Nazım Serhat Fırat'tan 'Esnasında...'

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Nazım Serhat Fırat'tan 'Esnasında...'

Nazım Serhat Fırat'tan 'Esnasında...'

Belgesel fotoğrafçı Nazım Serhat Fırat’ın ‘Esnasında…’ adlı kişisel fotoğraf sergisi 18-31 Mart tarihleri arasında kargART’ta. Gezi direnişinde yaşadığımız birçok unutulmaz an, o ve onun gibi birçok belgesel fotoğrafçının çektiği karelerle belleklerdeki yerini aldı.

Nazım Serhat Fırat, son yıllarda toplumsal eylemler ve önemli toplumsal dönüşümler esnasında ortaya çıkan en tanıdık karelerin sahiplerinden biri. Set fotoğrafçısı olarak da devam ettiği meslek hayatında aslında daha çok belgesel fotoğrafçı olarak tanınıyor. Gezi direnişinde yaşadığımız birçok unutulmaz an, o ve onun gibi birçok belgesel fotoğrafçının çektiği karelerle belleklerdeki yerini aldı.

Gezi direnişi sürecinden sonra Eylül ayında Nar Photos, Şahan Nuhoğlu, Ahmet Şık ve Nazım Serhat Fırat'ın fotoğraflarından oluşan "Gezi: Başlangıç" sergisi Depo’da açılmıştı. Yine aynı tarihlerde İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde açılan; toplumu, kamusal alanı ve sanatı farklı tanımlamalarla okuyan, toplumsal olaylar ve Gezi direnişine yeni bakış açıları sunan Zemberek adlı karma sergiye bir dijital fotoğraf çalışmasıyla katılmıştı. Nazım Serhat Fırat’ın ‘Esnasında…’ adlı kişisel fotoğraf sergisi ise bu akşam kargART’ta açılıyor. Gezi direnişinden önceki ve sonraki eylemlerden ve toplumsal olaylardan karelerin de olduğu fotoğraflardan oluşan sergi 18-31 Mart tarihleri arasında görülebilecek.

Ne zaman, nasıl fotoğrafçı oldun, eğitimin nedir? Kaç yıldır fotoğraf çekiyorsun, ağırlıklı olarak konuların neler?

Fotoğrafla ilişkim 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi'nin iki yıllık fotoğrafçılık bölümünü kazanmamla başladı. Sınavda 18. tercihimdi ve fotoğrafın hayatımdaki yeri aile albümlerinin pek de dışına çıkmıyordu. Okurken sevmeye başladım ardından Kocaeli'nde yeni açılan Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girip lisans, ardından da Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptım. Fotoğraf eğitiminde stüdyocu ve belgeselci ayrımı vardır, okul yıllarımda da sonrasında da kendimi belgesele yakın hissettim.

'BESLENDİĞİMİZ YER HAKİKAT'

Şu an Türkiye'nin bilinen belgesel fotoğrafçılarından birisin. Yurtdışında kimi ajanslar da senin fotoğraflarını kullanıyor. Sizin kuşakta dikkat çeken belgesel fotoğrafçılar var. Beslendiğiniz yer neresi?

Sanırım bunda takip ettiğim konuları uzun süre sosyal medyada aracısız ve kullanmak isteyenlerle telifsiz paylaşmamın etkisi büyük, çünkü bilen bilir uzun yıllardır iş üreten Nar Photos gibi Agence Le Journal gibi fotoğraf ajanslarında da çok iyi işler üretiliyor. Hem güncel haber hem belgesel projeler için ya da freelance olarak uluslararası ajanslara çalışan, bu işe yıllarını vermiş çok sayıda usta fotomuhabir var, beslendiğimiz yerse sadece hakikat.

Eylemleri fotoğraflarken basına yönelik şiddetle ne sıklıkla karşılaşıyorsun? En son Berkin Elvan’ın cenazesinde ayağına gelen gaz kapsülü ile yaralandın.

Herkes gibi siz de o şiddetten nasibinizi alıyorsunuz, aryrıca gazeteciler ve fotomuhabirler gazlı-sulu müdahalenin tam ortasında kaldıkları için bunu daha sık yaşıyorlar, gezi sürecinde bu durum çok sık yaşandı.

Yaralanmamın bir önemi yok, durumum ağır da değil, ağır olan bütün bir toplumun kalbine, aklına kast edilmesi, neyse ki vicdanının sesine kulak veriyor insanlar.

VİZÖRÜN ZIRHI, FOTOĞRAFÇININ ZIRHI

Eylemleri fotoğraflarken olayların heyecanı dozu veya şiddetinden dolayı fotoğraf çekmeyi 'unuttuğun' ya da 'eylemci' olduğun anlar oldu mu, ya da bunları fotoğraflarken kendini zaten 'eylemci' olarak mı görüyorsun? Tam olarak nerede duruyorsun o an orada?

Dünyayla aranıza vizör giriyor, camdan metalden bir makinenin yarattığı zırhın içinden bakıldığı için o mesafe kolay kırılmıyor. Bahsettiğim hal güncel durum. Özellikle Türkiye'de son iki yıldır Aralıksız devam eden sokak hareketleri için söylüyorum bunu ama başka bir belgesel projede o mesafe tabii ki kırılır, çünkü zaman ve mekanda ne kadar çok vakit geçirir, yaşarsanız aranızdaki mesafe o derece kırılır. Sokakta ise yani güncel haberlerin konusu olan eylemlerde makinenin ardında fotoğraf çekmeyi unutmadığım ama bıraktığım zamanlar oldu. Özellikle Gezi sürecinde mesela Dolmabahçe’de halkın Beşiktaş’a yürümek için polis barikatını zorladığı o gece sağınıza solunuza gaz bombaları düşerken vizörün zırhının kendi fotoğrafçı egonun zırhından başka bir şey olmadığını şıp diye anlıyorsunuz.

FOTOĞRAFIN TEK SÖYLEYEBİLDİĞİ: 'BU YAŞANDI'

Propagandacı olarak görüyor musun kendini? Bir de manipülasyona mesafen nedir konunu çekerken? Bu çokça tartışılan bir konu.

Kendimi propagandacı olarak görmüyorum ama fotoğraflarım elbette propagandanın konusu olabilir ve bu zaten benim tekelimde olabilecek bir şey değil. Bu sorunun cevabını fotoğrafçı Lewis Hine yüz yıl önce vermiş: “Fotoğraflar yalan söylemez ama yalancılar fotoğraf çekebilir”. Manipülasyonun asıl muhatabı anaakım medyadan başkası değil. Tabii şu da var, attığınız kadrajdan deklanşöre bastığınız ana kadar fotoğrafçının gözünden görürsünüz, fotoğrafçının niyeti ya da hakikati size sunması onun kadrajının sınırı kadar. Sisler içindeki insanların fotoğrafına bakarken nefesiniz kesilmiyor, gözünüz yaşarmıyor. Fotoğrafın tek söyleyebildiği “bu yaşandı”.

Bir de tabii set fotoğrafçılığı yapıyorsun ayrıca. Senin set fotoğrafların da aslında bu alanda profesyonelleşmiş isimlerinkinden daha farklı. Set ortamının, çalışma koşullarını da hissettirebiliyor çoğu zaman. Bu bilinçli olarak tercih ettiğin bir şey mi?

Dizi ya da sinema filmlerinde yönetmenle başlayıp yapımcı ve oyuncuyla devam eden bir hiyerarşi var. Genel olarak yapımcının set fotoğrafçısından beklediği sahneden ve kamera arkasından basına, sosyal medyaya servis edilebilecek fotoğraflar çekmenizdir. Ekibi çekip çekmemek fotoğrafçının inisiyatifinde. Son zamanlarda azalsa da setteki herkesi çekiyorum, çünkü hem arkadaşlarım hem de set mekanları bana her zaman ışığıyla, plastik tabureleriyle, şaryosu, reji masasıyla, geceyarısı bekleyişleriyle fantastik geliyor. Birçok sektör gibi ağır çalışma koşulları mevcut, sektörde iyileşmeler yaşansa da yeteri kadar değil elbette. Bunda Türkiye'de son yıllarda dizi sektörünün şişmesiyle sektörden pasta dilimi koparmak isteyen tabela şirketlerin açılmasının da payı büyük. Dizi çekiliyor, kanala yollanıyor iş patlıyor, olan çalışanlara oluyor.

Sinem Burgu

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Ahmet ŞıkBeşiktaş Jimnastik KulübüİstanbulMarmara ÜniversitesiPolisSinemaTercihdizipastaşahan
Görüş Bildir