Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Kürtler İle Tuaregler'in Ortak Özellikleri

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Kürtler İle Tuaregler'in Ortak Özellikleri

Kürtler İle Tuaregler'in Ortak Özellikleri

Fransız askerlerinin Mali'yi işgal etmesiyle beraber tüm gözler bölgenin hakim güçlerinden olan ve yüzyıllar boyunca Osmanlı dahil hiçbir egemen gücün boyunduruğu altına girmeyen Tuaregler'e çevrildi. Kürtler gibi birçok tarihsel süreçten geçen Tuaregler'le ilgili olarak Mousa Attaher de çarpıcı bir demece yer vermişti.

Yenişafak gazetesinden Hatice Kılıç da Kürtler ve Tuaregler'in benzer özellikleriyle ilgili yapmış olduğu araştırmanın detaylarını kaleme aldı.

2012'nin Nisan ayında Mali'nin kuzeyinde 'çölün mavi adamları' Tuaregler, Azavad adlı bir devlet kurduklarını ilan ettiklerinde bölgeyi bilenler hariç pek kimsenin dikkatini çekmedi. Afrika'nın uçsuz bucaksız sahrasında yaşanan bu ani ve sessiz 'devrim' Arap baharının ilk 'gerçek' sonucuydu belki de. Dünyanın tüm dikkati Suriye 'baharına' çevrilmişken Afrika'nın batısında ne olup bittiğine pek kafa yorulmadı.

Bu süreçte Suriye konusunda derin sessizlik içinde olan Fransa, Mali operasyonu için hazırlıklarını yapıyordu. Kolonyalist damarı kabaran Paris rejimi eski haritalarını tozlu raflardan indirmiş, cetvellerini parlatıyordu. Zaten Libya'da Kaddafi'nin düşürülmesi ile başlayan egzersiz yeni bir 'Frankofon' coğrafya macerası için iyi bir ısınmaydı. Birçokları bu operasyonu eski Fransız lider Nicolas Sarkozy'nin seçim atağı olarak algıladı. Ancak 'sosyalist' Hollande'ın, Afrika mesaisini Sarkozy'nin bıraktığı yerden devam ettirmesi bunun 'düşünülmüş' bir süreç olduğunu ortaya koydu. Ve Mali işgaliyle yarım asır sonra Fransa Afrika'ya dönüşünü resmen ilan etti. Ancak oluş şekli ve olası sonuçları bakımından farklı bir dönüş...

Öncelikle bunun bir 'Fransız operasyonu' olmadığını belirtmek gerekir. Libya gibi, Mali'ye yapılan da uluslararası bir müdahaledir. Askeri ayağı Afrika'yı en iyi bilen Fransa'ya verilmiş bir NATO müdahalesi. Arap Baharı'ndan sonra NATO'nun benimsediği 'açık kapı' stratejisine uygun olarak Fransa'ya 'Buyur sen gir, biz sana gereken maddi-manevi desteği veririz' denmiştir. Mali işgalinden hangi ülkenin ne kazanç elde edeceği ve operasyonun bölgeyle sınırlı kalıp kalmayacağı konusu bir yana, müdahalenin Mali'deki görünür kazananı Tuaregler olacak gibi. Evet, kazananlar modern tarih sahnesine hızlı bir giriş yapan bu Kuzey-Batı Afrika Berberileri olacak.

1960'ta Fransa, Afrika'daki son toprağı Mali'yi terkederken geride bıraktığı haritada onları dikkate almamıştı. Yeraltı zenginliklerine ve jeopolitik öneme göre çizilmiş o kara kıta haritasında, sınırları develer üzerinde umarsızca atlayan yarı göçebe Tuaregler tarihleri boyunca (Osmanlı dahil) ne bir otoriteye tam biat etmiş ne de otorite olabilmişti. Ancak 1960'ta Mali 'bağımsızlığını' ilan ettikten sonra Tuaregler iktidarla olan pragmatist ilişkilerini ulusal kimlik zemininde bir muhalefete dönüştürmeye başladılar. 21. Yüzyıla gelindiğinde Tuaregler, bize pek de uzak olmayan bir ifadeyle artık kendilerini 'beş parçaya bölünmüş bir halk' olarak tanımlamaya başladılar.

Burkina Faso, Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alana yayılan, kimi kaynaklara göre sayıları 3 milyona ulaşan bu halkın tarihi, kendilerini dört parçaya bölünmüş bir halk olarak gören Kürtlerin tarihi ile şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor. Söz konusu benzerlik ilk olarak, Azavad'ın kuruluşu ilan edildikten sonra, kendisini Ulusal Azavad Kurtuluş Hareketi (MNLA) sözcüsü olarak tanıtan Mousa Attaher'in demecini okurken dikkatimi çekti. Musa şöyle diyordu: 'Kürt halkı ile dayanışma içerisinde olmak istiyoruz. Coğrafi uzaklığa rağmen onurlu ve özgür yaşam gibi ortak hedeflerimiz ve duygularımız var.' Bunun üzerine, geçmişe dönük yaptığım okumalarda Kürtlerin ve Tuareglerin, uluslararası çıkar sisteminin öngördüğü denkleme bağlı olarak benzer tarihsel süreçlerden geçtiğini gördüm. Bunu ilk farkedenin ben olmadığını da gördüm. Fakat asıl mesele bu iki halkın benzer bir geleceğe sahip olma ihtimallerinin de bulunuyor olması. Yazının konusu da aslında bu 'gelecek' meselesi.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'daki gazetelerde yazıları yayınlanan İslam tarihçisi Muhammed Essemak, İttihad gazetesindeki bir yazısında şu ifadeleri kullanıyor: 'Arap dünyasında, geçmişte Arap-İslam tarihine katkıda bulunmuş, ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda bu süreçten çıkmış veya çıkardığımız iki ırk var: Maşrık'taki Kürtler ve Mağrip'teki Tuaregler.' Ona göre bu iki halk neredeyse birbirinin kopyası. Öncelikle Müslümanlar ve Arap değiller. Birçok ülkeye yayılmış durumdalar. Kürtler, Selahaddin Eyyübi'nin bölge yönetimini üstlenmesi, Haçlılara karşı kurtuluş savaşında Arap Müslümanlara komutanlık etmesi ve Kudüs'ü almasıyla tarihte önemli rol oynadı. Tuaregler, Mağrip'te Endülüs'ü savunan, başkenti Marakeş olan Murabıtlar devletini kurarak Arap dünyasının batısında benzer rol oynadı.

Kürt tarihinde, Britanya ve ABD kaynaklı uluslararası bir 'komplo' kayıtlıdır. Tuaregler de özellikle sahil bölgesini ve Afrika'nın kuzeyini işgal eden Fransa'nın uluslararası komplosuna uğradıklarını kabul eder. Hatta iki halkın bazı Arap yöneticilere dair uğradıkları hayal kırıklıkları bile benzer. Ulusal hakları konusunda Saddam Hüseyin'le anlaşan Kürtler, Saddam'ın Şattülarap suyunun paylaşımında İran Şahı'yla anlaşmasıyla tüm haklarını kaybetti. O tarihten itibaren (1974) Kürtler, kendilerini Saddam'ın orağıyla Şah'ın çekici arasında buldu. Mali'deki Tuaregler de Fransa'nın Mali'den çıktığı tarihlerde ulusal haklarını almaya çalışınca aynı durumla karşılaştı. O zaman Mali'de devletin başında sosyalist bloka katılan Modibo Keita vardı. Afrika ve Arap dünyasında bloku yöneten Abdülnasır'ın desteğinin gölgesinde Tuaregler, Keita güçlerinin katliamlarına maruz kaldı. Yüz binlercesi, Fransız yönetimindeki komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

Saddam ve İran Şahı birbirlerine karşı Kürtleri kullanmaya çalıştı. Ancak hesap çarşıya uymayınca, Kürtlere karşı anlaşmaya yöneldiler. Anlaşma bozulunca da, Kürt bölgeleri ikisinin çekişme sahasına dönüştü. Tuaregler de benzer bir sürecin kurbanı oldu. Kaddafi, Çad'la savaşı sırasında Saddam'ın rolünü oynadı. Parasıyla Tuaregleri çöldeki güçlerine kattı. Başarısız olunca, onları bir köşede bıraktı. Ama Libya'daki 'devrimle' mücadelede yine parasıyla bir kez daha onları kullandı. Bu paralı askerler, Kaddafi'nin düşüşünü birkaç hafta geciktirdi, ancak onu kurtaramadı. MNLA sözcüsü Attaher, demecinde bunun doğruluğunu da teyit ediyor. Bu arka plan sebebiyle, Kuzey Irak'taki Kürt bölgeler ve Mali'nin kuzeyindeki Tuareg bölgeleri, maden, petrol ve uranyum zengini olmalarına rağmen hiçbir kalkınma projesi görmedi. İşte Tuareg trajedisi, sözünü ettiğimiz gibi Fransa'nın, birkaç ülkeye dağılan Berberilerin haklarını gözetmeksizin bölgeyi ülkelere bölmesine dayanıyor. Ortadoğu'da da İngiltere'nin Kürtlere yaptığı buydu. Fransa, ilk nükleer denemelerini Tuareglerin bulunduğu sahrada yaptı. Saddam'ın da Kürt köylerini, zehirli gazlarla bombalayarak yaptığı buydu. Kendilerine ait Temaşek adlı bir dil konuşan Tuaregler Mali'deki nufüs sayımında yer almıyor. Suriye'de Kürtlerin kimliği dahi yok. Kürtlerin ve Tuareglerin kendi bölgelerinde çeşitli yöntemlerle görmezden gelinmesi, bu grupları silahlı mücadeleyi meşru bir hak olarak görme noktasına sürükleyen nedenlerden biri oldu.

Derken 21. Yüzyıla gelindiğinde, sistemi yöneten kapitalist devlerin yeni ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleşen Irak işgali, esasında hem Ortadoğu hem Afrika için yeni bir tarihsel yolculuğun başlangıcı oldu. Kürtler bu kez, ABD eliyle Kuzey Irak'ta mazlum olmaktan çıkıp, süreç belirleyen aktör konumuna yükseltildi. Hatta kimine göre İsrail'in mesaisi bitti, yeni denge-karışıklık unsuru 'seküler' Kürtler oldu. Mali'nin kuzeyindeki seküler Tuaregler'in, nasıl olduğu anlaşılmadan Azavad'ı 3 günde kurmaları da buna benzer bir anlam taşıyor. Dahası Tuaregler Cezayir, Libya, Fas, Nijer ve Burkina Faso'daki diğer Berberi bölgelerle de ulusal ve siyasal iletişim talep ediyor. Yani 'Büyük Azavad' hayali de hızla şekilleniyor. Irak Kürdistan'ı 'Maşrık'ta istikrarın ve karışıklığın anahtarı olurken acaba Azavad da, 'Mağrip'te istikrar ve karışıklığın anahtarı mı olacak? İslami örgütlerin 'yükselişini' bahane eden NATO, Fransa'yı Azavad'ı kurması için mi gönderdi Afrika'ya?

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriBirleşik Arap EmirlikleriFransaİngiltereIrakİranİsrailMısırNATOSuriyearka plan
Görüş Bildir