Kalbimiz ve Zihnimiz Gezi Parkı'ndayken!

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Kalbimiz ve Zihnimiz Gezi Parkı'ndayken!

Türkiye çok çok özel günlerden geçiyor. Malum Gezi Parkı Direnişi'yle toplumsal hayatın akışı, eylemi gerçekleştiren yeni bir kuşağın refleksleriyle bambaşka yerlere evrildi.

Gezi Parkı Direnişi’nin en ilginç kazanımlarından biri de bugüne kadar bırakın futbolu, basketbol, voleybol, yüzme, sutopu, yelken, kürek, hatta briçte bile en küçük bir kıvılcımla birbirlerinin boğazlarına sarılan camiaların taraftarlarının bir araya gelmesi ve yeni bir geleceğe doğru birlikte adım atabileceklerini göstermesiydi. Sadece İstanbul’un büyükleri değil, İzmir’in kanlı bıçaklıları Karşıyaka ve Göztepe’nin taraftarları da Gezi Parkı eylemleri sürecinde bilinen kimliklerini bir kenara bırakıp birlikte mücadele edebileceklerini gösterdi.

İşte bu ortamda UEFA’dan gelen ve ‘3 Temmuz süreci’nin dışarıdaki artçıları niteliğindeki karar ‘adeta’ suyu bulandırdı!

Açıkçası ben bu konuda mantıktan çok bir gönül adamı ve futbol romantiği olarak refleks göstermekten yanayım. Bu elbette kişisel bir tavırdır, kimseyi bağlamaz ve hukuk içermez! Evet, her şeyde olduğu gibi futbolda da önemli olan adalettir, hak edenin kazanmasıdır, temizliktir, bu oyunun güzelliğini konulan kurallar eşliğinde korumak ve kollamaktır. Lakin 3 Temmuz, kendi konjonktürü içinde ele alınmış, sündürülmüş, süreç boyunca sürekli kafalar karıştırılmış, sistemin çarkları kendine özgü yapısını korumak adına sürekli bahaneler üretmiştir. Tüm bu süreç herkesi fazlasıyla yormuştur. Öte yandan suçlanan kulüpler ve yöneticileri, cezalarını adli ve psikolojik anlamda çekmiştir. Evet, hâlâ Trabzonspor’un ‘Mağdur’ olarak bir talebi vardır ve bu talebin karşılığı, söz konusu sezonun şampiyonluğunun kendilerine verilmesidir. Elbette vicdan eğer gerçekten bir şeyler yapılmışsa Bordo-Mavili camianın mağdur edilmemesini ister.

Lakin benim Gezi Parkı Direnişi boyunca yaşadığımı kişisel deneyimler, bu toplumun yeni bir geleceği hak ettiği yönündedir. Bu sadece hayatın diğer alanları için değil, hayatın belki de gerçek anlamda tezahürü niteliğindeki en güzel oyun olan futbol için de geçerlidir. Dolayısıyla ben bir futbolsever olarak kendi kişisel tarihimde ‘3 Temmuz’a çoktan sünger çektim bile. Tek isteğim var; bundan böyle bu tür olayları futbol sahalarından uçak tutabilmek. Gezi Parkı Direnişi boyunca taraftar dayanışmalarından gördüğüm de böylesi bir gelecek için son derece umutlu olunabileceğidir.

ADALI’NIN TEHLİKEYE GİREN BAŞKANLIK RÜYASI

Gelelim kararın somut yansımalarına… Bir kere gelecek olası bir cezada Serdal Adalı’nın Beşiktaş Başkanlığı hayalleri sonsuza kadar sona erecek. Bu durumun başka bir ifadesi de Fikret Orman’ın önünün önümüzdeki seçim itibariyle açıldığıdır. Böylece gelecek sezona ilişkin yeni teknik adam seçimi ve futbolcu transferi konusunda Orman ve kurmayları, daha emin adımlar atabilirler.

İşin Fenerbahçe cephesindeki sorun ise iki sezonluk olası Avrupa kupalarından men cezasının nasıl bir yansıma içereceğidir. Görüşlerine başvurduğum ‘ismi bende gizli’ bir UEFA yöneticisi, konunun ayrıntılarını net olarak hâkim olmadığı için kesin bir yargıda bulunamayacağını belirtti, ama büyük olasılıkla geçmişteki men cezasının dikkate alınmayacağını ve iki yıllık yeni bir cezanın uygulanmasının daha bir mümkün olduğunu belirtti. Bizim futbol evreninde malum zaten belirli aktörlerin sürüklediği bir lig varışı var. Bu durumda önemli olan Avrupa arenasında boy gösterirken takımların kendi öyküleri açısından tarih yazımına soyunmaları… Fenerbahçe geride bıraktığımız sezonda böylesi bir başarının üstesinden geldi ve Avrupa Ligi’nde hatırlanacağı gibi finalin kapısından döndü. Alınacak olası bir men cezası Sarı-Lacivertli camiayı, geçen sezon tadılan o çok özel hissin, o çok özel duygunun ve o çok özel başarının tatsız tutsuz bir sezonla baş başa bırakacak. Ayrıca yapılacak birçok flaş transferi de manasız bir hamleye dönüştürecek. Umarım 21 ve 22 Haziran’da UEFA iki camianın da canını yakmaz. Doğrusu bir futbolsever olarak isteğim bu yöndedir. Ama ‘Elin UEFA’sının da ‘Bizim çocuklar’a pek acıyacağını ya da hoşgörülü davranacağını sanmıyorum. En azından mantığım böyle diyor.

Not: Biliyorum bu yazıya özellikle Galatasaray ve Trabzonspor taraftarları tepki gösterecek. 3 Temmuz süreci boyunca Radikal Spor’un duruşuna itiraz eden ve ülkedeki inandırıcılıktan ve vicdandan uzak adalet sistemimizin kendilerini de mağdur ettiğini düşünen Fenerbahçe taraftarları da, “İyi ama o zaman niye başka bir yerde durdunuz?” şeklinde tepki gösterecekler. Siz bu yazı dolayısıyla yazdıklarımı ‘gönül adamlığı’ma ve ‘Şanlı Gezi Parkı Direnişi’nin özel psikolojisine bağlayın. Yukarıda da belirttiğim gibi ‘Gezi Parkı’, görmek isteyenler için yepyeni bir gelecek vaat ediyor. Bu deneyim sadece Türkiye’deki futbol ya da siyaset için değil, inanın dünyanın geleceğine ilişkin çok önemli sosyolojik veriler sunuyor. Başarılı olur ya da olmaz, bilemem ama bu hareket, onca kötülük içinde umuttan başka şey vaat etmedi bana. Bu duygularım futbolumuzun geleceğine ilişkin de geçerlilik içeriyor. Dolayısıyla şike meselesini de bu duygularla ele aldım, bilginize…

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Arda TuranBeşiktaş Jimnastik KulübüFenerbahçeFenerbahçe Spor KulübüFikret OrmanGezi ParkıİstanbulİzmirTrabzonspor KulübüUEFAfutboloyun
Görüş Bildir