'Menekşe’den Önce' Belgeseli İçin Yazarlar Ne Dedi?

-

'Menekşe’den Önce' Filmi İçin Yazarlar Ne Dedi?

'Menekşe’den Önce' Filmi İçin Yazarlar Ne Dedi?

Menekşe’den Önce belgeselinin vizyona girmesi medyada büyük yankı uyandırdı. Davete katılan köşe yazarlarından çok farklı tepkiler geldi. Hürriyet gazetesi yazarı Doğan Hızlan “ Menekşe’den Önce belgeselini mutlaka seyredin. Gerçekten çok önemli bir iş başarmış, dilerim özgürlüğüne kavuşsun ve böyle çalışmaları sürdürsün ” derken Yalçın Bayer ise galada karşılaştığı Turgut Kazan ile aralarında geçen bir konuşmaya yer verdi.

Belgesele bir de olumsuz eleştiri vardı. Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç galanın “CHP kongresine dönüştüğünü” söyleyerek “Sunum gecesi (ki Sivas'ın yıldönümü) baş konuşmayı, hem de o sıfatla CHP Genel Başkanı yapıyor. Salon miting meydanı.. "CHP sloganları" atılıyor.. "Başbakan Kemal" diye gırtlaklar yırtılıyor..

Peki o kalabalığın Madımak Oteli önünde toplananlardan çok mu farkı kalıyor, o zaman?.” İfadelerini kullandı.

İşte Doğan Hızlan’ın “Yıldızlara ulaşan merdiven...” başlıklı yazısı:

Soner Yalçın’ın yönettiği, müziğini Fazıl Say’ın bestelediği Menekşe’den Önce belgeselini seyrettim. 2 Temmuz’da yakılan 33 kişiyi anımsayarak.

Unutmadığımızı, unutturmadığımızı bir kez daha vurgulayarak.

Olağanüstü bir hüzün yarattı her karesi. İnsanlık adına utanç gününün en üzücü karelerinden birisidir... Tanıdığımız, okuduğumuz dostlarımız bir merdivende, ölümü bekliyorlardı. Çaresiz... O merdivenin sonu ölüme değil, yıldızlara ulaşıyormuş, sonra anladık!

Dışarıda insanlığından çıkmış bir kalabalık! Çıldırmışçasına ateşin yükselişini seyrediyorlardı, insanlık tarihinin en utanç verici eylemini gerçekleştiriyorlardı!

O an ne insaf vardı, ne insanlık, ne devlet, ne de vicdan.

Yangında bütün bu kavramlar kavrulmuştu.

Toplantıyı CHP İstanbul İl Örgütü düzenlemişti.

Gösterimden önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir konuşma yaptı.

Ataol Behramoğlu’ nun da mesajı gerçekten günün anlamını şairce ifade eden bir yoğunluktaydı.

Silivri hapishanesinde yatan Soner Yalçın’ ın hepimize ilettiği mesaj şöyleydi:

İnsanlığın en büyük ve en tehlikeli hastalığı bellek kaybıdır. Unutturmamak bir gazetecinin görevleri arasındadır. Madımak katliamını hafızalardan sildirmeyeceğiz. Unutturarak rahata ermek isteyenlere bu fırsatı vermeyeceğiz. Menekşe’den Önce bu amaçla hayata geçirildi. Ne yazık ki tam bitiremeden Silivri Cezaevi’ne atıldım. Şaşırmıyorum, Madımak gibi bir vahşeti yapanlar, tarihin her dönesinde düşüncenin düşmanı olmuşlardır.

Bu büyük yolculuğumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.

Tek üzüntüm, belgeselimin son halini görememek.

Ama sevgili dostlarım bu bayrağı benden aldılar ve daha yükseğe çektiler; hepsine teşekkür ederim.

Benim yerime de seyredin lütfen.”

Film, kendisi henüz doğmamışken 14 yaşındaki ablası Menekşe’yi ve 12 yaşındaki ağabeyi Koray’ı kaybeden Menekşe’nin gözünden 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak vahşetini ve ardından yaşananları aktarıyor. 15 yaşındaki Menekşe Sivas’ta çocuklarını kaybeden aileleri ve ölümden dönenleri tek tek arayarak Madımak’ın izlerini sürüyor.


OLAYI yaşayanların, tanıkların anlattıkları bir kez daha kan donduracak vahşette.

Görüntülerin en unutulmazı, yaşadığımız sürece göz belleğimizden silinmeyecek bir bekleme. Arkadaşlarımız, merdiven basamaklarına oturmuşlar, ellerinde birer temizlik fırçası, sanki yaşamaya bunlarla tutunacak, gözü dönmüş kalabalığı böyle önleyecek gibi hüzünle bakıyorlar.

Dumandan boğulacaklar, yanacaklar birer yıldız olup göğe çıkacaklar.

Onlar, dışardaki lanetli topluluğu, tarih önünde, ölerek yok ettiler!

Bazı belgesellere sanatın soluğu karışır. Oysa bu belgesel doğrudan bize aktarılarak, kahredici etkisini çok daha fazla gösteriyor.

İki çocuğunu kaybeden ana babanın, bir kutsal mekânı ziyaret eder gibi ölen çocuklarının odalarını ziyaretleri.

Öldü sanılan birinin, morgda nabzının atışının fark edilmesi...

Soner Yalçın ’ın belgeselini seyrederken, Oscar Wilde’ ın bir yazısı aklıma geldi.

“Ben,” diyor ünlü yazar, “ iki roman kahramanını çok severdim; birisi Balzac’ın Sönmüş Hayaller’inin kahramanı, diğeri de Stendhal’ın Kızıl ile Kara’sının kahramanı. İkisi de zindanda, ben de bu mektubu zindanda yazıyorum.”

Lütfiye Aydın ın Gri Gül kitabındaki Sonuncu Kat öyküsünden bir bölüm okumanızı isterim, öyküyü morgdan kurtulan tiyatrocu yazar Serdar’a adamış:

“Bu gidişle, bizler burada açlıktan ya da susuzluktan ölürsek şaşırma Bekir. Dedem hep ağlayarak Kerbela’nın vahşetini anlatan bir mersiye okurdu. Haklıymış adam...”


SONER YALÇIN’ın Menekşe’den Önce belgeselini mutlaka seyredin. Gerçekten çok önemli bir iş başarmış, dilerim özgürlüğüne kavuşsun ve böyle çalışmaları sürdürsün”.(Hürriyet-Doğan Hızlan-4 Temmuz 2012)

İşte Yalçın Bayer’in yazısından “Esas haberin kaynağının açıklanması namertliktir” başlıklı yazısı:

“‘MENEKŞE’den Önce’nin galasında eski Baro Başkanı Turgut Kazan’la karşılaştık. Bir kısım basına sitem etti ve “Başbakan, Wall Street Journal için ‘Dürüstsen kaynağını açıkla... Açıklamazsan namertsin’ dedi ve medyamızın büyük çoğunluğu bu konuşmayı alkışladı” dedi. “Oysa” diyerek devam etti: “Meslek etiği açısından, (saklı tutulması istenmiş) haber kaynağını gazeteci açıklamaz, açıklayamaz. Açıklamaya zorlanamaz, açıklama çağrısı yapılamaz. Gazetecinin habere ulaşma/haber verme hakkı ile kamuoyunun haberi öğrenme hakkı için, bu kurala mutlaka uyulması gerekir. Aksi halde, habere ulaşma/haber verme ve haberi öğrenme hakkı öldürülmüş olur. Demokrasilerde temel standart budur. Biz de, Beşir Atalay’ın basından sorumlu Devlet Bakanlığı sırasında ve AİHM kuralları ışığında, yeni yapılan Basın Yasası’nın 12. maddesine bu kuralı koyduk. Elbet, nedenlerini göstererek haberi yalanlayabilirsiniz. Ama ‘Kaynağını açıkla, açıklamazsan namertsin’ diyemezsiniz. Uzun sözün kısası, kaynağın açıklanmaması değil, açıklanması namertliktir. Medyanın bu temel kural doğrultusunda Başbakan’ı uyarması gerekirken alkışlaması inanılmaz bir gaflettir. Bizdeki basının kalitesini gösterir.” (Hürriyet/ Yalçın Bayer 4Temmuz 2012)

İşte Sabah yazarı Hıncal Uluç’un “İlle de bölünecek miyiz!..” başlıklı o eleştirisi

“İnsanları kanlarına göre sınıflamak insanlık dışı.. Milletler günümüzde, ayni kandan değil, ayni vatanda, ayni ilke ve ideallere sahip insanlardan oluşuyor..

İfade özgürlüğünün temel olduğu demokrasi, ülkelerde sayısız fikrin doğmasına olanak sağlıyor. Bu harikulade bir şey. Ama fikirlerin bölünmeye, düşmanlık ölçüsüne varan bölünmeye sebep olması tehlikeli.. Terör ve giderek parçalanmanın yolu böyle açılıyor..

Tüm düşünce ayrılıklarına rağmen ülke insanlarını bir arada tutan şeyler var.. Simge olaylar, insanlar.. Yaşanmış zaferler.. Trajediler..

Ayni şeye sevinmek, ayni şeye üzülmek bizi "Ulus" yapar. Ayni kandan gelmek değil.. Günümüz seyahat ve yerleşim imkanları içinde karışmayan kan mı kaldı?.

"Ben safkanım" diyen bir kişi çıksın da görelim..

Şimdi bu girişi niye yazdım..

Kısa süre içinde ikinci defa, "Ulusal" olması gereken bir sahiplenme olayını, belli bir partiye dayadık ve "Sunum"u, belli bir partinin mitingi haline getirdik.

İlhan Ağabey, ulusal, ulusal olması gereken bir "Aydınlanma ve Özgürlük" simgesidir. Onun anıtı "CHP Mitingi" havasında açıldı..

Neden?.

Bugün bu ülke Atatürk'ü "CHP Başkanı" diye mi anıyor?.

Soner Yalçın kardeşim, 17 aydır, kendisinin de, benim de, pek çoklarının da anlamadığı bir sebeple tutuklu.. "Kardeşim" lafın gelişi değil. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Sohbetinden çok zevk alırdım. Teröristmiş.. Sanırım izleniyordu.

Telefonları da, ortam dinleme ile, umumi yerlerdeki konuşmaları da.. Telefonda da çok konuştuk. Buluştuğumuz kafelerde de.. Niye bana hiç söz etmedi, böylesine "Suç (!)" fikirlerinden.. Herhalde "Hıncal'a güvenilmez. O peşimdeki ajanlardan biri" diye gerçek fikirlerini benden saklamış olmalı..

Soner Kardeşim, Sivas Olayları üzerine fevkalade çarpıcı bir belgesel yapmış.. Daha doğrusu, başlamış da, içeri atılınca bitirememiş. Onun notları ve talimatları ile dışarıdaki dostları tamamlamış.. Sinema olarak hataları var tabii.. Soner çıkınca (İnşallah) elden geçirir düzeltir. Ama bu "Ham" haliyle bile fevkalade çarpıcı.. Dondum kaldım izlerken.. Göz yaşlarıma kaç defa engel olamadım..

Bir insanlık dramını böylesine içerden, böylesine yaşayanların dilinden izlemeye bile tahammül zor.. Bir de kendinizi yaşayanların yerine koyun..

Böyle trajedilerin bir daha yaşanmaması lazım. Yaşanmamasının da tek yolu var.. "Ulus" olabilmek.. Kanı, dini, inancı, düşüncesi ne olursa olsun ayrımsız "Biz" olabilmek..

Tabii farklarımız olacak.. Düşünce farklarımız, siyasal, kültürel, sosyal farklarımız.. Onlar bizim zenginliğimiz olacak.. Vatan ve ulus sevgisi de bütünlüğümüz..

Sivas acısını hepimiz yüreğimizde hissedersek "Biz" oluruz..

Peki yapılan ne?.

Soner'in filmine CHP sahipleniyor.. Sunum gecesi (ki Sivas'ın yıldönümü) baş konuşmayı, hem de o sıfatla CHP Genel Başkanı yapıyor. Salon miting meydanı.. "CHP sloganları" atılıyor.. "Başbakan Kemal" diye gırtlaklar yırtılıyor..

Peki o kalabalığın Madımak Oteli önünde toplananlardan çok mu farkı kalıyor, o zaman?.

..Ve de Sivas, CHP'nin sahipleneceği son olay aslında.. Madımak'ta 37 insanımız yanarak ölürken, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller Başbakandı. Ya 2 yıllık Başbakan Yardımcısı kimdi?.. Erdal İnönü.. Olaylar sırasında otelden "İmdat" diye arayan Aziz Nesin'le konuşan ve 4 Temmuz'da "Olaylara geç müdahale edilmesinde Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in de benim kadar sorumluluğu var" diyen Erdal İnönü..

Bugünkü iktidar partisi ortalarda bile yoktu. Ona temel olduğu söylenen parti de, yüzde 15 falan oyla, muhalefetteydi.

Sivas, tıpkı 6/7 Eylül gibi, bu ulusun tarihinde bir daha yaşanmaması gereken bir trajedi, bir korkunç olaydır. Bir daha yaşanmaması da, "Biz" olmakla mümkündür..

Bir "Bölücü" katliamın sunumunda dahi bölücülük yaparsak, bu amaca nasıl ulaşırız?.” (Hıncal Uluç- Sabah- 4 Temmuz 2012)

Odatv.com

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AydınBaşbakanBaşbakan YardımcısıBeşir AtalayCumhuriyet Halk PartisiFazıl SayGenelkurmay BaşkanıİstanbulKemal KılıçdaroğluSinemaSoner YalçınSüleyman DemirelTansu ÇillerTerörolay
Görüş Bildir