Merseyside’da Çırpınışlar -Erkin Bozdoğan

-

Merseyside’da Çırpınışlar -Erkin Bozdoğan

Merseyside’da Çırpınışlar -Erkin Bozdoğan

İngiltere’de diğer liglerin aksine tatil zamanlarında asla lig ara vermez; heyecan devam etmelidir ki herkes bu eğlenceyi tatilde de rahatça ve coşkuyla yaşayabilsin

Erkin Bozdoğan
info@dagmedya.com

Liverpool da Christmas tatilinde oynadığı Stoke City ve uzun bir aradan sonra tekrar Premier Lig ’de oynamaya başlayan bir Londra efsanesi Queens Park Rangers ’la oynadığı maçla tıpkı diğer Premier Lig kulüpleri gibi sezonun yarısına gelmiş oldu. Stoke karşılaşmasında yaşadığı yenilgi ve pozitif oyunun sonuca yansıyamaması, her şeyin bittiği anlamına gelmemeli. Nitekim ezeli rakipleri de puan kaybetti. Üstelik yılın son maçlarında kaybettiği puanlarla lider Manchester United ’ın tam 21 puan gerisine düşmüş bile olsa, onu görmeye alıştığımız Şampiyonlar Ligi sıralamasından hala 5 puan geride, bu da 2013 yılına umutla bakmalarını sağlıyor. Zaten 2012 yılının son maçında Queens Park ’ı net bir skorla geçtiler. Yılın ilk maçında ise Sunderlan d’i Suarez’in yıldızlaştığı karşılaşmada farka geçti.

Tüm bu son maçlarda büyük bir istikrar olmasa da Liverpool’un yeni teknik direktörünün sistem arayışını, daha doğru bir deyişle sistemini oturma döneminde sonlara yaklaşıldığını belirtmek gerekir. Zira ligin başlarında ve son zamanlarda –seyrek de olsa- son derece şok skorlarla sahadan ayrılan bir Liverpool’dan yavaş yavaş seri yakalayan bir takıma doğru yelken açmış durumda. Aslında İngiliz kulüplerinin marka değerlerinin gereği olarak düşündükleri Avrupa Ligi ’ni önemsememe durumu Liverpool ’da da hakim. Nitekim yedek ağırlıklı kadrolarla çıkarak gruptan çıkmayı başardılar ve 2. turda Son 32’ye kaldılar. Tabi eşleşmesi de gayet sağlam oldu, Liverpool Şubat sonu Avrupa’nın en önde gelen kültürel ve tarihi şehirlerinden birisi olan St.Petersburg ’u ziyaret edecekler. Zenit-Liverpool karşılaşması ise belki de yarı final oynayabilecek iki takımın karşılaşması olduğunu söyleyebiliriz, bu da henüz 2.turda yaşanacak mücadeleyi anlamaya yetiyor.

Brendan Rodgers ’tan biraz bahsedelim. Swansea ’nın kendisinin yönetiminde başarılı olarak iki sezon geçirdiğini kabul etmeliyiz. Futbolculuk kariyeri çok da parlak olmayan Kuzey İrlandalı, Merseyside ’a da Swansea City ’de oynattığı total futbol ve topladığı beğeni üzerine büyük umutlarla geldi. Aslında Rodgers’ın felsefesi takıma vereceği güçlü kondisyonu, hızlı ve yerden pas oyunu oynatarak efektif olarak kullanmak isteyen, bu yönüyle Arsene Wenger ’in Arsenal ekolüne benzer mücadeleci bir yapı oluşturmak istiyordu. Tabi ki ‘‘You’ll never walk alone’’ ve ‘‘The Beatles’’ ruhundan ayrı düşünemeyeceğimiz Liverpool olgusu, dinamikleri gereği mücadeleyi ve takım ruhunu tıpkı başarılarla dolu tarihindeki gibi yeniden doruklarda yaşayan ve yaşatan bir yer haline gelmeliydi. Onu büyük ve efsanevi yapan da buydu.

Belki bu cümleler, Liverpool için beslenen umutlarla alakalı olarak ‘o kadar da abartmamak gerekir’ şeklinde düşündürebilir ancak Liverpool dallandırıp budaklandırdığımız sözleri hak eden bir kulüp olduğu gerçeğini değiştirmez. Tarihi ‘The Kops ’ tribünü başta olmak üzere tüm taraftarına ‘’You’ll never walk alone’’ şarkısını söyleten unutulmaz hoca Bill Shankly ’nin yanı sıra, Kenny Dalglish, Ian Rush, Kevin Keegan, John Benjamin Toshack gibi efsanelerin, Liverpool’u İngiltere’nin ve Avrupa’nın kralı yaptığı dönem ve sonrasında gelen tüm başarılar bunu anlatır durumdadır. Bununla birlikte hepimizin diline pelesenk olan endüstriyelleşen futbolla birlikte gelen sistemde, tıpkı Rodgers’ın yapmak istediği gerçek bir takım oyunu için ona katkı yapacak ve birkaç gömlek atlatacak kaliteli oyuncuların da gerekliliği bir gerçeklik.

Gençleştirmede Altyapı Damgası ve Rotasyona Etkileri

Genç hocanın oluşturmak istediği ve ligin ikinci yarısında da -bir kazaya kurban giderek gönderilmezse- muhtemelen sahada göreceğimizi düşündüğümüz sistemde, etkilendiği bir numaralı isim hepimizin yakından tanıdığı Jose Mourinho ’ydu. Chelsea Akademisi ’nde genç takımların başına gelmiş ve sonrasında da yardımcı hocalık yapmaya başlamıştır. Daha sonra ta ki 2008’e kadar Chelsea’da kaldı ve sonraki dönemde ayrıldı ama onun teknik direktörlük tarzını etkileyen kuşkusuz Mourinho olmuştur. Swansea’da başarıyı getiren faktör de bizlere göre bu zaten ve Liverpool’a getiren sebebin de tam burada başladığını söylemeliyiz. Yeterli birikime sahip olan ve daha büyük başarılara aç yeni jenerasyon bir hoca oluşu kilit rol oynadı. Oyuncu potansiyelleri ve takım bütünlüğü, başarıya Rodgers’ın planladığı şekilde ve taraftarın beklentisini karşılayacak kadar yansımış olmasa da olsa Rodgers denemeye devam edecektir. Zira kadrodaki oyuncuların, ‘tek tek’ özellikli oyuncular olduklarını söyleyebiliriz.

Swansea’den öğrencisi Joe Allen , tam da istediği oyuna uyan teknik ve pas dağıtıcı bir oyuncu; ikinci yarıda daha verimli kullanacağını düşündüğü kilit bir oyuncu. Tabi yanında takım kaptanı ve kulübün efsanelerinden Gerrard’ın liderliğinin büyük katkısı olacaktır. Kalitesi tartışılmaz ama henüz geride bıraktığımız dönemlerde ırkçılık olayıyla gündeme gelen Luis Suarez ise bu sene gerçekten çok farklı. Takımın gol yükünü çeken ‘El Pistolero’ Suarez , karşılaşmalarda dikkat ederseniz inanılmaz hırsla ve özgüvenle oynuyor. Kısacası gereken her şeyi yapıyor diyebiliriz. Rodgers’ın yaptığı farklı bir devrim de, hazırladığı pizzadaki malzemelerin hatırı sayılır bir bölümünü altyapıdan seçtiğini açıkça görmekteyiz. Üstelik rotasyonunda, sadece 1 veya 2 oyuncu değil çok daha fazlası yer alıyor. Her iki kanatta da değişerek oynayabilen ve bunu da sezonun ilk yarısında performansını arttırarak gösteren Jamaika asıllı Raheem Sterling henüz 17 yaşında olmasına rağmen bir Liverpool efsanesi olma potansiyeli taşıyan, oldukça hızlı ve genç bir oyuncu. Henüz ilk sezonunda kötü olmayan performansıyla rotasyonda yer alacağını gösterdi. Takımda ‘back’ pozisyonunda çokça gördüğümüz yine altyapı ürünü olan Andre Wisdom ise yeni yeteneklerden sadece başka bir tanesi. Tempolu ve takımın abilerinden olan mevkiidaşı Glen Johnson ’un izinden gidebilecek bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.

Dortmund ’dan Real Madrid’e henüz geçen sezon başında transfer olan milli oyuncu Nuri Şahin , takımının ‘aşırı’ formda olması nedeniyle kendisine takımda yer bulamadı ve bu sezon başında da kiralık olarak Liverpool’un yolunu tuttu. Bu transferde, Jose Mourinho’nun eski yardımcılarından birisi olan Brendan Rodgers ’ın yanında yani ‘emin ellerde’ olacak olması ve Premier Lig temposunun Nuri’ye büyük katkı yapacağına inanması büyük bir etkendi. Alışamadığı izlenimi veren performansı beklenenin altında kalsa da, takıma gün geçtikçe ısınacağını ve 2013’te farklı olabileceğini söylemeliyiz. En azından öyle umalım. Hatta bugünlerde, Nuri’nin doğduğu topraklara Ruhr’a döneceği şeklinde çıkan haberler de az değil. Öte yandan, Altyapıdan gelen Jonjo Shelvey dazlak tarzıyla taraftarın sevgisini kazanan bir oyuncu oldu. Attığı goller de buna eklenince orta sahada söz söyleyecek bir oyuncu olacağa benziyor.

Biraz da, İspanya U21 takımı oyuncusu da olan ‘Suso’ yani tam adıyla Jesus Joaquin Fernandes Saez ’den bahsetmeliyiz. Suso, henüz 16 yaşında Cadiz altyapısından Liverpool’a kazandırılmış ve o da tıpkı Sterling gibi henüz 17 yaşında A takıma yükselmiş bir oyuncu. Orta saha forvet arkasında, fiziksel ve teknik özellikleri ile İspanyol esintileri taşıyan hızlı bir tarzı var. Tabi ki yaşı itibariyle de takıma uzun vadede gerçekten katkı yapacağını düşünmemek elde değil. Rodgers’ın sisteminde orta sahada bir Henderson, Hollanda’dan sezon başında gelen kanat oyuncusu Assaidi’nin rotasyonda önemli roller oynayacağını belirtmeliyiz. Ayrıca parladığı günlerine tekrar dönmek isteyen bir Stewart Downing 2012’nin son haftalarında iyiye gidişin sinyallerini verdi.

Leverkusen ’den adanın yolunu tutan Türk-Alman oyuncu Samet Yeşil ’e de bir parantez açmalıyız. Şimdilik Lig ve Federasyon Kupası maçları dışında fazla forma giyemeyen genç oyuncu gelecek için umut verdiğini, bundan 2 sene önce U17 Dünya Şampiyonasında final oynayan Alman takımında gol rekoru kırarak göstermişti. Totalde ise Almanya’nın çeşitli milli takım kademelerinde de toplam oynadığı 31 maçta 28 gol atması büyük bir referans. Şimdilik zayıf gibi gözükse de hızlı oluşuna ve son vuruşlarda usta olmasını sağlayan yeteneğine dikkat çekmek gerekir. Kendini fiziksel açıdan geliştirdiği ve mental açıdan büyük zorluklara, mücadelelere hazırladığı takdirde Samet’in ismini duymaya devam ederiz. Hatta yakın gelecekte yine ‘Türk Milli takımını mı; yoksa Alman Milli takımını mı seçecek’ şeklindeki Mesut’la klasikleşen tartışmalar çıkacaktır.

Liverpool’un şu anki yerine bakıp tüm bu faktörleri değerlendirdiğimizde; rakipleri olarak sayabileceğimiz United, City, Arsenal veya Chelsea ’ye ve hatta Tottenham ’a göre daha mütevazı kadrosuyla onları yakalamaya, ligi en kötü ihtimalle Şampiyonlar Ligi potasında bitirmek isteyen bir Liverpool’dan bahsettiğimizi görüyoruz. Bunun için Liverpool’un takım futbolunu, paslı sistemi oturtmasının gerekliliği açıkça görülüyor. Umarız Rodgers’ın çabaları sonuçsuz kalmaz. Zira son 3-4 sezondur menajer, oyuncu ve sistem istikrarsızlıklarıyla boğuşan Liverpool, ancak böyle 2005’te İstanbul’daki unutulmaz finalde Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıran takımı ve 2008’de de neredeyse yolun sonuna kadar şampiyonluk yarışına devam etmiş olan Liverpool’un seviyesini tekrar yakalayacaktır.

Erkin Bozdoğan, 8 Ocak 2013,Dağ Medya)

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AlmanyaArsenalChelseaİngiltereİspanyaİstanbulJose MourinhoLiverpoolManchester UnitedManuel FernandesMilli TakımNuri ŞahinReal MadridŞampiyonlar Ligifutboltatiltransfer
Görüş Bildir