Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Menderes'in Hikayesine Yasak İlişkiden Başlamak...

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Menderes'in Hikayesine Yasak İlişkiden Başlamak...

Menderes'in Hikayesine Yasak İlişkiden Başlamak...

Adnan Menderes’in çarpıcı hayat hikayesini ekrana taşıyan ’Ben Onu Çok Sevdim’ dizisi ilk bölümüyle ekrana geldi.

Reyting listesine parlak bir giriş yapamayan Ben Onu Çok Sevdim dizisi hakkında en sert eleştiriyi ise Medyafaresi.com yazarı Anibal Güleroğlu yaptı.

İdam edilen Başbakan Adnan Menderes’in bu dizide küçük düşürüldüğünü öne süren Anibal Güleroğlu’nun yazısı şöyle;

Ha bugün, ha yarın derken nihayet geldi huzura…

Kadın oyuncu kriziyle ve çok çetrefilli bir dönemi kapsayan içeriğiyle, daha yayına girmeden ses getiren ‘Ben Onu Çok Sevdim’, özellikle beklediğim bir diziydi.

Zira hem hiç tasvip etmediğim idam cezası haksızlığına maruz kalan, hem de ölüm öncesi ‘prostat muayenesi’ saçmalığıyla aşağılanan bir Başbakan’ın, 6-7 Eylül olaylarıyla lekelenmiş iktidarındaki fırtınalı yaşamına yöneltmişti kamerasını. Bu ise gerçeklerin ne derece dillendirileceği ya da hangi açıdan ele alınacağı hassasiyetini çıkartıyordu ortaya.

Nitekim dizinin çizdiği yol, daha açılış sahnesiyle gösterdi kendini. Gayet ezik bir duruşma sunumuyla girişini yapan ‘Ben Onu Çok Sevdim’, mahcubiyetin ve hüznün kadercilik teslimiyetçiliğine dönüştüğü bir Adnan Menderes profilini öylesine abartıyla çizmişti ki, sanırsınız karşınızdaki bir Başbakan değil de zinada yakalanıp mahkeme huzuruna çıkartılmış, aşkının yükü altında sinmiş sıradan bir adam!

Mahkeme Heyeti derseniz cılızın ötesinde… Bırakın koskoca İhtilal Mahkemesi’ni vasat bir Ağır Ceza Mahkemesi dahi bundan daha ciddi bir şekilde resmedilir. El-kol işaretleriyle Menderes’e suçlama yönelten bir Mahkeme Başkanı, ciddiyetsiz bir salon ortamı… Madem böylesine önemli bir tarihi süreci dizileştireceksiniz o zaman hiç olmazsa biraz daha ciddi prodüksiyon yaratmaya özen göstermek gerekmez mi?

Gerekir de, söz konusu bizim diziciliğimizse gerekmez.

Nasıl ki, yere göğe sığdırılamayan tarihi dizi ve filmlerde, ‘kurgudur’ mazeretinin arkasına sığınılarak tarihi kişilikler farklılaştırılıp güzelim tarih, yalap şalap görüntü bindirmeleriyle verilen savaş sahneleri, iki üç mekânla sınırlı saray atmosferleri ve çaylaklığın ötesindeki dövüşlerle basite indirgeniyorsa, Cumhuriyet tarihine büyük ayıp olarak geçen başbakan ve iki bakanın idam yolundaki yargılanmaları da bu hale getirilebiliyor işte.

BAŞBAKAN DEĞİL, BOYNU BÜKÜK AŞIK

Öte yandan o günleri görmeyen ama atmosferi, şahsen mahkeme salonunda bulunan büyüklerinden dinleyen ve Menderes’in, Aydan Ayhan’la ilişkisinden ziyade çok daha derin konularla itham edilen Başbakan sıfatıyla duruşmalarda yer aldığını bilen biri olarak bu havanın dizide hiç yansıtılmamasını da yadırgadım doğrusu.

Oysa ortada Kıbrıs’ta teşkilat kurmak üzere harcanan örtülü ödenek suçlaması, 6-7 olayları bilindiği halde müdahale etmemek, Anayasa ihlali, Demokrat İzmir Gazetesi’nin tahrip edilmesini teşvik, CHP’nin mallarına haksız yere el konulması, üniversite baskını, halka ateş açtırılması ve daha hatırlayamadığım pek çok suçlama var!

Tüm bunlar dururken, doğrudan ‘Adnan Menderes ile Aydan Ayhan arasında bir ilişki var mı, yok mu’ sorgusundan işe koyulmak ve ‘Alenen yoktur diyemiyorsunuz’ saptamasıyla boynu bükük duran Menderes’i, siyasi kariyeri Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir cezayla sonlandırılan Başbakan sıfatından çıkartıp ‘aşk suçlusu’ durumuna düşürmek, dizinin gidişatına daha baştan sekte vurmak demek.

Menderes’in kendi gayri meşru çocuğunu öldürttüğü iddiasından 1950 yılındaki tanışma faslına geçerek, Başbakan’ın yaşamını ve iktidarında yaşananları aktarmak yerine, tamamen bir ‘aşk’ dizisi olacağını haykıran başlangıç dizinin sınıfta kalmasına yetti de arttı. Ancak bu olumsuzlukların tümünü bir kenara bıraksak bile, ‘Dur bakalım devamı nasıl gelecek’ merakıyla izlediğim dizinin sonraki sahneleri de ne yazık ki bu yansımayı değiştirmeyecek türden.

Menderes’in sürekli dudaklarında bir gülümsemeyle karşımızda duruşu, gereğinden fazla yumuşak üslupla konuşarak abartılı bir sevecenlik sunması, her an birilerini ayartmak isteyen erkek edasıyla çevresine bakması tam anlamıyla fiyasko. Menderes, büyük aşk yaşamış olsa bile, bu resmedilen karakter bir devlet adamı ciddiyetiyle taban tabana zıt.Hele hele Aydan Ayhan’ın ıslanmasını engellemek için arabadan fırlayıp şemsiye tutuşu ve kabak çiçeği gibi ortalık yerde dururken çevreden kimse tarafından fark edilmemesi tam bir komedi. Bir başbakanının buna yaraşmayacak ağırlığı bir yana, halkın bildiği bir kişi ortalıkta koşturuyor ve kimse onu tanıyıp çevresine doluşmuyor. Olacak iş mi? Olacak iş değil ama tıpkı koskoca Kanuni Sultan Süleyman’ın kadınların elinde oyuncak olan bir aşk adamına dönüştürülmesi ve Hürrem’in parmağında oynatılması gibi bu dizide de, Menderes aynı kıvama sokuluvermiş.

Bilinen kadarıyla üç yasak aşka(Mukaddes, Aydan ve Suzan Hanım) yelken açan Başbakan’ın çapkın duruşunu başarıyla veren Mehmet Aslantuğ’un yönegtmenin talimatına uygun oyunculuğuna sözümüz yok ama senaristin ve yönetmenin, dizinin ciddiye alınması adına, bu mantık çarpıklıklarına dikkat etmesi gerek. Aksi takdirde ‘Ben Onu Çok Sevdim’ birkaç bölüm sonrasında tam anlamıyla uzaktan kumandalı bir komediye dönüşecek.

OĞLUNU MECLİS İŞLERİNDEN ÖNDE TUTAN BAŞBAKAN

‘Ben Onu Çok Sevdim’de göze çarpan bir başka ayrıntı da, ‘Başvekil olarak tek icraatım da olsa ezanın Arapça okutulmasını sağlayacağım’ sözlerinin altı kalın kalın çizilen ve NATO’ya girme konusunda Cumhurbaşkanıyla birlikte ‘kötü polis-iyi polis’ taktiği sergileyerek o yılların aslında günümüzden pek de farklı olmadığını açık eden Menderes’in ‘küçük oğul’ tutkusuyla yarattığı manzara!

‘Önemli olan tarihler değil, ailenin mutluluğudur’ diyerek kocasının tanışma yıldönümlerini unutuşunu hoş gören ve aldatılan arkadaşına moral veren Berin Hanım’ın eşinin yasak aşklarını bilmezden gelen tavrı ne derece inandırıcılıktan uzaksa, Adnan Menderes’in de anında koşturulan doktora ve onun ‘İyidir’ teşhisine rağmen küçük oğlu Aydın’ın başucundan ayrılmamakta direnmesi de o derece yapay.

TBMM’de, sayısız şehit verilmesine sebep olan Kore meselesi görüşülürken böylesine önemli bir konuyu bırakıp evinde oğlunun başını okşamakla meşgul olması, ‘Çok önemliymiş’ vurgusuna rağmen Meclis’ten gelen telefona bakmamakta ısrar etmesi, ciddiyetten uzak sahneler. Sade vatandaş bile hasta çocuğunu evde bırakıp günlük işinin başına koştururken bir başvekilin böylesi kaprisli keyfiyet sergilemesine inanmak oldukça zor.

Öte yandan ‘Son Padişah Adnan’, ‘Diktatör ve Saltanat Sevdalıları’ etiketleriyle sanki günümüzün muhalefetini anımsatan İsmet İnönü’ye kulaklık attırma sahnesiyle kamufle edilmeye çalışılan bu süreçte sergilenenler gerçekse vahim, gerçek değilse daha da vahim!

Şayet bu dizide aşk ve aile yaşamıyla öne çıkartılmaya çalışılan Adnan Menderes resmedilirken, gayet mütevazı duruşuyla dikkat çeken ‘Lincoln’ filmindeki Abraham Lincoln’den ilham alınmışsa, fikir sahiplerinin hem ülkemiz gerçeklerine geri dönmesi hem de yaratmak istedikleri imaj üstünde bir parça daha çalışması lazım. Çünkü Lincoln ve Menderes apayrı kutuplarda! Yok, eğer başka birinden feyz alınmışsa, yandı gülüm keten helva. Merhum Başbakan Menderes ve dönemi bu kez de yanlı siyasete kurban gidecek demektir.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkAydınBaşbakanCumhuriyet Halk PartisiİdamİzmirKoreNATOPolisSavaşŞehitTürkiye Büyük Millet Meclisiaşkdizikabak
Görüş Bildir