Ned Beauman: “Yazarın Amacı Okuru Tatmin Etmek Değil”

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Ned Beauman: “Yazarın Amacı Okuru Tatmin Etmek Değil”

Ned Beauman: “Yazarın Amacı Okuru Tatmin Etmek Değil”

Edebiyat Söyleşileri’nde bu hafta Ümran Avcı, Ned Beauman ile buluştu.

İlk kitabınız “Boksör Böcek” için çok olumlu eleştiriler yapıldı…

Evet İngiltere’de kitapla ilgili çok olumlu yorumlar çıktı, özellikle pek çok edebiyat dergisinde. Çok mutlu oldum olumlu eleştirileri alınca çünkü olumlu eleştiri aldığınızda bu satışları etkiliyor ve satışların artması da sizin tam zamanlı bir yazar olarak kariyerinizi şekillendirmenize yardımcı oluyor. Örneğin herhangi bir üniversitede ders vermek yerine tam zamanlı bir yazar haline gelebiliyorsunuz o nedenle olumlu eleştiriler ve satışların artmasından dolayı çok mutlu oldum. Ama şunu da belirtmeliyim ki, eleştirilerin olumlu olması her zaman satış rakamlarının yüksek olduğu anlamına da gelmiyor. Nitekim kitap arkasında çok olumlu yazıların olması kitabın çok popüler olduğu anlamına da gelmiyor. Bazen bir yanılsama da olabiliyor… İlk kitaba gelen olumlu yorumlardan çok mutlu oldum. İkinci kitap ilk kitaptan daha fazla sattı. Aynı zamanda New York Booker ödülünü kazandı. Ancak yazar, edebiyatını beklentilerden, duyduğu eleştirilerden ya da satış rakamlarından bağımsız olarak yaratıp üretebilmeli.

“İNSANLARIN KAMUSAL ALANDAKİ YÜZÜ İLE ÖZEL HAYATLARINDAKİ YÜZLERİ FARKLI…”

Boksör Böcek’le ilgili ülkemizde yayımlanan bir eleştiri yazısında romandaki kötü karakterlere sempati duyulmasa bile makul karşılandığına dikkat çekilmişti. Buna edebiyatın empati yaratmadaki gücü diyebilir miyiz?

Bu mesele, karakterlere sempati duyma ya da kendini onların yerine koyma meselesinden çok herhangi bir karakterin neyi neden yaptığının psikolojik arka planının anlayabilme çabası. Ya da en azından ben öyle değerlendiriyorum. Bir dönem İngiliz faşizmini çok yoğun bir şekilde araştırmıştım ve İngiliz faşistlerinin söyledikleriyle ilgili pek çok kitap okumuştum. Onların söylediklerini okurken bir taraftan çok şeytanı denebilecek, çok kötü niyetli ifadeler vardı. Ama bence kötü ya da şeytani olmasından daha çok dikkati çeken tuhaf, nörotik denebilecek bu adamlar böyle bir şeyi neden söylediler ki acaba sorusunu sordurabilecek ifadelerle karşılaşmamdı. Bir süre sonra bu ifadelerin arka planına baktığımı zaman sadece felsefi olarak faşizmden beslenmiş olmalarını değil aynı zamanda Freud’dan gelen bazı güdüleri bu ifadelerin bünyesinde barındırdığını fark ettim. Ben kendi karakterlerimle ilgili de okurların böyle bir yolculuğa çıktıklarını düşünüyorum aslında. Aslında kişinin içerisindeki siyasi duruşu belki de bir anlamda keşfediyorlar bir süre sonra. İnsanların kamusal yüzü ile özel hayatlarındaki ya da mahremlerindeki motivasyonları, güdüleri arasında bir fark var. Bu fark, bu uçurum gerçekten çok çarpıcı ve okura en enteresan gelen uçurum. Bunu aslında biraz beden ve beyin arasındaki uçurum olarak da değerlendirmek mümkün. Kendi kurmaca eserlerimde zaten beden ve beyin, zihin arasındaki bu uçurumu bir anlamda uzlaştırmaya veya kapatmaya çalışıyorum. Benim çabam bu. Belki de karakterler bu tür bir arayışın sonucudur.

Türk edebiyatçılarından kimi takip ediyorsunuz?

Şimdiye kadar maalesef çok Türk edebiyatçı okumadım. Sadece Orhan Pamuk’un Kar romanını okudum. Şu anda da Tanpınar’ın Huzur romanını okuyorum. Madem onun adına düzenlenen bir festivale katılıyorum mutlaka bir eserini okumam gerekir düşüncesiyle kitaba başladım.

Bir süre İstanbul’da kalacağınızı öğrendik. Neden İstanbul?

Evet aralık ayına kadar İstanbul’dayım. Kendime yerleşebileceğim bir şehir arıyordum ve son bir buçuk yılı gezerek geçirdim. O sırada Tanpınar festivali ilgili teklif geldi. İstanbul’a zaten gelecektim ama bu teklif üzerine ‘bundan sonra bir süreliğine de olsa yaşayacağım yer İstanbul olsun’ dedim ve geldim. Toplamda iki ay yaşamış olacağım… Daha uzun sürede yaşayabilirim bunun ucu açık… Bir yandan da son romanımın yazımını burada sürdürüyorum. İstanbul’a daha önce de gelmiştim. Çağdaş sanat ortamı çok canlı bir şehir.

Edebiyat ve yazı sizin için ne demek?

Her şeyden önce bir yazar için belki de en tehlikeli şeylerden birisi ‘ben çok sahici, çok kaliteli, çok yüksek sanat yazacağım’ gibi bir güdüyle masa başına oturmak. Sanat değeri yüksek ön kabulüyle yazı masasına oturmak, bir yazar için ne kadar tehlikesi ile eşit derecede tehlikeli bir başka durum da, ‘mümkün olduğunca geniş bir okur kitlesini memnun edeceğim’ düşüncesiyle masaya oturmak. Çünkü bir kere okurunuzu tanımıyorsunuz. Kimler okuyacak, onların herhangi bir kitaptan beklentileri nelerdir gibi konularda hiçbir bilginiz yok. Her iki düşünce de bir yazar için eşit derecede zararlı ve tehlikeli. Bunlardan uzak durmalıyız. O yüzden masaya oturduğum zaman çok uzakta bir hedefi dikkate alarak yazmıyorum. O anı yaşamaya, o anda kalmaya çalışıyorum. O an benim ağzımdan ya da kalemimden hangi sözcükler dökülüyorsa o sözcüklerin dökülmesine ve bu sözcüklerin zaman içinde kendine özgü bir değer taşıyacak olmalarına inanmaya çalışıyorum. Tabi ki okurlar sizin kaleminizden dökülenleri sever ve okurlarsa bu sizin edebi çabanızın bir yan ürünüdür. Edebi çalışmanın amacı okurları tatmin etmek ya da çok üstün bir edebiyat eseri ortaya koymak değil. Sadece o anın içinde o eseri üretebilmek…

Yazı serüveni nasıl başladı?

Çocukken çok kitap okudum bu bir gerçek. Özellikle de bilim kurgu kitapları çok tercih ettim. 16 yaşımdan bu yana okuduğum kitapların çok büyük bölümünün bilim kurgu olduğunu söyleyebilirim. Bir de bilimkurgu edebiyata ilgi duymak iki açıdan çok faydalı bence; birincisi bilim kurguda olay kurgusu hayal gücünüzü çok etkiliyor. Hayal gücünüz genişlediği zaman siz de çok daha ufuk açıcı şeyler düşünmeye başlıyorsunuz. Hayal gücünün bir roman yazımında çok önemli bir vasıf olduğunu fark ettim.

Tanpınar Festivali’nin teması “Şehir ve Korku”ydu. Siz İstanbul için neler söylersiniz?

Yayalar için hayat çok zor İstanbul’da. Şehir yayalara göre tasarlanmamış. Yayaların kendisine yaşam alanı bulması zor. Ancak On dört, bir rivayete göre de on altı milyon insanın yaşadığı bir şehir. Öyle değerlendirecek olursak şehir o kadar da sıkışık gelmiyor insana. Ben daha sıkışık bir şehir beklemiştim. Yalnız bu şehrin olimpiyatlara aday olduğunu biliyorum. Olimpiyatları kazanırsa asıl o zaman ortaya çıkacak İstanbul’un bu kadar kalabalığı yönetip yönetemeyeceği…

Bir kitaba son noktayı koymak sonrasında bir boşluk yaratıyor mu?

Kitap bittiğinde içimde boşluk olmuyor çünkü kitabın yüzde 80’ini tamamladığım aşamada zaten bir sonraki kitabı düşünmeye başlıyorum. Yani yüzde 80’i bittiğinde bir sonraki kitabı görüyor oluyorum. Onun hazırlıklarına da kendi içimde başlamış ve bir sonrakini yazmaya hazır hale geliyorum. Ancak ünlü bir yazarın dediği gibi “Kitabın son cümlesini yazar, sonra da kağıt demetinden bir tane çekip yeni kitabımın ilk cümlesini yazarım” diyecek kadar da iddialı değilim henüz…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

BilimİngiltereİstanbulKitapTerciholay
Görüş Bildir