Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Merve Gökçek Yazio: İnandığın İçin Değil Onlar İstediği İçin Nefret Kusuyorsun

Anasayfa > Yazio

Savaşa yıkım hakkını ve haklılığını veren, kutsalları uğruna bir daha hatırlanmamak üzere ya da en iyi ihtimalle senede bir kez kimliklerini daha üstün bir adın gölgesi altında anılmaya kabul verecek kadar pazarlığa çıkarmaya, kendilerini tanımayanların kalemlerinin altında başka saflarının piyonu olarak yazılmaya kabul veren romantiklerin olması değildir. Aksine savaşların anlamı, insana kendi karşısında olan nesneleşmeyen düşünceleri, mesnetsiz inançları, sahiplenilemeyen toprakları fethetmeye onu zorlayan, savaşa sürüklenenin aldığı pozisyona göre saldırılacak olan mutlak otoriter figür üzerinden tanımlanır.

Savaş, yüksek ruhlara değil, karşısında kendini ispat etmek için durulacak bir benden olmayan ve görece benden daha üstün ya da acz halinde bir ötekinin rahminden doğar.

Savaş, yüksek ruhlara değil, karşısında kendini ispat etmek için durulacak bir benden olmayan ve görece benden daha üstün ya da acz halinde bir ötekinin rahminden doğar.

Yüksek ruhlar varlıklarını kanıtlayacaklarını karşıtlıklardan yoksunken erdemlerini ve güçlerini korumaya ne kadar devam edebilirler? Ahlaki değerler tehdit unsurunun yokluğu halinde hangi aşamaya gelindiğinde genel ahlak yozlaşmasına evrilir? Şartlar herkes için eşit ve kolayken ahlak işlevsel midir? Tanrı parçacıklarını ruhumuzda şeytanın yokluğu halinde de cilalamaya devam eder miyiz yoksa şeytan gözden kaybolduğunda iyi ve onurlu olmak değerden mi eksiltir?  Kimse seni görmüyorken en fazla ne kadar çirkinleşirsin?

İnsanının sosyal ihtiyaçları için bir diğerine bağlı olmasının doğal bir sonucu olarak, doğada varlığını, türdeşinin davranışlarını inceleyerek kazanmak salt insana özgü bir eğilimdir. Bir güruhun parçası olmakla kimliği tanımlayan insanın toplumla olan ilişkisinde kabul görme ve uyumlanma dürtüsünün baskın olması oldukça anlaşılır. 

Kitle iletişim araçlarının yaygınlığı ve insan doğasının zafiyetine uygun olarak, bireyin bir ürün halinde grup yaşantısının hizmetine sunulmasını sağlayan ortak dil, birey düzeyinde iradeyi yok edip, çoğulcu bir ruhun söylemini, kendisine dahil olmayana/lara yönlendirmesini kolaylaştırdı.

Post modern insanın, kimden - neden nefret ettiğini, ötekini kendileştirme çabasını sosyal hayatın içerisinde kendisine bir yer edinebilmek için diğerlerinin inanç ve davranışlarına paralel eylem ve söylemler geliştirmek durumunda olan bir çeşit öz iradeyi kısırlaştırma halinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bireyselleşmenin ve kişisel gelişimin en parıltılı çağının karanlık yüzünde yalnızlaşmayı yaşayan insanın, toplumdaki en ufak tetikleyici karşısında sorgusuz ve servis edilen bilgilerin kontrolüne gerek duymaksızın bir taraf olması, nefreti çoğaltması, nefretin sorumluluğun güruha katılanlar arasında eşit paylaşılmasının telkin edici gücüyle içine atıldığı yalnızlaşmasından kurtulma çabasından fazlası değil.

Nefret ediyoruz, öfkeliyiz diğerleri öfkeli olduğu için. Özgürlüğünü koru diyoruz, bir taraf seçmiş olmakla bizden olmayanı kısıtlama hakkı kazanmak için. Birlikte hakaret ediyoruz, tek başına aynısını yapmaya korktuğumuz için.  Gerçekten bir başına kalabilseydi insan yıkımlara, nefrete, öfkeye, ötekileştirmeye ihtiyacı olur muydu?

Merve GÖKÇEK

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
7
4
4
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?
Ukela

Valla okuyamadım yazıyı , Rusça hocam kendisi aslen Ukrayna'da üniversitede Türk Dili eğitmeniydi , bana şunu söylerdi , yahu siz Türkler amma uzun cümleler ... Devamını Gör