Neo-Nazi Davasında İkinci Hafta

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Neo-Nazi Davasında İkinci Hafta

Sekiz Türk ve bir Yunanlıyla bir Alman polis memuresini öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü NSU'nun üyelerinden geriye kalan bir sanığın yargılandığı davanın ikinci turu Salı günü başlıyor.

Türk medyasına yer ayrılmadığı için Alman Anayasa Mahkemesi’nin müdahale edip, Türk medyasına da basın tribününde yer açılmasıyla ilgili tartışmaları ve bu yüzden dava başlangıcının üç hafta sarkmasını el birliğiyle atlattık.

Dava geçen Pazartesi nihayet başladığında, savunma avukatlarının “reddi hakim” dilekçeleriyle kesilip, bu haftaya ertelenmesini de hazmettik sayılır.

Reddi hakim dilekçelerinin mahkemece reddedilmesini ise zaten bekliyorduk.

Ama öteki iki sanığın intihar etmesinden sonra geriye kalan tek NSU örgütü üyesi kadın sanık Beate Zschäpe’nin geçen hafta mahkemeye “stajyer avukat“ edasıyla gelmesi hâlâ dillerde.

Almanya’nın en yüksek tirajlı bulvar gazetesi Bild “Şeytan şık giyindi“ manşetiyle tarif etmişti durumu.

Gerçekten de herkesin beklentisi, tabancasına göz koydukları polis hariç dokuz göçmeni Yahudi soykırımının felsefesine sadık kalarak, sırf yabancı, üstelik de doğurganlık yaşları döneminde oldukları için katleden katillerden geriye kalan sanık Beate Zschäpe’nin hiç olmazsa bir çeşit “şeytan görüntüsü” vermesiydi.

Ama öyle olmadı. Mahkeme salonunda, kendisine isnat edilen suçları bilmesek, belki sempatik bile bulacağımız bir kadın çıktı karşımıza.

Ve tabii savunma avukatlarının daha önce de resmen açıkladıkları gibi, mahkemeyi dilekçelere boğma konusunda daha en baştan gösterdikleri dirayet.

Öte yandan savunmanın “reddi hakim” dilekçeleriyle ise başlayacağı belliydi tabii. Ama mahkemenin bu yüzden geçen haftaki üç duruşmadan ikisini iptal edip, davayı bugüne ertelemesi yine de hayal kırıklığı uyandırdı.

Hem de sadece acılı maktul aileleriyle müdahil avukatları nezdinde değil. Alman medyası da tepkili.

Öyle ki çeşitli gazete ve dergiler arasında “hukuk bilgisi savaşları” başladığı bile iddia edilebilir.

Alman medyası NSU davasını kamuoyuna anlatmaya ehliyetli mi?

Örneğin Almanya’nın en saygın haber dergisi “Der Spiegel” de yazan ve Almanya’nın en tanınmış ve etkili Adliye muhabiri olan Gisela Friedrichsen, bu haftaki yorumunda Alman medyasının büyük çoğunluğunu “hukuk bilgisinden yoksun” olmakla suçluyor.

Friedrichsen’e göre mahkemenin seyrinde şu ana kadar hiç bir “anormallik” yok.

Aksine, savunma “derhal reddi hakim istemeseydi garip olacaktı”. Üstelik “reddi hakime” mahkemeden ret gelmiş olsa bile, aslında savunmanın şikayeti çok da yanlış değil.

Savunma avukatları da aynen seyirciler ve gazeteciler gibi çok yoğun bir güvenlik kontrolünden ve insana biraz da çığırından çıkmış duygusu veren bir elle aramadan geçiyorlar. Oysa Almanya da mahkemelerdeki genel teamüllere göre, savunma avukatları – somut bir gerekçe olmadan – aranamıyorlar. Sanık Beate Zschäpe, avukatlarının potansiyel terörist muamelesi yapılarak, üstelik somut bir şüphe dahi olmadan bu kadar keskin bir şekilde aranmalarını “reddi hakim gerekçesi” olarak kullanmıştı.

Almanya’nın en saygın Pazar gazetesi Frankfurter Allgemeine Sonntags Zeitung da bu konuyu irdeliyor bu hafta.

Gazete “NSU davası başladı ve davayı izleyen gazeteciler bu tür davalara dair derin bilgisizliklerini saklamaya bile gerek görmeden hissiyatlarını satırlara dökmekten imtina etmiyorlar” diye özetliyor konuyu. Gazete ayrıca, “Alman medyasının geçen hafta neredeyse istisnasız sanık Beate Zschäpe’nin kıyafetiyle hal ve tavırlarını yorumladığını, ama davayla ilgili kamuoyunu bilgilendirecek ve dava sürecinin anlaşılmasını sağlayacak kayda değer haberler yapamadığı” kanaatinde.

Gazetecilere hızlandırılmış hukuk eğitimi

Nitekim biz gazeteciler de bir araya geldiğimizde ve eğer mesleki zaaflarımızı hem kendimize karşı hem de birbirimize açacak kadar samimiysek, en çok bundan endişe duyduğumuzu itiraf ediyoruz.

Çünkü benzer davalardan farklı olarak, faşist siyasi boyutuyla Almanya’nın yakın tarihindeki en önemli dava sayılan Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü NSU davasını izleyen Alman gazetecilerin önemli bir bölümü, böyle davalarda aslında adet olduğu üzere adliye muhabiri geleneğinden gelmiyor. Böyle olunca da davayı izleyen gazetecilerin çoğu dava süreci boyunca, kendisini bir çeşit hızlandırılmış hukuk eğitimine tabii tutmak zorunda kalacağa benziyor.

Ben şimdiden üç hukuk kitabı satın aldım bile!

Ayça Tolun / Münih - BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaİntiharPolis
Görüş Bildir