Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Leyla Erbil'in En Soylu Elması

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Leyla Erbil'in En Soylu Elması

Leyla Erbil, yeni kitabı Tuhaf Bir Erkek’te toplumsal cinsiyet adlı kültürel sakatlığı kendine özgü anlatı biçimiyle teşhis ve teşhir ediyor.

Toplumsal cinsiyet, yani kadın ve erkeğin biyolojik ayrımıyla birlikte kazandığı (ya da kaybettiği) türlü kültürel özellikleri içeren tanımlama, iki cinsin de hareket sınırlarını belirleyen bir araçtır. Bu aracı, ‘Tuhaf Bir Erkek”’te zamansal ve mekânsal uçuşlarını da göz önünde bulundurarak dünya içinde dolaşan bir uzay mekiği gibi görebiliriz. Yazarı ise, bu mekiğin idaresini üstlenen istisnai bir pilot... İstisnai çünkü Erbil’in pilotluğu aynı zamanda gözlemci, katılımcı ve yaratıcı süreçleri içine alan özel bir kondisyon. Kitap, bu aracın nasıl çalıştığını, hangi rotada ne yönde seyrettiğini, nasıl hızlanıp yavaşladığını, ne zaman bozulup durduğunu anlatan, müthiş bir metni barındırıyor içinde.

Komet’in resimleriyle görselleşen kitabın temel meselelerini, aile ve evlilik kurumu, kadın ve erkek tipleri ve rolleri, cinsellik, mahalle, yoksulluk, kent, siyaset, kötü liderler ve hayaletler oluşturuyor. Can alıcı şekilde bu konuların birbiriyle ilişkisini anlatırken, estetikten ve sanatsal incelikten ödün vermiyor yazar. Sevim Burak’ın “Sahibinin Sesi”nde bahsettiği, damarlar içinde dolaşan ve kalbe batan bir iğne gibi, okurun algısını, belleğini ve anlayışını deliyor; ruhunda ve bedeninde tekinsizce geziniyor. Örneğin yukarıdaki başlıklardan biri olan yoksulluğu, Erbil, şiirsel biçimde kadın ve erkeğin ilişkisindeki eksiklik ve bozulmayla anlatıyor. Yine aynı konuyu, ailedeki servet ve bellek kaybından doğan üzüntüyle de delici bir şekilde seslendiriyor.

Kitaptaki kişisel yoksulluk ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin en berrak, en vurucu satırları: “kuyumcu diamenştayn’ın/vitrininin önüne çekti beni/alacağım şu küpeleri bir gün sana... bir çift küpeyi/uzun uzun seyrettirdi bana.” (s. 82) “Bende bastırılamamış olan en soylu duygu elmastır” (s. 85) diyen kadın, erkeğinin ona damla elmas montürlü küpe alma sözünü tutmadığından bahsediyor. İlerideki satırlarda da bu olay yüzünden içinde kopan fırtınaları okuyoruz. Yani, vitrin izlettirilen kadın elmas küpelerin de, erkeğe otomatik olarak verilen iktidarın da sahibi olamıyor. Eksik kalıyor. Değerli ve maddi olana, erkek erkiyle dahi ulaşamıyor.

Toplumsal yoksulluk ve bellek kaybı ilişkisi için şu satırlara dikkat edelim: “nasıl geçineceğiz dedi annem/pedantifimi satarız/sen üzülme dedi/babaannem... iyi kötü geçinmeye başladık/ben işte tam o sıralarda/aniden on yıl büyüdüm.” (s. 57) Ailenin üst jenerasyonundan kalan değerli ve anlamlı unsurları yitiren kadın, gücünü kaybetmeye devam eder. Bu satırlarda, zamansal kaymaların da en güzel ipuçlarından biri bulunur: On yıl yaşlanmak. Zaman kayarken ağırlaşır, çünkü her deneyim hem kişisel hem toplumsaldır. Yani, yüktür. Erbil, yazarak bu yükten ince ince kurtulur.

Yazar, tüm metin boyunca bir kavramdan bahsederken, onu zaman içindeki bir noktaya sabitlemeden, yayarak ele alıyor. Bu yayılımı da en efektif şekilde “gorgo” metaforunda okuyabiliyoruz. Masalsı ama güncel bir canavar olan gorgo, hem faşist liderleri, hem iktidarın her türlü uzantısını, hem de kadının/yazarın anlattığı tuhaf erkeği temsil eder. Geçmiş ve şimdiki zaman iç içedir. Bilinmeyen bir tarihte, bundan birkaç on yıl önce belki de, mahalle gorgo’yu protesto eder. “tüm komşular/haykırdı/yok olası gorgo/faşist gorgo/rejim faşist” (s. 27). Burada gorgo’nun yayvan değişmezliğiyse şu satırlarda gözüküyor: “başımızdaki/yeni gorgo korkunç... bu yeni gorgo zamanında/kimse kimseyle/doya doya sevişemiyor/konuşamıyor örüşemiyor.”(s. 38-39)

Metnin bel kemiği gorgo aynı zamanda bir hayalettir. Hayalet-unsurdur. Yatak odasında, sokaklarda, saçların arasında, uykuda bile gorgo vardır. Yani gorgo, her yerdedir. Gorgo, her şeyi sakatlar. Gorgo’ya yakalanmak istemeyen, kendini kendi olarak var etmek isteyen kadın, teslim olmaz ama mücadeleden yorgun düşer. Çünkü kadının kafasında yalnızca yaşadığı gorgolaşmış tuhaf “aşk” değil, gorgo’dan ileri gelen toplumsal meseleler de vardır. Kadın türlü felaketlerle uğraşır; Sivas, Kahramanmaraş katliamlarından köy enstitülerinin kapatılmasına kadar türlü sosyal meseleleri hatırlar. Eşzamanda, hem özel alanda, hem kamusal alanda paralel bir bilince ve bu bilincin akışına sahiptir: “memleket gorgo felaketiyle/alt üst olurken/biz/orgcu sevgilimle/birlikteyiz.” (s. 40)

Melida Tüzünoğlu - Radikal Kitap

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

CinsellikDiyetEvlilikKahramanmaraşKitapUzayaşkkulak piercingleriolay
Görüş Bildir