Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Merve Gökçek Yazio: Yalnız Hissetmemek İçin Panoptikonda Yaşamak

Anasayfa > Yazio

Yalnızlık, kendisine has anlamını bulamayacak kadar dışadönük  yaşayanların acı çekme şekli olabileceği gibi, gerçekten bir başınalık içinde hapsolmak şeklinde somut bir görünüme de sahip olabilir. Bu olumsuz yüzünün yanında, kimi insanlar için güven veren ve onun hayatla bağını kuvvetlendiren, yaratıcı yönünü açığa çıkarmasını sağlayan olumlu bir yüze de sahip olabilir. Öyle ki kişi kendi seçimiyle ve geçici olarak yalnızlığa çekilip bu süreci yapıcı şekilde de işleyebilir.  Görüleceği üzere, kişiye, onun ihtiyacını, zaman ve mekana bağlı olarak oldukça çok boyutlu deneyimlenmesi mümkündür, kaçınmamız gerektiği söylenen yalnızlığın.

Biz olumsuz anlamı yani kurtulmamız gerektiği yönündeki mutlak koşullandığımız yalnızlığı inceleyeceğiz.

Biz olumsuz anlamı yani kurtulmamız gerektiği yönündeki mutlak koşullandığımız yalnızlığı inceleyeceğiz.

Ulaşabileceğimiz insan sayısının artması ve fiziksel olarak yan yana gelemeyecek mesafedeki insanların kendilerini dijital ağlarla birbirine bağlı hissetmesini sağlayan sosyal medyanın hayatımızda asal hale gelmesiyle birlikte, insan ilişkilerin derinliği yüzeyi aşamıyor ve birey tatminsiz dijital ilişkilerinin arasında bir çeşit ruh kaybı yaşıyor. Dijital olarak tüketici ve tüketilen haline gelen birey, kamunun gözetiminde sonsuza kadar ulaşılabilir olacağı umuduyla gerçekten kim olduğunu sorgulama cesareti gösteremiyor. Yalnızlıktan kaçınmak isteyen insanın gerçek yalnızlığı bu sorgunun olmaması sebebiyle iletişim çılgınlığının orta yerinde başlıyor. 

Her ne kadar daha fazla insana aynı anda ulaşabiliyor olduğumuzu düşünsek de aslında hepimiz dijital dünyada bir kurgu karakteri canlandırıyoruz.  Bu kurgunun içinde kendimizi değil, bir diğeri ile ilişkimizi biliyoruz.  Nasıl ki konvansiyonel iletişimde bilinçli ya da bilinçsiz olarak o zamanın yaşayan söylem ve kabullerini benimsiyor ve kendimizi dışarıya o kabuller çerçevesinde sunuyorsak, sosyal medyada da güncel olan kimliklerden birisinin ardına kendi gerçeğimizi bırakıyor ve daha çok kişiyle etkileşim kurmak adına kaybettiğimiz ruhumuzla derin bir yalnızlığa gömülüyoruz. 

Şimdi bıraktığımız ayak izlerini takip ederek beş yıl içinde varacağımız noktanın bilgisine  sahip olabilen, kendisi görünmez dijital dünya, tam olarak yalnızlık zaafımız üzerinden kendi kan ihtiyacını karşılıyor.

1785 Yılında İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın tasarladığı Panoptikon modeli hapishaneler – bütünü gözetlemeye izin veren hapishane modeli- bugün yerini dijital ağlarla “sosyal panoptisizme” bıraktı.

1785 Yılında İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın tasarladığı Panoptikon modeli hapishaneler – bütünü gözetlemeye izin veren hapishane modeli- bugün yerini dijital ağlarla  “sosyal panoptisizme” bıraktı.

Asla yalnız değilim güvencesi oluşturan yeni gözetim modeli sosyal panoptikon, aracılığı bireyi gözetlemek ve bu sayede şu an için uzak bir zamanda mümkün gibi görünse de bebek adımlarını deneyimlediğimiz kitlesel ve siyasal hareketler doğurmanın anahtarı konumdalar. Zira, bireylerde davranış modeli oluşturmanın en doğrudan yolu, sosyal olarak gözetlendiğini hissettirmektir. Çünkü insan, dışarıda öteki olarak yalnız ölmektense, sosyal bir oluşumun içinde görünürde “özgür” bir “köle” olarak daha az acıyla yaşamayı tercih eder. 

Yukarıda çizilen tablodan sonra bir sonraki panoptik gözetimimiz, “asla yalnız kalamama” olabilir mi sorusunu düşünmeden edemiyorum ve bu soruya cevabım kuşkusuz evet olacak. eninde sonunda her şey o ana kadar ne ise olduğu halini bırakıp karşıtına dönüşmek zorundadır. Fark edilme hazzı ve görünür olmak için uyum sağlamak ihtiyacının bir yerde kendi içinde güvenli bir yer arama, kendini yaşama deneyimine kendini bırakmak durumda kalacaktır. Çünkü her ne kadar sosyal olarak bir ötekiyle etkileşimde olmak ihtiyacı duysak da, aslında daha derinde “varoluşsal güvenlik” arayışı içerisindeyiz. Şu an cezp edici olan gözetim ve görünürlük dönüşümünü bireyin mahremiyetini koruma altına alma güdüsüyle yer değiştirecektir. 

Dijital dünya ve katı dünya birbiri içine geçmiş iki ayrı evren. Bir evrende yaşanan deneyimin diğerini etkilemesi ise kaçınılmaz. Dijital dünya sağladığı anonimlik imkanıyla içimizde olan ve katı dünyada yer edinemeyeni bir ölçüde dışarıya yansıtmamızı sağlıyor. Ama  açığa çıkanın anlamlı şekilde işlenebilmesi ancak sınırları mahremiyetle çizilmiş alanlarda mümkün olabiliyor. Çünkü kişinin gerçekten benliğine dair ona bir ruh verecek ve yalnızlıktan kurtaracak hazineyi işleyebilmesi için alıcı ve verici olarak başkalarının sesini kendi sesinden ayrıştırabileceği alanlara ihtiyacı vardır.  Mahremiyeti kişinin benliğinin bölünmemiş ve özerk kalabilmiş alanıdır. Kişi ancak bu alanda içinde çoğul bir anlam bulabileceği “ben kimim ve neyim” sorularını cevaplayabilir. Ve yalnızlığın içinde gözetim nesnesi haline gelerek gerçek kimliğinden uzaklaşıp “sosyal bir ölümü” deneyimlemektense kendiliğindeki değeri bulup işlemek, tüketim ve gözlem olgusu olmaktan kurtulmanın yegane yolu. 

Merve GÖKÇEK

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
12
1
1
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?