Miss Brodie Ömrünün Baharında | Sevin Okyay

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Miss Brodie Ömrünün Baharında | Sevin Okyay

Miss Brodie Ömrünün Baharında | Sevin Okyay

Okula gitmeden, annemin bana okuduğu kitaplar ve bitmez tükenmez pazar sinemaları sayesinde, edebiyat ve sinemayı hemen hemen aynı anda tanıdım diyebilirim.

Gene de kitapların hafif de olsa bir önceliği vardı, çünkü kitap, vakit bulunca okunan bir şey değildi, öyle günü, saati de yoktu. Günün, gecenin her saatinde, her fırsatta okunurdu. Benim için bugün de öyle.

Belki de bu belli belirsiz “birinci”lik, sinemadaki edebiyat uyarlamalarına hep şüpheyle yaklaşmama neden oldu. Gerçi zaman zaman insanı hayalkırıklığına uğratmayan uyarlamalar da oluyor, ama kitabı da okuduğum hâlde doğrudan doğruya filmi hatırlamam enderdir. Gene de “Bayan Jean Brodie’nin Baharı / The Prime of Miss Brodie” yi, öncelikle genç Maggie Smith’in (35 yaşında) dik, güvenli duruşuyla hatırlıyorum. Kitap sonradan aklıma geliyor. Muriel Spark’ın 1961’de basılıp Booker Ödülü adayı olan kitabı, insanı saran, zevkle okunan, akılda kalan bir kitaptır oysa. Kahramanı da, hikâyenin mekânı olan Edinburgh’u da unutamazsınız.

Miss Jean Brodie zeki, esprili, iddialı bir kadın. Kurallara uymayışı, uymamaya devam etmek için her tedbiri alışı, 1960’lı yıllarda nasıl hoşuma gittiyse hâlâ da gidiyor. (Demek bazı kişiler asla “adam” olmuyormuş.) Neyse ki Miss Brodie, düşmana karşı daima uyanık kalmasını biliyor. Ona karşı esas itiraz ise çalıştığı okuldan geliyor tabii: Müdire de, öğretmenlerin çoğu da, alışılmış patikaları çiğnemeyi sevmeyen, seçtiği kızlardan oluşan grubu kendi bildiği gibi yetiştiren, bu tutkulu kadın öğretmenin varlığından rahatsız oluyor.

Jean Brodie, Edinburgh’daki Marcia Blaine Kızlar Okulu’nun öğretmeni. 1930’lu yıllardayız. Kızların arasından kendine bir takım seçmiş, müdirenin küçümser bir şekilde ifade ettiği gibi, “Brodie takımı”. Müdireye göre, gerekli konularda bilgi sahibi olmadıkları hâlde, gereksiz bir sürü konuda engin bilgileri var. Buchman öğretileri, Mussolini, rönesans ressamları, yabani çalı merheminin yararları, ”Charlotte Brontë’nin ve bizzat Bayan Brodie’nin aşk hayatları” gibi. En güzel çağında, hayatının baharında olduğuna inanan Miss Brodie ise “ Genç omuzlarınıza olgun kafalar oturtuyorum, ” diyor. Ona göre, bütün öğrencileri kaymağın kaymağı. Yıllar sonra Sandy, kendisine öğrenciliğinde en çok neyin onu etkilediği sorulunca, “ Bayan Jean Brodie diye biri vardı, ” diyecek, “ hayatının baharındaydı ”.

Peki, nasıl kızlar bunlar? Monica Douglas, matematik konusundaki yeteneğiyle dikkati çekiyor. Rose Stanley ise cinsel cazibe sahibi. Eunice Gardiner, “kıvrak jimnastik hareketleri ve göz kamaştırıcı yüzüşüyle” tanınıyor. Jenny Gray, güzelliğiyle maruf. Sandy Stranger’ın, “küçük, neredeyse yok denecek gözleri” yüzünden adı çıkmış, ama esas özelliği, sesli harfleri söyleyiş biçiminde saklı. Mary Macgregor’un işlevi ise “herkesin suçlayabileceği, kişiliksiz biri” olması. Olsun varsın, “ Bana yaşken eğebileceğim bir kız verin, ömür boyu kendime bağlayayım, ” der Miss Brodie. Ne var ki biz başından beri, istifaya zorlanmasına karşı tedbir almak için kızlarıyla toplantılar yapan öğretmene, onlardan birinin ihanet edeceğinden kuşkulanırız.

Yazar Muriel Spark , anlatımıyla bize bir zaman yolculuğu yaptırıyor. “Şimdi”de kızlar lisede, artık Miss Brodie onlara ders vermiyor. Ama geri dönüşlerle sık sık eski güzel günleri ziyaret ediyoruz. Hatta ileriye, takımın ve Miss Brodie’nin geleceğine de gidiyoruz. Onları nasıl yetiştirdiğine tanık oluyoruz. Küçük yaştayken bile kızlara asla çocuk muamelesi etmiyor. Kuru gerçekleri öğretmekten kaçınıyor. Bu sayede kızlar beklenmedik bilgilere sahip olabiliyorlar. Aralarında faşizmin Avrupa’da yükselişi de var. Miss Brodie bu yükselişi heyecanla karşılıyor. Kendi fikirlerini, zevklerini aşıladığı kızlarının başka ekiplere dâhil olmasını da istemiyor, çünkü o zaman kontrolünden çıkabilirler. Kendi küçük klonlarını yaratamaz. Resim hocası Teddy Lloyd’un yaptığı portreler de bu durumu yansıtıyor zaten. Kızların hepsi Miss Brodie’yi andırıyor. Ancak zamanla, büyüdükçe, bu kontrol onları rahatsız etmeye başlayacak. On altı yaşına geldiklerinde, Miss Brodie de kime tam anlamıyla güvenebileceğini saptamak için kızlarını denemeye tabi tutacak.

Aşk hayatı derken, Birinci Dünya Savaşı’nda ölen nişanlıyı unutmamak gerek. Miss Brodie yukarıda bahsi geçen savaş gazisi, tek kollu ama yakışıklı Lloyd’u seviyor aslında, ama bunu belli etmeyi sevmiyor. Müzik öğretmeni Gordon Lowther ise okuldaki diğer gözde. Üstelik resim öğretmeninin tersine, bekâr olmak gibi bir avantajı var. Jean Brodie, ilişkilerinde de her şeyin kontrol altında olmasını istiyor, hatta ilişki olmasa bile erkeklerin onun etkisi altında kalmalarını. Seçtiği kişilerden kayıtsız şartsız hayranlık ve sadakat bekliyor. Düşmanı ise kızların ağzından laf alıp onu okuldan atmak ya da istifaya zorlamak isteyen müdire Miss Mackay. Joyce Emily’ye gelince, o “takım”a girmeye çalışıp başaramayan eleman. Ama Miss Brodie sonradan onu kanadının altına alıp İspanya İç Savaşı’na katılmaya teşvik edecek. Elbette Franco’ya destek olmak üzere. Filmde Joyce’un karakteri ile Mary’nin karakteri birleştirilmişti.

İskoç yazar Muriel Spark , “Bayan Jean Brodie’nin Baharı / The Prime of Miss Jean Brodie”de akıldan çıkmaz bir karakter yaratmakla kalmamış, zaman ve mekâna tamamen hâkim bir anlatım da tutturmuş. Tercihleri ne olursa olsun Miss Jean Brodie’yi seveceksiniz. En azından unutmayacağınızdan eminim.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkİspanyaKitapSandySavaşaşkmüzik
Görüş Bildir