Klasikler İçin Kılavuz

 > -
4 dakikada okuyabilirsiniz

Klasikler İçin Kılavuz

Klasikler İçin Kılavuz

Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu, aynı zamanda, Marx’ı veya Engels’i veya Lenin’in klasik yapıtlarını okuma kılavuzu. Marx, Engels ve Lenin’e ilişkin bir okuma disiplini önerisini de içeriyor.

Yordam Kitap, Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu adlı önemli bir kitap yayımladı. Hemen soralım: Bu kitabı, neden okuyalım, bu kitabı okumaya neden ihtiyacımız var ve bu türden bir kitap neden önemli? Şunu da soralım: Bu kitaptaki metinler, ideolojik metinler mi yoksa tarihi ve felsefi bilgi içeren metinler mi? Ama önce kitapla ilgili bilgi...

Kitap, ulusal ve uluslararası tanınmış Marx, Engels, Lenin ‘uzmanları’ tarafından kaleme alınmış metinlerden oluşuyor: Aijaz Ahmad, August H. Nimtz, Cem Eroğul, David McNally, E. Ahmet Tonak, Ellen M. Wood, Erkin Özalp, Haluk Gerger, Haluk Yurtsever, Heather Brown, Korkut Boratav, Metin Çulhaoğlu, Michael A. Lebowitz, Nail Satlıgan, Neil Faulkner, Prabhat Patnaik, Sungur Savran, Taner Timur, Vijay Prashad, Yeşim Dinçer. Seçilen klasik metinlerden bazıları şunlar: Alman İdeolojisi, Felsefenin Sefaleti, Komünist Manifesto, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Grundrisse, Kapital, Fransa’da İç Savaş, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Ne Yapmalı, Emperyalizm, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, Devlet ve Devrim.

Bu, çeviri bir kitap değil, Yordam Kitap’ın editörlerinin tasarladığı bir kitap. Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu , aynı zamanda, Marx’ı veya Engels’i veya Lenin’i okuma kılavuzu değil, onların klasik yapıtlarını okuma kılavuzu. Kuşkusuz böyle bir okuma kılavuzu, aynı zamanda Marx, Engels ve Lenin’e ilişkin bir okuma disiplini önerisini de içermekte. Ama bu kitap, niyet ve amaç bakımından, Marx’ın, Engels ve Lenin’in anlaşılması boyutunu, kılavuzluk ettikleri metinlerin, yani Marx’ın, Engels ve Lenin’in klasik metinlerinin okunmasına bırakan metinlerden oluşmaktadır.

Bu, kadim bir meseledir?

Gerçekliğin nasıl okunacağı, analiz edileceği ve hakikatin/gerçeğin nasıl görülebilir kılınacağı sorunu 19. yüzyıl felsefesinin bir keşfi ise, bir metnin nasıl okunacağı sorunu da 20. yüzyıl düşüncesinin ve aynı zamanda yazınsal alanının temel sorunlarından biri oldu. Aslında bir metnin nasıl okunacağı, yani açıklama ve yorunlama meselesi, kadim bir meseledir ve kökeni teolojiye dayanır. Dahası bir disiplin olarak teoloji ve oradaki tefsir geleneği, bu meseleyle yüz yüze gelmenin bir tür nedenselliği bağlamında ortaya çıkmıştır. Kuşkusuz teoloji, Kutsal Kitap’ın nasıl okunacağına ve yüz yüze gelinen yeni sorunlar karşısında nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yeni anlam arayışı çabasını da temelde içeregelmiştir. Kutsal Kitap’ı okuma geleneğinde Maymonides bir dönem noktası olsa da, okuma anlayışındaki asıl devrim Spinoza tarafından gerçekleştirilir. Spinoza’nın iki temel yapıtından ilki olan Teolojik-Politik İnceleme , aynı zamanda bir metnin, özellikle geçmişte yazılmış bir metnin nasıl okunacağına ilişkin bir ‘okuma teorisi’ içerir. Bu teori, geçmişte yazılmış bir metnin okunurken nelerin hesaba katılması gerektiği üzerine düşünen ilk okuma teorisidir. Buna okumanın sekülerleşmesi denilebilir mi? Okuma ediminin, seküler terimiyle sıfatlanması konusunda pek emin değilim. Ama Spinoza’nın okumasına, bir metne yönelik ‘okuma’ ayrıcalığının, okunan metnin sağladığı maddi ve manevi çıkarlara angaje olmuş ‘uzmanların’ elinden sökülerek alınması denilebilir. Bu, başka bağlamlarda bugün de çok önemli bir sorundur.

Burada önemli olan, “geçmişte yazılmış metin” ifadesidir. Yaşadığımız dönemde yazılmış bir metni okurken, genellikle bir kılavuz-metne gereksinim duymayız. Bu metnin, hangi sorunlarla ilgili ve hangi olayların analizini içerdiğini, tercih edilen kavramların hangi durumlara işaret ettiğini genellikle anlarız. Ama söz konusu olan geçmişte yazılan bir metin olduğunda durum değişmektedir. Bugün, Marksist klasik metinler de artık geçmişte yazılmış metin durumunda. Bu nedenle, şu soruların işaret ettiği bilgiler, bir metnin anlaşılması bakımından vazgeçilmezdir. Hangi sorunlar karşısında, hangi olayların analizi üzerinden yazılmıştır. Kavramların işaret ettiği durumların anlamları nedir. Yazar, söz konusu dönemde dolaşımda olan şu ifadeyi değil de bu ifadeyi tercih etmiştir. Söz konusu metin, yazarının yazarlığının hangi aşamasında kaleme alınmıştır. Bu sorular, Marx’ın ana teorisinin oluşması bakımından da önemlidir. Çünkü Marx’ın teorisi, polemik içinde şekillenerek vücut bulur. Hiçbir ana yapıt veya teori, oldu-bitti şeklinde ortaya çıkmaz, oluş halinde vücuda gelir. Althusser’in analiziyle söylersek, Marx’ın olgunluk yapıtları söz konusu olduğunda bu çok daha nettir.

Zihni berraklık için...

İşte Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu ’ndaki yazıların niyetini tam da bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Örneğin Haluk Yurtsever, Alman İdeolojisi için şu uyarıda bulunuyor: “Alman İdeolojisi’ni okurken, metnin ana amacını ve son biçimi verilmemiş bir taslak metin olduğunu akılda tutmak gerekiyor. Bu malzemenin gelişigüzel didiklenmesi, tek tek cümlelere aşırı anlamlar yüklenmesi bu nedenle doğru değildir.” Yine, örneğin Ahmet Tonak, Yurtsever’in işaret ettiği türden önemli soruna, Grundrisse ’nin, Londra’da, “yayımlanmak üzere değil, zihni berraklık sağlamak amacıyla, Almanca kaleme alındığına” dikkat çekiyor. Mesele Sungur Savran, “Kapital’i okuyan birinin ‘özgürce birleşmiş üreticiler topluluğu’ ifadesinin, aslında kapalı biçimde ‘komünizm’ anlamına geldiğini anlamayabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü Marx, Alman devletinin sansürüne karşı, Kapital’de, komünizm konusunu çok açık, uç ifadelerle dile getirme konusunda temkinli davranmaktadır.

İşte bu tür nedenle, Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu , ideolojik yazılardan oluşan bir kitap değil, tam tersine, felsefi ve tarihi bilgi içeren metinlerden oluşan bir başvuru kitabı. Bununla birlikte, didaktik ve pedagojik bir kitap da değil. Tarihsel bağlam göz ardı edilmemesi gerekir.

Taner Timur, önsöz yazısında, Marx’ın yapıtlarının okunması/idrak edilmesi sürecinde daima iki temel sorunla karşılaştığına dikkat çekiyor. Birincisi; sermayenin akademisyenleri tarafından yaratılan, klasiklerin okunmasını/analiz edilmesini zorlaştırıcı koşullar. Yukarıda işaret ettiğim “uzmanlık” alanı fenomeninin tekrar yaratılması gibi. İkincisi ise 20. Yüzyıldaki Marksist teorisyenlerin, Marksizmin klasiklerini okuma biçimlerinin, tarihsel sürecin getirdiği sorunlarla baş edememiş olmaları meselesi..

Yücel Kayıran - Radikal Kitap

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

FransaKitapSavaşTercih
Görüş Bildir