman yapacak? Nerde beslenecek? Önce bu sorunları çözmek gerekir. Şu anda A takımın beslenme problemi var, altyapı nasıl beslenecek? Gidin tesislerde A takımın bir gün öğle yemeğine misafir olun bakalım kaç oyuncu yemek yiyor, çıkan yemeği kaç oyuncu yiyor? Yani biz kampa girdiğimiz akşam yemeği için dışarıdan yemek söyleyen oyuncular oldu.

Transferlere tekrar dönecek olursak… Avrupa’da mücadele eden takımlar sezon başlamadan önce transferleri bitirirken ülkemizde “bizde transfer hiç bitmez” jargonunun etkili olduğunu görüyoruz. Devre arasında bile sürekli bir transfer furyası yaşanıyor.

Biz geçen sezon 8 Nisan’da şampiyon olduk, ondan sonraki 1 ay içerisinde ben bütün transferleri birebir başkanın ofisinde bitirdim çünkü bütün yetkiler bendeydi. Ayrıca kurduğum takım ligin en az bütçeli takımıydı. Birçok şansızlığımıza rağmen ilk yarıyı 27 puanla bitirdim. Fenerbahçe, Beşiktaş, Eskişehir, Manisa gibi maçları da kazanabilirdik biraz şansımız olsaydı… Birçok maçı 10 kişi tamamladık. Bir de en büyük sıkıntımız Mersin’in bir hakem lobisinin olmaması. Bize en büyük sıkıntıyı hakemler yarattı. Lehimize yapılan bir hata olmadı, birçok maçta hakkımız olan puanları kaybettik.

“Tabata’yı istedik ama alamadık”

Peki transferlerde neden sürekli siyasilerin ismi geçer. Mesela Culio ve Nobre transferlerinde başrolde Zafer Çağlayan’ın olması sizi rahatsız etmiş miydi?

Ben siyasetle uğraşan birisi değilim o yüzden çok da rahatsızlık duymadım. Oyuncuyla beraber imza atarken fotoğrafta çıkacak kişi ben değilim yani. Bunu kulüp başkanları ve idareciler daha iyi bilirler. Yalnız futbolun siyasetle çok iç içe olması hoş bir durum değil ama şunu da inkar etmemek lazım, Nobre ve Culio transferlerinde sayın bakan Zafer Bey’in desteği yadsınamazdı. Bir de biz o dönem Nobre ve Tabata transferi için başkan Yıldırım Bey’i ziyarettik. Çok ısrar etmemize rağmen Tabata’yı alamadık. Hem oyuncuyu hem de kulübünü maddi anlamda ikna edemedik. O dönem biz Moritz’in yerine Tabata’yı alsaydık işler çok farklı olurdu. Yalnız Moritz’in kalitesinden hiç şüphem olmamasına rağmen şehrin sosyal yapısının ve oyuncunun profesyonel bir yaşam tarzının olmamasından ötürü futbolcudan istediğimiz verimi alamadık ama buna rağmen birçok maçta da katkı sağladı.

Bobo transferi neden gerçekleşmedi? Bir de Miguel ve Cleyton transferleri gelmişti gündeme…

Bobo çok yüksek maliyetli bir transferdi ve özellikle sistemi etkileyecek bir isimdi. Ha olmasın demedim ama olmasını da çok da istemedim. Nobre-Bobo’yu çift santrfor oynatmalısınız, o zaman da pas anlayışına dayalı oyunun dışına çıkıp uzun toplarla oynamak zorunda kalırsınız. Yani sistemi kökten değiştirmeniz gerekir. Bobo tek forvet oynadığında daha başarılı olan bir oyuncu ama Nobre’yi kesemezdim. Cleyton’u Mehmet Işık’la birlikte seyrettik ama bir maçlık performansı bize yeterli gelmedi. Temposunu lig için yeterli görmedik. Miguel ise şehre kadar geldi ama anlaşma sağlayamadık. Daha sonraki araştırmalarımda Miguel’in de yaşantı olarak biraz sıkıntılı olduğunu öğrendik ama buna rağmen biz kendisiyle çalışmak istemiştik.

Taraftarın bu sezonki sabırsızlığında da bu gerçekleşmeyen transferlerin etkisi fazlasıyla oldu. Tabi onlar olayların iç yüzünü bilmiyorlar ve yönetimi hedef alan açıklamalar yapıyorlar. Mesela siz geçen sezon Gençlerbirliği teknik direktörü Fuat Çapa gibi bir taraftar toplantısı düzenleyerek bunu onlara aktaramaz mıydınız?

Mersin’deki en büyük problem iki ayrı taraftar grubunun inanılmaz bir çekişme içerisinde olmasıdır. Bir grupla oturup bazı konuları paylaşsanız diğer grupla kötü olursunuz.

Yönetimin çok tutarsız bir bilet politikası var. Taraftarın da rahatsız olduğu konuların başında bu geliyor.

Aslında bunun adı biraz da basiretsizlik. Şimdi 29 sene sonra lige çıkıyorsun, arkasından şike olayları çıkıyor, lig geç başlıyor. Yaş ortalaması yüksek bir kadro kuruyorsun, farkında olmuyorsun 3 günde bir maç oynuyorsun. Arkasından sahanda oynadığın ilk maçta turnikelerinin kötü yapılması, planlamanın kötü yapılması, gelen eğitimli insanların gözlerine biber gazı sıkılması, bunların hepsi mustarip olunan konular. Üstüne bir de bilet fiyatlarındaki istikrarsızlık… Yani bilet fiyatları bir kulüp gelir olarak görebileceği bir kalem olmamalı. Maalesef Türkiye’de bu böyle… Bilet gelirleri sadece giderleri karşılasa yeterlidir. Halbuki bilet fiyatları düşük olsaydı ve gerçekten takıma gönül veren insanların stada gelmesini sağlayabilseydik her şey çok daha farklı olurdu.

“İsmail Köybaşı altyapıda bile oynamıyordu”

"İyi yönetilen bir kulübü her teknik adam ister. Mesela ilk teknik adamlık başlangıcımda Türkiye’nin en iyi yönetilen, sistemi, kurumsal yapısı en iyi oturmuş takımların başında gelen Gaziantepspor'la başladım. Yaptığımız işlerin hepsi ortada ve Türk futboluna kazandırdığımız gençler de ortada. Mersin’de şartlar buna müsaade etmedi. Mesela Antep’e geldiğim ikinci dönemimde altyapıda dahi oynamayan bir İsmail Köybaşı’nı aldım, 1 sene oynattım ve sonrasında Beşiktaş’a 6,5 milyon avroya sattılar. Milyon dolara tek istediğim transferdi Tabata bir sene oynadı ve ben ayrıldıktan sonra 8,5 milyon avroya Beşiktaş aldı.

Ben altyapının maçlarına gidip 2-3 kez seyrettim, ondan sonra gitmedim. Sebebi ise Mersin’in en büyük kanayan yarası altyapıdaki oyuncularının gerekli eğitimi almamalarıdır. Ayrıca bununla birlikte yaşam tarzlarının da bir profesyonel futbolcuya bağdaşacak şekilde olmamasıdır. Yoksa biz geçen sezondan itibaren Cenker’i, Emre’yi, Tunç’u, Mahmut’u, Abdulkadir’i zaman zaman kadromuza aldık. Pazardan aldığınız bir sebzeyi bile servis etmeden önce pişirmeniz gereklidir."

Hocam altyapımız yetersizdi dediniz. Peki neden bizde Kayserispor gibi Gençlerbirliği gibi gurbetçi oyuncular alınıp, oynatılıp, pazarlama yoluna gidilmedi.

Tesis… Bizim buraya getireceğimiz birçok gurbetçi oyuncu kaçar giderdi. Tesis işin yüzde 70’i. Tesis olmazsa olmaz. Biz mevcut oyuncuları dahi kampa alırken sıkıntılara düşüyorduk. Yani orası ( Macit Özcan Tesisleri ) Süper Lig kulübünün antrenman yapacağı, oyuncu yetiştireceği yer değil yani. Biz Rus bayan atletlerle beraber aynı anda kampa giren bir ekiptik yani. Ben 20-22 yaşındaki bir oyuncuyu böyle bir durumda nasıl motive edebilirdim ki…

"Boum'u ısrarla stoperde denedim"

Joseph Boum’u siz almadınız ama onun isminin bu kadar çok telaffuz edilmesinde katkınız çok büyük…

Joseph biz geldiğimizde sol açıkta oynuyordu. Ben ısrarla stoperde denedim ve kendisi de önceleri inanmamasına rağmen sonrasında dediklerimizi yaptı ve şu anda Mersin İdman Yurdu için büyük kazanç. Daha ben oldum demesi için çok erken ve bu futboldaki en büyük tehlike, Boum da şu anda bunu yaşıyor. Mesela Joseph bu sezon yaptığımız antrenmanların nerdeyse yarısına çıkmadı. Sakatlığını bahane etti. Çok güçlü ve kuvvetli bir oyuncu olmasına rağmen bu sene o görüntüsünden epey uzaktı.

Yeri gelmişken Eren Tozlu’dan bahsedelim biraz. Kendisi futbol stili olarak Tuncay Şanlı’yı andırıyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Ben Eren’in çok başarılı olacağına inanıyorum, her şeyden önce çok beyefendi birisi… İlk geldiğinde çok zayıftı ve çelimsizdi ama şuanda her şeyden önce çok kuvvetli oldu. Adamlığı 10 numara zaten mesela ben Giresun’da kupa maçından sonra bizzat anne ve babasına teşekkür etmek için yanlarına gittim. Böyle beyefendi birini yetiştirdikleri için.

Kadro derinliğinin bu kadar az olmasının sebebi tamamen transfer bütçesi miydi? 13-14 oyuncu kullandınız sadece.

Az değil ki, 29 tane oyuncu vardı. Ben hayatım boyunca bu kadar fazla bir kadroyla hiç çalışmadım. 13-14 tanesi yeterli oldu demek ki…

“Sezon başı iki kulüpten teklif geldi”

Her ne olursa olsun bu sezon başında bu takımla yola çıkarak ateşten bir gömlek giydiniz.

Sezon başında beni bir iki Süper Lig kulübü istedi. Mersin’i bırakıp gidebilirdim ama gitseydim Mersin’in gözünde yakaladığım ‘doğru adam’ imajını zedelerdim. Satıp giden adan olurdum yani. Dolayısıyla bunu göze alamadığım, şehirle bir bağ kurduğum için gitmedim. Gitseydim tek suçlu ben olurdum. Şimdi bir şeyler kaybettim ama en azından satıp giden adam değilim. Doğru zamanda tekrar çalışabilirim yani. Kapının bana hala açık olduğunu biliyorum.

İstifa sürecinize gelelim. İstifanızdan önce yönetimin sözleşmeniz bitene kadar arkanızda duracağını duymuştum. Hatta devre arasında 4-5 transferle kadroya takviye yapılacaktı. Sizin kafanızda Akhisar maçı sonrasında görevi bırakma planı var mıydı, yoksa süreci başlatan Gençlerbirliği maçı sonrası yaptığınız açıklamalar mıydı?

Şimdi oradaki açıklamalarım yanlış anlaşıldı. Ben orada aslında mevcut bir sistem kurduğumuzu ve bunun bu sezon başında yıkıldığını anlatmaya çalıştım. Bu sistemin yıkılmasındaki sebeplerden bazıları, gönderilen oyuncular, doğru yapılmayan transferlerdi. Açık konuşmak gerekirse bu sezonki transferlerden bir tek Ivan bize katkı yaptı. Diğerleri de zaman zaman katkı yaptılar ama görünen tek katkı Ivan’dan geldi. Geçen sezon bu böyle değildi ama. Süper Lig’e çıkan kadrodan Boum, Erman Özgür, Nduka’ya sezon başındaki transferlerimizden Erhan, Hakan, Ben Yahia, Sehic gibi oyuncular da katkı yapmışlardı. Zaten bu açıklamalarımdan önce yönetimden çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Belki ben görevi bırakmasaydım yönetim beni gönderecekti. Burada başkan değil ama başkanın etrafında başkanı fitneleyen isimler var. Bu ve bu gibi konular kulağımıza geliyordu. Ben kalsaydım ve yönetim beni gönderseydi alacağım miktar yüklü olurdu.

"Ayrılırken üstünü çizdiğim miktar en az 1 milyon dolar"

Kulüpten ayrılırken alacağınız kaldı mı peki?

En azından şunu söyleyeyim ben ayrılırken üstünü çizdiğim miktar en az 1 milyon dolar. Lakin ben yönetimle oturdum ve bu zamana kadar çalıştığım sürenin karşılığını aldım. İsteseydim kalan 1,5 yıllık anlaşmanın da bedelini de alırdım. Lakin ben çalışıp hak etmediğim bir parayı istemedim. Çünkü bu yaşıma kadar çocuklarımın boğazından bir lokma haram para geçmedi.

Son soru… Gelecek adına nasıl bir plan ve programınız var?

Şu anda dinlenmek benim için en önemli kriter. Çok uzun zamandır dışardayım ve aileme yeterli zaman ayıramadım. Boş zamanlarımda ise yine oyuncu izleyerek portföyümü genişletmeyi düşünüyorum. Önümüzdeki aylarda bir seyahat olabilir.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AkaryakıtAntalyasporAntrenmanBeşiktaş Jimnastik KulübüBiber GazıEskişehirFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüGençlerbirliğiKayserisporManisaMersinMersin İdman YurduTercihTrabzonspor KulübüUEFAZafer Çağlayanfutboltransfer
Görüş Bildir