Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Kerim Suner Yazio: Aptal Makineler Durmasın

11PAYLAŞIM
Yazio Banner

Yeryüzü artık yaşanmaz hale gelmiş, solunan hava bile insanları zehirlediği için bütün insanlar yer altında inşa ettikleri altıgen hücrelerden oluşan dev yapıların içinde yaşamaya başlamışlar. Tek kişilik bu hücrelerde bir insanın ömrü boyunca ihtiyaç duyabileceği her şey mevcut: Bir yatak, çalışma masası ve sandalyesi, her ihtiyacı anında karşılayabilmek için tasarlanmış onlarca düğme, kol, gösterge, tüp ve en önemlisi hayatları boyunca gerçek yüzünü görmedikleri binlerce kişiyle iletişim kurdukları, eğitim aldıkları, toplantı yapabildikleri büyük bir ekran. Zorunlu olmadıkça kimse odasından dışarı çıkmıyor; her ihtiyacı düğmeler, kollar ve tüpler aracılığıyla anında karşılanıyor. Bütün bu karmaşık sistem uzun yıllar önce kurulmuş bir “Makine” sayesinde işliyor. “Makine” her şeyi görüyor, duyuyor, kontrol ediyor ve yönetiyor.

Özellikle son aylarda yaşadığımız pandemi döneminde çoğumuza çok mümkün görünen bu distopyayı E.M. Foster (1879-1970) tam 111 yıl önce yazdığı “The Machine Stops” isimli kısa hikayesinde kurgulamış.

Bu hikayedeki “Makine” beni çocukluğuma götürdü. 1970’li yılların başlarında, henüz “bilgisayar” kelimesinin dilimize girmesinden önce bilgisayarlara “elektronik beyin” gibi çok daha havalı isimlerin verildiği dönemde, ülkemizde bilişim sektörünün öncülerinden olan babam, bilgisayarlara “aptal makineler” derdi. Tabii ki amacı, hayatını adadığı bilgisayarları aşağılamak değildi. O günlerde bilim-kurgu romanlarının ve filmlerinin de etkisiyle bilgisayarlara pek iyi gözle bakılmazdı, iş yerlerinde bilgisayarlaşmaya karşı ciddi bir direnç vardı. Babam da muhtemelen bilgisayarlara “aptal makineler” diyerek korkulacak bir yanları olmadığını anlatmaya, bilgisayarları bir ölçüde sempatik göstermeye çalışıyordu.

Ayrıca her fırsatta bilgisayarların sadece kendilerine sunulan ve iyi insanların yazdığı algoritmalar, programlar doğrultusunda işleyip sonuç çıkartmaktan başka bir yetenekleri olmadığını anlatıyordu.

Sempatik gösterme girişimi benim üzerimde işe yaramıştı. Hafta sonları ne yapmak istediğimi sorduğunda, çoğunlukla “aptal makinelere gidelim” derdim ve babamın iş yerine giderdik. Uzay üssüne benzeyen bilgisayar odasında bugünkülere oranla dev boyutlardaki yazıcıların, kart okuyucuların, teyp sürücülerin ve onları idare eden operatörlerin çalışmalarını saatlerce hayranlıkla izlerdim, izin verdikleri zaman içeri girer ve o dev bilgisayarlarla oyun bile oynardım.

Daha o günlerde bilgisayar mühendisi olmaya karar verdim ve hayatımın büyük bir bölümünü bilgisayarlarla iç içe geçirdim; yıllar içinde bizim “aptal makineler”in akıllanmış gibi görünmelerine şahit oldum.

Bakmayın günümüzde içinde iki gram silikon olan her cihaza “akıllı” payesinin verilmesine; temelde fazla bir değişiklik olmadı. Sadece hesaplama ve bilgi işleme hızları çok arttı, inanılmaz büyüklükte veriye erişme ve bu veriyi çok kısa sürede işleme imkanına sahip oldular ve tabii ki iletişim hızları çok arttı. Bu gelişmelerin neticesinde de her geçen gün daha fazla sorumluluk almaya başladılar ve dünya sisteminin işleyebilmesinin vazgeçilmez bir unsuru haline geldiler. Bireyler olarak da yavaş yavaş insani yeteneklerimizi köreltmek pahasına bilgisayarların hayatlarımızı kolaylaştırmasını izin verdik.

Gelelim E.M. Foster’ın hikayesinin devamına

Bütün dünyayı yöneten, her şeye muktedir “Makine”nin işleyişinden sorumlu bir komite olmasına rağmen çok uzun yıllar önce kurulmuş olan bu sistemin nasıl çalıştığını bilen kimse kalmamıştır. “Makine” çalışmaktadır ve ihtiyaçları karşılamaktadır; daha fazlasını bilmeye gerek yoktur.

Hatta zaman içinde “Makine” tanrısal bir konuma bile yerleştirilmiştir. Ancak bir gün “Makine” bozulur ve durur! Belki bizim de zaman zaman geri çekilerek hayatlarımızın ayrılmaz parçası haline gelen sistemlerin durması ihtimalini, ileride yönetilemez seviyede karmaşıklaşmaları durumunda onlarla nasıl başa çıkacağımızı ve en önemlisi makineler insanlaşırken insanların makineleşmemesini nasıl sağlayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Bu köşede bu konuların yanı sıra, bugün kullandığımız makinelerin atalarından, onları tasarlamış olan insanlardan, ayrıca ikinci mesleğim olan fotoğrafçılıktan, fotoğraf tarihinden ve özellikle de yaşadığımız çağda bilgisayar kullanmadan fotoğraf üretmekten bahsedeceğiz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir