Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

'Musa Anter Barıştan Yanaydı'

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Musa Anter Barıştan Yanaydı

Musa Anter Barıştan Yanaydı

Musa Anter’in yaşamöyküsünü Kürt hareketinin tarihsel süreciyle birlikte ele alan Orhan Miroğlu: Musa Anter ömrünün hiçbir döneminde şiddet yanlısı olmadı. O hep konuşmaktan ve barıştan yanaydı.

Orhan Miroğlu. Yazdıklarıyla söyledikleriyle her zaman barışın sesi olmayı düşündü. Kürt muhalefetinin sağduyulu sesi olarak kabul gören Miroğlu en son kadim dostu Musa Anter’in hayatını eserine konu edindi. Kitap, Musa Anter’in yaşam öyküsünü Kürt hareketinin tarihsel süreciyle birlikte ele alıyor. Miroğlu’yla hem bu kitabı hem de gündemdeki konuları konuştuk.

Kürt meselesiyle ilgili uzun zamandır kitaplar yazıyor, konferanslar veriyorsunuz. Çoğu zaman bu konuda Kürtlerce ötekileştirildiniz. Bugün gelinen noktada Kürt meselesini nerede görüyorsunuz?

Türkiye’de Kürt hareketinin en önemli meselesi hala şiddet zemininde tutulmasıdır. Bu zeminden uzaklaşmak için siyasi ortamın önemli derecede değiştiğini düşünüyorum. Cumhuriyet dönemindeki zulümlerden ve 90’lı yıllardaki mağduriyet psikolojisinden artık sıyrılmalıdır Kürtler. Bu duruşun hiç kimseye bir faydası yoktur. Benim Kürt hareketiyle ilgili en net eleştirim şiddet meselesinde oldu. Fakat önümüzdeki birkaç yılda, Kürt muhalefetini demokratik zeminde kalmaya zorlayacak dinamiklerin kendini göstereceğini düşünüyorum.

Nedir bu dinamikler?

Bunlar ağırlıklı olarak Ortadoğu’daki gelişmelerle ilgilidir. PKK Silvan saldırısından sonra devrimci halk savaşıyla beraber yürüttüğü mücadelede yüzünü Ortadoğu’daki dengelere dönerek hareket etmeyi tercih etti. Kürt-Şii ittifakına bel bağladı. Ama bu ittifak tutmadı. Esed’in de gitmesiyle Kürt hareketi yüzünü Türkiye’ye dönecektir. İkinci Obama döneminde Kürt meselesinde ABD’nin rolü, sadece Türkiye’yle istihbarat paylaşmaktan ibaret olmayacaktır. ABD siyasi nüfuzunu kullanacak diye düşünüyorum. PKK silahlı haliyle ne Suriye’de ne de Türkiye’de yeni bir siyaset oluşturamaz, diye düşünüyorum.

PKK’nın değişebileceğine inanıyor musunuz?

Değişmek zorunda. Türk sivil siyaseti PKK’yı sivilleştiremedi, aksine şiddete yöneltti. PKK kendi isteğiyle sivil alana geçmeden ne BDP ne de başka bir güç onu sivil siyasete çekebilir. Bu bakımdan Öcalan’ın tavrı giderek önem kazanabilir.

Uludere?

Roboski tam bir istisnadır. Bu katliamın üzerindeki sis perdesi aralanmadan devletin kozmik odasındaki belgeler açılmadan bu olayın netleşmesi mümkün değildir. Ama Uludere’ye rağmen, hiçbir şeyin eskisi gibi olduğunu söyleyemeyiz. Bugün JİTEM uygulamaları ve OHAL dönemini hatırlatan bir durum söz konusu değil.

Musa Anter’in Kürt muhalefetince ötekileştirilmesi, önce itibarsızlaştırılıp sonra da katledilmesinin asıl nedeni nedir? PKK en çok hangi söyleminden rahatsız oluyordu Anter’in?

Musa Anter ömrünün hiçbir döneminde şiddet yanlısı olmadı. Hiçbir zamanyasadışı bir yapı içinde bulunmadı. O hep konuşmaktan, yazmaktan ve barıştan yanaydı. Bu söylemi tıpkı bugün olduğu gibi şiddet yanlısı Kürtlerce kabul görmedi ve tehlikeli bulundu.

Kürt siyaseti niçin kendi alternatifini oluşturamadı?

Aslında öyle bir siyasi konjonktür oluştu ki hakiki anlamda Kürt muhalefetinden korkuldu. Bugün Şerafettin Elçi için barıştan yanaydı, deniliyor. Ama bu devlet onun kurduğu partileri kapattı. Devlet, hiçbir şekilde demokratik mecrada gelişen bir Kürt hareketi istemedi.

Niçin?

Başta uluslararası alanda bu hareketin tanınacağından korktu. PKK şiddete meyilli oldukça uluslararası itibarını da yitirdi. Devletin de istediği buydu. Kriminal bir Kürt hareketi. Devletin bu arzusunun yerine gelmesine PKK sivillere yönelttiği eylemler ve iç infazlarla önemli katkılarda bulundu.

Bugün?

Bugün sorunu gerçekten ve samimi olarak çözmek isteyen güçlü bir Başbakan var. Öcalan’ı ve dolayısıyla PKK’yi muhatap alan bir siyasi irade var. Devletin Kürt meselesiyle ilgili kodlarında ciddi değişmeler var.

"Çözerse Başbakan çözer" diyenlerdensiniz yani?

Evet öyle, ama sadece bir siyasi liderin çözüme yakın durması yetmez. Bu önemli ve etkili bir faktördür. Bugün bu devlet de bu hükümet de çözüme hazır bir halde duruyor. Ama bu sefer de PKK muhtemel bir barış sürecine hazır değil gibi görünüyor.

Kürt sorunun çözümünde dini faktörlerin yerini nerede görüyorsunuz?

Bu coğrafyada tarikat ve medrese geleneği var. Özellikle bir Nakşi ailesi olan Barzani’lerin özerk bir yapıda ve bir yüzyıl boyunca Kürtler’in hakları için siyaset yapması önemli bir husus. Ama Barzaniler suni Müslüman iktidarlara karşı savaştılar. Yani aynı dini inancı paylaşmak sorunu çözmedi. Yine de dinin birleştirici bir yanı olduğunu da görmezlikten gelemeyiz. Bu eğer paylaşılan bir değerse, bu değerlerin paylaşılmasının ve sosyal hayat içinde canlı tutmanın bence hiçbir sakıncası yok. Yeter ki eşit haklar ve demokrasi, göz ardı edilmesin.

Kitapta samimi Türk-Kürt güvencesinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Güven bu süreçte çözümün en temel şartıdır. Karşılıklı güven olmadan barışın olabileceğine inanmıyorum. Her iki kesim de kendini bu coğrafyada güvende hissetmeli.

Siz kendinizi güvende hissetmiyor musunuz bir Kürt aydını olarak?

Hayır hissetmiyorum.

Neden?

Çünkü Kürt hareketinin benimsediği yöntemler kendimi güvende hissetmemi engelliyor. Etnik çatışmanın eşiğine geldiğimizi düşündüğüm zamanlar çok oldu. Sonra KCK sözleşmesine göre hepimiz birer KCK yurttaşıyız, buna nasıl güven duyabilir insan?

PKK’nın şiddet yanlısı tutumu mu bunun kaynağı?

Geçmişte devletti bunun kaynağı. Bugün için, evet PKK. 90’larda devlete karşı kendimi güvende hissetmezken bugün tam tersi bir konumdayım.

Musa Anter’e dönmek istiyorum. Musa Anter’in en büyük üzüntüsü, içlendiği konu neydi?

Onun en büyük acısı 1989’da PKK adına ondan vergi istenmesiydi. Yıllardır mücadelesini verdiği bir davanın sıradan vergicisi olmak onu çok incitmişti. Musa Anter demokrasi ve mücadelenin bedelin, yani vergisini hayatıyla ödemiş bir insandı zaten.

Onlarca çalışmalarınız, kitaplarınız var Kürt meselesiyle ilgili... Sesinizin duyulduğunu düşünüyor musunuz?

Bazen kendimi çok yalnız hissetmiyor değilim. Arkama dönüp baktığımda kimselerin olmadığını görüyorum kimi zaman. Ama neticede içimden doğru yolda olduğuma dair sesler duyuyorum. Sonra çevremden. İnsanlardan. Taraf’tan ayrılma sürecim de bu anlamda üzücüydü benim için.

Neden?

O süreçte ne ben ne de Ahmet Altan kendi aramızda bir empati kuramadık. Ben belki daha sakin ve sabırlı olabilirdim, Ahmet’i arayabilirdim, ama yapmadım, o da benim gibi davrandı aslında, empati yapmadı, ve gazete bana Akit’in yaptığı haberle ilgili olarak hiçbir şey sormadan Akit’le ilişkilendirerek, beni manşete taşıdı. Taraf açıkçası benden kurtulmak istiyordu. Kurtulmak için bütün bunlara gerek yoktu ama. Ayrıldıktan çok sonra Ahmet bir yazı yazdı, Başbakan’la görüşmemi ima ederek, Şemdin Sakık’ın Ergenekon’a bu görüşmeden sonra geldiğini ilan etti. Aman Tanrım dedim içimden Ahmet Altan’ın öfkesi bu kadar mı büyük!

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah ÖcalanAhmet AltanAmerika Birleşik DevletleriBarack ObamaBarış ve Demokrasi PartisiBaşbakanBeşer EsadErgenekonKitapOlağanüstü HalŞemdin SakıkSuriyeTercihvergi
Görüş Bildir