Monet Ekim'de İstanbul'da...

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Monet'nin izinde

Monet'nin  izinde

Fransız resminin 19. yüzyıldaki en önemli isimlerinden biri, Claude Monet’nin resimleri ekim ayında İstanbul ’da olacak. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde 9 Ekim’de açılacak sergi 20 Ocak’a kadar sürecek.

Dünyayı etkisi altına alan Fransız kültürünün zirveye ulaştığı bir dönemde ortaya çıkan izlenimci ressamların en ünlülerinden biri Claude Monet. Sergi hazırlıkları sürerken, bir grup gazeteci Sabancı Müzesi’nin davetlisi olarak Paris’te ünlü ressamın izini sürdük. Müze müdürü Nazan Ölçer’in rehberliğinde, İstanbul ’da açılacak ‘Monet’nin Bahçeleri’ adlı serginin yapıtaşlarını gördük. Böylece hem İstanbul ’daki sergiyi deşifre eden hem de daha fazlasını görmek isteyen meraklı izleyiciye kılavuz olabilecek beş adımlık bir Monet rehberi hazırlamak mümkün oldu.

Giverny’deki evi ve bahçesi

Monet, Paris’e 80 km mesafedeki Giverny adlı köye 1883’te taşınmış. Belli ki bu kararında kalabalık ailesiyle yaşayacağı bir büyük ev ihtiyacı kadar, kendine ait bir doğa kurma tutkusu da etkili olmuş. Önceleri kiracısı olduğu evi, zenginleşince satın almış. Bahçesini tamamen çiçeklerle donatıp yanındakileri de alarak genişletmiş. Artık olmayan bir tren yoluyla bölünen bahçe, Clos Normand ve Su Bahçesi olarak ikiye ayrılıyor. Evin önü, güneşin hareketine ve renklerine göre gruplanmış güller, zambaklar, papatyalar, gelincikler ve pek çok egzotik çiçekle kaplı. Sonbaharda bile renkleri ve kokularıyla insanı etkileyen bir mekân. Su bahçesi ise, Monet’nin yaptırdığı gölet, üzerine kurulu iki Japon köprüsü, salkım söğütler ve nilüferlerden oluşuyor. Sanatçı ömrünün tam ortasında, 43 yaşında taşındığı bu evde kendi çalışma alanını yaratmış. Kayıkla gölette dolaşıp nilüferleri istediği gibi gruplar, bir el arabasına doldurduğu tuvallerinin her birine günün bir başka saatini resimleyerek çalışırmış. İstanbul ’daki sergi de sanatçının bu bahçeden esinlenerek yaptığı ya da bu evde yaşadığı dönemde ürettiği resimlerden oluşacak. Evin içinde sanatçıya ilham veren 211 parçalık Japon baskıları koleksiyonu da sergileniyor. Duvarları mavi ve sarı gibi canlı renklerle boyalı evde sanatçının atölyesi, yatak ve yemek odaları hatta mutfağı aynen duruyor. Öyle ki, mutfağın duvarlarında asılı kalaylı tencereler bile Monet’den kalma.

Marmottan Monet Müzesi

Bir zamanlar av köşkü olan tarihi bina onu Fransız Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağışlayan ailenin adını taşıyor. Sanatçının son vârisi Michael Monet, 1966 yılında babasından kalan koleksiyonu buraya verince, müze büyük önem kazanmış ve adına ‘Monet’yi de eklemiş. Ellerinde seksen kadar Monet resmi var ve bunun neredeyse yarısını İstanbul ’a yollayacaklar. Marmottan, kapılarının dışına ilk kez böyle büyük bir sergi çıkartıyor. İstanbul ’daki serginin de küratörlüğünü üstlenen Marianne Mathieu, Sabancı Müzesi’nde başyapıt düzeyinde Monet tabloları göreceğimizi anlattı. Büyük boyutlu nilüferler, salkımsöğütler ve çeşitli peyzajlardan oluşacak sergi; sanatçının ilham kaynağı kır evi Giverny’e odaklanıyor.

Monet’nin 1873’te yaptığı ve akıma ismini veren ‘İzlenim-Gündoğumu’ adlı ünlü tablosu tabii ki Marmottan’ın başköşesinde. Nilüferler serisinin ruhunu aktaran çok sayıda resimle birlikte, farklı dönemlerini ve ışıkla ilişkisini gösteren eserlerini de burada görmek mümkün.

D’Orsay Müzesi

Kentin en bilinen müzelerinden biri ve tabii ki kocaman bir ‘İzlenimciler’ salonuna sahip. 1874’te kendi alternatif sergilerini açarak yola çıkan İzlenimciler’in en ünlü tablolarını da, öncüllerini de, takipçilerini de burada görmek mümkün. Parlak renkleri, canlı kompozisyonlarıyla konuları ne olursa olsun sanata bir ‘neşe’ getirmişler. Tuvalleri alıp atölyenin dışına çıkarak, ‘değişen dünyayı’ ve modern Paris’i resimlemek istemişler. Sanayi devrimi sonrasının fabrikaları, banliyöleri, zengin ve kozmopolit kentin sanatçıları, bohem hayatı kadar doğa da başlıca konuları arasında yer almış. D’Orsay’da Cezanne, Renoir, Degas, Sisley gibi Monet’nin de çok sayıda önemli resmi sergileniyor. Mesela Monet’nin karısı Camille’i şemsiyesiyle çiçekler arasında gösteren resimleriyle yatağında ölü vaziyette yatarken yaptığı son portresini mutlaka görmek gerek.

Ailesi Monet’nin zamanına göre cesur ve özgür bir yaşam tarzı benimsediği söylenir. İlk karısı Camille’den iki oğlu oldu. Camille’in hastalığı sırasında evlerinde kaldıkları, koleksiyoncu Ernest Hoschede’in karısı Alice’le yakınlaştı. Camille’in ölümünden sonra Ernest de iflas edip Fransa ’dan kaçınca Alice ve Monet birlikte yaşamaya başladılar, sonra da evlendiler. Alice’in altı çocuğuyla birlikte büyük bir aile sahibi olan Monet, otoriter ama çocuklarıyla ilgili bir babaydı. Marmottan Müzesi’nde tanıştığımız torunu Philip Piguet, dedesi Monet’yle ilgili şunları anlattı:

***Bir tür mikrokozmos olan Giverny’de her şeyin merkezinde o vardı. Bir resme başladığında hayat ona göre düzenlenirdi. Talepkâr ve disiplinli bir sanatçı ama aynı zamanda düşünceli bir aile babasıydı. Çocukların çiçeklere dokunmasına dayanamaz, başkalarının bahçesinde oynamasını isterdi.

***Aile yemeklerinde herkesin masanın çevresinde toplanmasına önem verirdi. Hem obur, hem gurmeydi. Sofrası sanat dünyasında çok önemliydi ve pek çok insan bu sofrada olmak isterdi. Şık, olması gerektiği gibi donatılmış, mönüsü zengin bir masaydı. Mönüyle bizzat ilgilenirdi ve aşçısı, garsonları vardı.

***Hava iyiyken neşeli, hoş biriydi ama bir iki bulut çıktığında gergin ve öfkeli olurdu. Çünkü bu onun çalışmasının bütün ahengini bozardı.

***Moderniteye tutkuyla bağlıydı. İlk otomobil sahiplerinden biriydi. Uzun gezilere çıkar, ailesiyle araba yarışlarını izlemeye giderdi.

Not: İşin en iyi tarafı bu bilgiler için Paris’e gitmenize gerek yok. Tatlı dilli torun Monet, yani Philip Piguet, İstanbul ’a gelip iki konferans verecek; sakın kaçırmayın.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

FransaİstanbulJaponyatatlı
Görüş Bildir