Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Moody’s in Kararı Gerçekten Sürpriz ve Adaletsiz Bir Karar mı?

7PAYLAŞIM
Yazio Banner

Aslında bu haftaki yazımı geçtiğimiz hafta açıklanan işsizlik rakamlarına ayırmaya karar vermiştim.  

Ancak Cuma akşamı geç saatlerde, programlı olmayan bir Moody’s açıklaması, ülke notumuzu notun verildiği tarihten bu yana en düşük seviye olan B2 derecesine düşürüp, görünümü de negatife çevirdi. Bu nedenle benim de yazımın rotası “İşsizlik Rakamları” çok çarpıcı olsa da, ister istemez Moody’s in not düşürümüne çevrildi.  

Açıkçası programlı bir Türkiye açıklaması olmadığı için beklenmedik bir gelişmeydi hepimiz için.  

Not indirimi hiç sevilmez, hele siyasetçi hiç sevmez. Bu ilişki sınav notu açıklamasındaki hoca – öğrenci ilişkisine benzer.  

Eğer not yükselirse siyaset bunu kendi üstün başarılarının bir sonucu olarak görüp, ülke kamuoyuna bu şekilde pazarlarken, not indirimini aynı siyaset aynı kamuoyuna, dış güç, ülkenin gelişmesini çekemeyenlerin bir oyunu, haksız bir eylem olarak sunar. 

Tıpkı 100 üzerinden alınan 50 ve üzeri notu öğrencinin alması, 50'nin altındaki notu hocanın vermesi gibi.  

Moody’s benim üç büyük derecelendirme kuruluşu içerisinde (diğerleri S&P Ratings ve Fitch) açıklamalarını ve not artırım ya da indirim gerekçelerine en ciddiye aldığım ve değer verdiğim Kredi Derecelendirme Kuruluşu. S&P u fazlası ile siyasi bulurum. Fitch ise hep durumu idare eder ve hizmet verdiği ülke hazinesine daha yumuşak davranır.  

Notumuzu tarihi dip nokta olan B2 derecesine çeken Moody’s özetle; Türkiye’nin yabancı para rezervlerinin GSYİH yüzdesi olarak son yılların en düşük seviyesine ulaşması, hükümetin dış borç ödemelerini karşılama kabiliyetini önemli ölçüde zayıflattığı bu durumun, Türkiye'nin uluslararası yatırımcı duyarlılığındaki değişimlere karşı savunmasızlığını artırdığını, ülkenin kurumlarının bu zorlukları etkin bir şekilde çözmekte isteksiz olduğunu ya da çözemediğini temel gerekçeler olarak gösterdi. 

Benim burada en dikkatimi çeken husus, “Ülkenin kurumlarının bu zorlukları etkin bir şekilde çözmekte isteksiz olduğunu ya da çözemediğini” gerekçesi oldu.

Peki Moody’s endişelerinde haklı mı? Çünkü biz Moody’s sen kimsin desek de Moody’s’den yatırım hizmeti alan onlarca kuruluş var.  

Biraz hafızlarımızı tazeleyerek, geldiğimiz durumu ana hatlarıyla hatırlamakta fayda var

ABD tarihi ile 18 Mart 2017’de Moody’s Türkiye’nin BA1 Durağan olan görünümünü “Negatif” e dönüştürürken ana gerekçeleri: 

  • Türkiye'nin kurumsal gücünde yaşanan erozyonun devamı, 

  • Zayıflayan büyüme görünümü, 

  • Kamu ve dış ödeme dengeleri üzerinde artan baskılar, 

  • Artan kredi şoku riski, 

Olarak sıralamıştı.  

Hemen bir yıl sonra bu kez, ABD tarihi ile 07.Mart.2018’de Moody’s,  Türkiye’nin notunu BA1 den BA2 e indirirken ana gerekçeler olarak: 

  • Para politikasının etkinliğinin azalması,  

  • Türkiye’nin yaşadığı politik riskler,  

  • Küresel faiz oranlarına bağlı artan riskler,   

  • Yükselen cari açık ve dış borç olarak sıralamıştı.  

Yargı Otoritesine ilişkin çeşitli endişelerini de ayrıca dile getirmişti.  

Burada en önemli dikkat çekici nokta “Kurumlardaki Erozyonun Sürdüğü” yönündeki açıklamaydı.  

Moody’s in bu uyarıları dikkate alındı mı? Hayır. Çoklukla tanımama ya da inkâr yoluna gittik. Üstüne üstlük, önceki TCMB Başkanı Murat Çetinkaya’nın görev süresinin bitimine 10 ay kala, 06 Temmuz 2019 Tarihinde ani bir kararla görevden alınarak yerine şimdiki başkan Murat Uysal’ın atanmasının, kurumlardaki erozyonu telafi eden bir atama olmadığı çok açık.  

Oysa TCMB Bağımsızlığı ve tabii ki Başkanları üzerinde siyasal baskının en aza indirildiği, görevlerinin süresine kadar kalabilmelerinin yasalarla garanti alındığı bir kurum olmalı. Modern dünyada bu husus finansal istikrarın en önemli şartlarından biri olarak kabul ediliyor. Temel doğru atıldığında yapı bu temel üzerine daha sağlam yükseliyor.  

Son dönemde hem TCMB hem de BDDK üzerinde hissedilen siyaset yükü ekonomimize ağır geldi. Kararlar ekonomide karar vericiler tarafından toplu olarak ve tek seferde alınması gerekirken, bölük pörçük ve hatta her seferinde ortaya çıkan bir açığı kapamaya çalışan yama şeklinde alındı.  

Kurumların eş güdümlü çalışamaz olduğunu gördük. Örneğin içinden geçtiğimiz süreçte, BDDK bir taraftan kredi artış hızının önüne geçmek için vade sayısını azaltırken, TCMB örtülü de olsa faiz artırırken, yine aynı BDDK’nın hala kredi vermeyi teşvik edici “aktif rasyosu” nu yürürlükte tutması, garabeti daha da artırıyor.

Pandemi süreci yaşadığımız kriz, şu ana kadar yaşadığımız krizlerden çok farklı. 2020 Mart ayında ekonomilerin kapanması ve akabinde alınan tedbirle (Pandemi Etkisi) küresel ölçekte yeni bir finansal durum ile karşı karşıya kaldı tüm ülkeler.

OECD’nin de raporunda belirttiği gibi; Covid-19 süreci ile birlikte, küresel finansman koşulları, özellikle küresel ABD doları fonlama piyasalarında önemli ölçüde sıkılaştı.  Dolar fonlama maliyetinde artış ortaya çıktı.  Bu baskı, Nisan ayının başından bu yana, kısmen Fed Swap (takas) hatlarının devreye girmesi sayesinde önemli ölçüde azaldı. Türkiye’nin bu takas hattı anlaşmalarında yer alamadığını, Katar ile mevcut takas hattının genişletildiğini beraberce yaşadık. Bu süreç haliyle Türkiye üzerinde gerilim yarattı. Süreç lehimize işlemezken, faizi yapay yolla düşük tutmak için Dolar’ı TL karşısında baskıladık. Dalgalı kur rejimi ülkede hâkim olmasına karşılık, kontrollü kur rejimine bir anda geçiş yapıp, kuru 6,85 seviyesine sabitledik. Tabii bunun bir maliyeti vardı. Yaklaşık 60 milyar USD civarında TCMB rezervlerini bu yolla tükettik. 

COVID-19 hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde, şirketler için kar ve kazanç beklentilerinin ters yüz olmasına neden oldu. Oysa gelişmiş ekonomilerde işletmeler, Covid-19 öncesinde düşük borçlanma maliyetlerinden ve çeşitli vergisel teşviklerden yararlanıyordu.  

Unutmamak gerekir ki, Türkiye COVID-19 krizine diğer ülkeler gibi yakalanmadı. Şirketler zaten borçluydu. Üstelik 2018 yılında yaşanan kur şoku neticesinde maliyetler de artmıştı. Kur şokunun verdiği tahribatla ortaya çıkan yüksek enflasyon, halkın alım gücünün düşmesine neden oldu. Şirketlerin eski üretimlerine kavuşamamalarının en önemli nedenlerinden birisi de düşen şirket ciroları.  

Geçen haftalardaki yazımda, yaşanan bu kriz farklı olmasına karşılık, krize müdahalede geleneksel yöntemleri kullandığımızı yazmıştım. Covid-19 süreci ile birlikte düşen dış satım ve iç tüketimi artırmak için yüksek oranda kredi enjeksiyonun yarattığı talep artışının ithalatı da artırması, yeniden cari açık olarak geri döndü. Bu sürpriz değil. Çünkü Türkiye her büyümeye başladığında cari açıkta da artış ortaya çıkıyor. Mevcut koşullarla cari açığın daralması ancak büyümenin azalması ile mümkün.  

Üstelik bu sefer, turizm gelirlerindeki sert düşüş, yabancıların tahvil ve hisse senedinden çıkışı ve TCMB’nin düşük rezervleri, cari açığın finansmanı konusunda şüpheleri daha da artırdı.  

Yukarıda Moody’s her not ve/veya görünüme ilişkin azaltımında belirttiği hususlarda hiçbir iyileşme gerçekleştiremedik. Bunlara piyasa ekonomisi koşullarına aykırı uygulamalarda ısrar edilmesini de olumsuzluklar olarak ekleyebilirsiniz. Son dönemlerde AB ile yaşanan ve gelecekte yaşanması muhtemel sorunlar da ister istemez, jeopolitik riskler olarak duruyor.  

Hep söylüyorum; kredi derecelendirme kuruluşlarını beğenmiyor olabiliriz. Politik davranıyorlar diyebiliriz ama söylemlerini yok sayamayız. Ciddiye alıp, noksanlıkları gidermek için çalışmamız gerekir.  

Şimdi Moody’s e kızmak yerine, her koşulda iyileşme sağlama ve piyasalar ile barışma zamanı.  

Sağlıkla kalın…  

Twitter
Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
efe-kasap

Güzel bir yazı eline sağlık. Okumak için üşenenler madde madde yazılanları ve son cümleyi okusunlar.

you-dunno-sht

“ ...Eğer not yükselirse siyaset bunu kendi üstün başarılarının bir sonucu olarak görüp, ülke kamuoyuna bu şekilde pazarlarken, not indirimini aynı siyaset aynı kamuoyuna, dış güç, ülkenin gelişmesini çekemeyenlerin bir oyunu, haksız bir eylem olarak sunar.   Tıpkı 100 üzerinden alınan 50 ve üzeri notu öğrencinin alması, 50'nin altındaki notu hocanın vermesi gibi.  “ bu tanim ulkelerin ekonomik durumlarina yaklasimlarini harika anlatmis. Basit ve kolayca anlasilir, rahatca baglanti kurabilir bir ornek olmus. Guzel bir yazi elinize saglik.

Görüş Bildir