Dünya Gezi Parkı'na Müdahaleyi Konuşuyor

 > -

İtalya Basını: Sıfır Tolerans

İtalya Basını: Sıfır Tolerans

İTALYA basını, emniyet güçlerinin İstanbul'da Taksim Meydanı'na müdahalesi ve eyleme destek veren avukatların gözaltına alınmasına ilk sayfadan geniş yer ayırdı.

Corrriere della Sera gazetesi Internet sitesinde ilk sayfada yer alan haber "Türkiye, Taksim'de yine çatışma. Göstericiler: Direniş şimdi başlıyor" başlığı ve "Erdoğan ve sıfır tolerans" üst başlığıyla verildi. Haberin devamında, "İstanbul'da gösteriler durmuyor. Salı akşamı yüzlerce gösterici Taksim Meydanı'na döndü. Polis göz yaşartıcı gaz yağmuruyla ve sürekli tazyikli suyla karşılık verdi" denildi.

"Sonuçta Erdoğan durmuyor: 'Gezi Parkı'ndaki ağaçları kaldıracağız, başka yere dikeceğiz' dedi. Bu açıklaması sıfır toleransa geçme niyetinin onayı oldu, polis operasyonları hızlandırdı" ifadesinin kullanıldığı haberde, İnsan Hakları İzleme Örgütü Direktörü Carroll Bogert'in twitter hesabından, çatışma sırasında başından gaz bombası kapsülüyle vurulan bir göstericinin öldüğünü duyurduğu belirtildi.

Aynı süreçte İstanbul'da Uluslararası Af Örgütü verilerine göre 72 avukatın Çağlayan Adliye binasında, Gezi Parkı gösterilerine destek verdikleri için gözaltına alındıkları ifade edildi, "Şiddet tüm ülkede artıyor" denildi.

La Repubblica gazetesi internet sitesinde Türkiye'deki olaylar, "İstanbul, polis Taksim Meydanı'nı boşalttı. Erdoğan, 'Artık yeter, sıfır tolerans" başlığıyla verildi. Haberin devamında, "Yüzlerce çevik kuvvet polisi meydanı boşalttı ve protestocularla dolu olan parka müdahale etti. Ama akşam saatlerinde insanlar kentin merkezini işgal için geri döndü. Türk başbakan; Ülkeyi gözden düşürmek için bir plan. İşgalciler: Diktatör" ifadesi kullanıldı. Durumun her iki tarafta da kontrolden çıkma riski taşıdığı belirtilirken, polis müdahalesine göstericilerin de havai fişeklerle karşılık çıktığı ve alanda yer yer araçların ateş aldığı bildirildi. Haberde yaralı sayısı 18 olarak verilirken, avukatların gözaltına alınmasına da yer verildi.

ERDOĞAN'A "SULTAN" BENZETMESİ

La Stampa gazetesinin internet sitesinde, "Erdoğan: 'Sıfır tolerans'. Taksim'de gece çarpışması" başlığı altında verilen haberde, "Sultan Recep Tayyip Erdoğan'dan istifa etmesini istemek için ülkenin meydanlarına inen yüz binlerce gencin protesto hareketine demir yumruk" ifadesine yer verildi.

İstanbul'da gergin bir günün ardından yüze yakın yaralı ve bunlardan beşinin durumunun ağır olduğu iddia edilen haberde, bugüne kadar ülke genelinde 3 kişinin öldüğü, beş bin kişinin de yaralandığı ifade edildi. Haberde CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Başbakan Erdoğan'a 'diktatör' tanımını kullanması üzerinde de durulurken, "Demokrasiye karşı bir saldırıdır" sözlerine yer verildi. Uluslararası Af Örgütü'nün, "Acımasız ve utanç verici bir şiddet" tanımlamasının da yer aldığı haberde, 73 avukatın da gözaltına alındığı belirtildi.

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ'NDEN GÖRÜŞME TALEBİ

Vatikan'da yayın yapan günlük Avvenire gazetesi internet sayfasında da "İstanbul, zırhlılar göstericileri dağıttı" başlığıyla duyurulan haberde, "Erdoğan: Sıfır tolerans" alt başlığıyla, Erdoğan'ın dış basın ve Internet kullanılarak ülke ekonomisinin çökertilmeye çalışıldığını iddia ettiği belirtildi. Uluslararası Af Örgütü'nün "Acımasız ve utanç verici bir şiddet" ifadesine vurgu yapılan haberde, örgütün İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'dan 'adalet' istemiyle görüşme talebinde bulundukları belirtildi. Avvenire de beşi ağır olmak üzere yüze yakın yaralı olduğunu yazdı.

İMPARATORLUK RÜYASI GÖREN SULTAN

Ülkenin en prestijli günlük ekonomi gazetesi İl Sole 24 Ore ise Internet sayfasında Türkiye'deki gelişmelere farklı açılardan yine birinci sayfadan yer verdi. Erdoğan'ın izlediği tutumun değerlendirildiği makalede, "İmparatorluk rüyası gören Sultan" başlığı altında, "Bu kez Erdoğan aldattı", "Protestocuların temsilcilerine söz vermesinin hemen ardından polisi Taksim Meydanı'nı boşaltmaya gönderdi. Radikal sol gruplar, taş ve molotoflarla yanıt vererek tuzağa düştü" denilerek, böylece polise güç kullanma fırsatı tanıdıkları belirtildi. Erdoğan'ın taksimi güç kullanarak geri aldığı ancak bunun politik bir zafer olmadığı vurgusunun yapıldığı haberde, "Maçın ilk raundunu alsa da, ulusal bir lider olma emeli ve cumhurbaşkanı olma beklentisini tehlikeye attı" sözleri yer aldı. Haberde ayrıca, "Yeni bir dönem başladı ve Erdoğan artık yeni Türkiye'nin muhalefetsiz sultanı değil" denildi.

Gazetede yer alan diğer bir makalede ise "İki haftada İstanbul yüzde 15 kaybetti, Türk mucizesi bitiyor mu?" başlığıyla, ülke ekonomisinin başta turizm sektörü olmak üzere ağır bir darbeyle karşı karşıya olduğu ifade edildi.

Eda BERKBAYRAK / MİLANO (DHA)

Haberin Tamamı İçin:

İngiltere Basınından Özetler

Türkiye'de dün polisin Taksim Meydanı ve çevresine yaptığı müdahale ve çıkan çatışmalar İngiltere gazetelerinin pek çoğunda manşetten duyuruluyor.

Guardian gazetesi, püskürtülen tazyikli suyla ayakları yerden kesilmiş bir göstericinin fotoğrafı eşliğinde "Türk polisi protestocuları taksim Meydanı'ndan çıkmaya zorluyor" başlığını kullanmış.

Haber Independent gazetesinin kapağına "Taksim Meydan Savaşı, Türkiye protestoları sona erdirmek için harekete geçti" sözleriyle yansıyor. Habere, tazyikli su ve biber gazından kaçmaya çalışan göstericilerin bir fotoğrafı da eşlik ediyor.

Times gazetesi, bir gaz bombası fırlatan göstericinin fotoğrafının altına "Türkiye Başbakanı hükümet karşıtı protestoları ezme sözünü yerine getirdi" ifadesini yazmış.

Financial Times gazetesi ise son gelişmeleri yine kapak sayfasından "Erdoğan sert konuşmaya devam ederken Türk polisi Taksim Meydanı'nı bastı" sözleriyle duyuruyor.

Türkiye'deki protestolar ve gösterilerde gelinen nokta gazetelerin yorum yazılarında da yansımış.

Film yönetmeni Kutluğ Ataman'ın Independent gazetesinde yayımlanan bir yazısı var bugün.

"Şişeden çıkan cin geri girmemeli" başlıklı yazısında Ataman, "Türkiye'de ordunun sivil ve siyasî yaşamdaki etkisinin ortadan kaldırılması ve son dönemde Türk ve Kürt vatandaşlar arasında yeni bir barış yolu açılmasıyla Türkiye'de yeni bir özgürlük dili konuşulmaya başlandı" diyor.

"İktidar partisi AKP bu gelişmeler nedeniyle alkışlanmalı" diyen Ataman, ancak hükümetin, Taksim'deki eylemlerin başlıca aktörü olan genç kitlenin, kendi kuşağı gibi, askerî yönetimlerin baskıcı rejimini, işkenceleri bilmediğini anlamadığını belirtiyor.

Ataman, "Gençliğin dili hükümetten çok farklı. Kendilerine biber gazıyla saldırıldığında, seslerini kesmeleri söylendiğinde şoke oluyorlar. Son olaylar işte bu 'bir babanın çocuğunu azarlamasına benzeyen' söylemin sonucu. Yeni kuşak artık çocuk olmadıklarının, kendilerine saygı duyulması gerektiğinin ve ciddiye alınmak istediklerinin anlaşılmasını istiyor" yorumunu yapıyor.

"Bu bir AKP karşıtı eylemmiş gibi görünebilir. Ama öyle değil." diyen Kutluğ Ataman, gerekçesini "Bu, otoriter yönetim reflekslerine karşı bir hareket. Bu, büyüyen bir demokrasinin işareti. Bu, sağlıklı bir gelişme" sözleriyle açıklıyor.

"Hükümet, gençlerin kaos değil katılım istediklerini yeni yeni anlıyor. Batı, demokratik muhalefetle kışkırtmaları birbirinden ayırmalı. Bizler de Türkiye'nin demokratları olarak hükümetin yanında olmalı ancak otoriter tepkileri eleştirmekten de çekinmemeliyiz." diyen Kutluğ Ataman, yazısını "Şişesinden çıkan cinin geri sokulmasına izin verilmemeli. Bu iyi bir cin" sözleriyle noktalıyor.

Financial Times 'ın yorum sayfalarında David Gardner imzalı yazı "Erdoğan kendi partisini izlemeli, Taksim'i değil" başlığını taşıyor.

"Erdoğan bu ulusal öfkeyi kendisini hedef alan bir komplo olarak değerlendiriyor olsa da, duruma göre farklı kozlar kullanmayı da bilen bir siyasetçi" diyen Gardner, bir yandan Gezi Parkı eylemcileriyle görüşmeye hazırlanan Erdoğan'ın öte yandan kendi yandaşlarını İstanbul ve Ankara'da düzenlenecek mitinglerle sokağa dökmeye hazırlandığını aktarıyor. Gardner, "Erdoğan, bir cumhuriyetin başbakanı. Oylarını arttırarak üç seçim kazandı. Eğer kendisini Tanrı'nın Türkiye'ye ve Müslümanlara bir lütfu olarak görüyorsa, bu yine de onu Hüsnü Mübarek ya da Çin'in Komünist liderleri gibi bir siyasetçi yapmaz" diyor.

10 yılın ardından Erdoğan'ın iktidar sarhoşluğunda olduğunu yazan David Gardner, "Erdoğan kendisini Atatürk'le bir tutuyor. Atatürk muhteşem bir komutandı. Erdoğan ise, artık son savaşını veren bir komutana benziyor. Taraftarlarına, 'büyük resmi görme' çağrısı yapıyor, ama asıl kendisi hikayenin ana fikrini kaçırmış durumda" yorumunu yapıyor.

Erdoğan'ın bundan sonraki hedefinin başkanlık olduğunu yazan Gardner, AKP içindeki dengelerin Erdoğan için büyük önem taşıyacağını belirtiyor ve yazısını "Direnişçilerin oluşturduğu komünün yerleştiği alan dünkü müdahaleyle daraldı. Şimdi izlenmesi gereken iktidar partisi içindeki yerleşim" sözleriyle bitiriyor.

Independent gazetesinde yer alan analiz, "Müdahale bekleniyordu, beklendiği kadar da ağırdı" sözleriyle başlıyor. Yazıyı kaleme alan Luke Harding, dün yaşananları özetledikten sonra "Erdoğan'ın tepkisi, bir başka otoriter liderin tutumunu hatırlattı: Vladimir Putin. İzlediği kutuplaştırma taktiği, Putin'in ders kitabından çıkmış gibi" değerlendirmesini yapıyor.

Harding, "Protestocularla konuşmak yerine, onları komplo kurmakla suçladı. Muhalif gazetecilerin pek çoğu hapiste. Erdoğan dün uluslararası basını da kınadı. Partisi içinde Twitter'ı yasaklamaktan bile bahsedenler oldu." diyor.

"Erdoğan'da Putin gibi 10 yıldır iktidarda. Farkı ise, Putin'in tersine, iktidarının demokratik bir dayanağı var. 2011 seçimlerini kazanmasından bu yana, toplumu 'İslamîleştirme' projesi yürütüyor" diye yazan Harding, yazısının sonunda "Dün Taksim Meydanı gaz bulut altındayken Erdoğan Türkiye'de protesto hareketinin sona erdiğini söyledi. Çok yanılıyor. Ülkenin sivil toplum hareketi bundan böyle sindirilemez" ifadelerine yer veriyor.

Yine Independent gazetesinin yorum yazısında ise "Erdoğan sert ve yanlış oynuyor" değerlendirmesi yapılıyor.

"Türkiye'deki protestolarla Arap Baharı arasında herhangi bir benzerlik varsa o da iktidarı beklenmedik şekilde sorgulanmaya başlanan bir liderin ölçüsüz tepkisi" sözleriyle başlayan yazı şu saptamayı yapıyor:

"Kendi ifadesiyle, protestoculara karşı 'anlayacakları dilden' konuşmak Erdoğan'a kendi tabanında prim sağlayabilir ama bu kısa ömürlü olacaktır. Çevreci bir hareketin ülkenin düşmanları tarafından gasp edildiğini savunmak da gerginliği azaltıcı bir tutum değil. Sert tepki ve muhalefeti 'halk düşmanı' ilan etmek, köşeye sıkışmış liderlerin geleneksel savunma mekanizmasıdır ve genellikle geri teper. Sadık bir siyasî tabanı olan Erdoğan İstanbul'da başlayan protestoları ciddiye almadı. Bu, pişmanlık duyacağı bir karar olabilir."

Guardian yazarı Simon Jenkins de Türkiye'de yaşananları temel alarak, 'siyasî liderler neden meydanlardan korkar?' sorusuna yanıt arıyor.

Jenkins, "Bir meydanın ordusu yoktur. Oy veremez. Gidecek yeri de yoktur. Boş bir alandır. Ancak meydanlar iktidara muhalif bir işgali davet eder sözleriyle başlayan yazısını "İşte Taksim de böyle bir direnişin merkezi olunca Türkiye Başbakanı da bu meydanı yeniden fethetme gereği duydu. Zırhlı araçlar, silahlar, gaz bombaları, buldozerler kullanıldı ama meydan alınmalıydı" ifadeleriyle sürdürüyor.

Benzer direnişlere sahne olan Mısır'da Tahrir, Pekin'de Tiananmen, Tahran'da Azadi, Kiev'de Bağımsızlık, Atina'da Sintagma meydanlarının sivil kutsal alanlar olduğunu anlatan Simon Jenkins, gerçek siyasetin ekranlarda değil meydanlarda yapıldığını belirtiyor.

Londra'da eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde pek çok eyleme sahne olan Trafalgar Meydanı'nın uzun yıllardır siyasî eylemlere kapalı olduğunu yazan Jenkins, "Trafalgar sadece Belediye Başkanı'nı pohpohlayacak şovlar ve ticari gösteriler için kullanılıyor. Erdoğan bunu tüm kalbiyle onaylayacaktır" yorumunu yapıyor.

Jenkins, "Erdoğan Taksim'i boşaltarak alışveriş merkezini kurabilir. Tıpkı Thatcher'ın, istediği vergileri koymak için Trafalgar'daki eylemleri dağıtması gibi" diyor ve yazısını şu sözlerle bitiriyor:

"Ama unutmayın bu Thatcher'a hiçbir iyilik getirmedi. Sonunda Meydan kazandı"

BBC Türkçe

Haberin Tamamı İçin:

Alman Basınından Özetler

Taksim Meydanı'na yapılan müdahalelerin gölgesinde Türkiye'deki protestolar ve Erdoğan'ın tutumu Alman basınının yorum sütunlarında geniş yankı buldu.

Nürnberger Nachrichten gazetesi planlanan görüşmeler öncesinde Taksim'e polis müdahalesinde bulunulmasının Erdoğan'ın güvenilirliğinin sorgulanmasına neden olduğu yorumunu yapıyor.

"Protesto hareketinin temsilcileri ve başbakan arasında yapılacak görüşmelerden bir gün önce polisin Taksim Meydanı'nda ilerlemesine izin vermek, durumun yatışması için çok önemli bir şansı hiçe saymak anlamına geliyor. Başbakan Erdoğan oynadığı bu kumarla protesto hareketine karşı tutumunun güvenilirliğinden çok şey kaybetti. Bu sadece Türkiye için değil, Avrupa ile ilişkiler açısından da kötü."

Berliner Zeitung ise protestoların Türkiye'yi değiştirdiğine dikkat çekiyor.

"Erdoğan sayesinde Türkiye'yi Müslüman bir Asya ülkesi olarak gören ve bu nedenle Avrupa'ya uygun olmadığını düşünen ve ona "imtiyazlı ortaklık" teklif eden ülkemiz politikacılarına destek artıyor. Ancak Ankara'daki sultana karşı gelen sivil toplum ise onları yalanlar nitelikte. Yaşanan bu iki haftanın ardından Türkiye artık o eski Türkiye değil."

Frankfurter Rundschau ise Erdoğan'ın tutumunun toplumu böldüğü ve başbakanın bir an önce hareketlerine çekidüzen vermesi gerektiği yorumunu yapıyor.

"Erdoğan'ın her hareketi ve konuşması tek bir şeye sebebiyet veriyor: Toplumu bölmeye. Verdiği yanlış bilgilerle dinci destekçilerini kışkırtıyor, protestoların ardında dış güçlerin olduğunu söylüyor. Erdoğan hâlâ protestoların kendi otoriter siyasetine, fikir ve basın özgürlüğüne getirdiği kısıtlamalara karşı olduğunu anlayamadı. Protestocuların çoğu ister Kemalist, ister milliyetçi, isterse de dini muhafazakâr ağırlıklı olsun, siyasi bir akımın dünya görüşlerini ve yaşam tarzlarını çiğnemesinden bıkmış durumda. Yeni bir demokratik kültür istiyorlar. Salı günü yaşananlara benzeyen polis müdahaleleri çatışmaların büyümesine neden oluyor. Türkiye'de bir iç savaştan kareler görmek istemiyorsa Erdoğan’ın derhal durup bir düşünmesi lazım."

Stuttgarter Zeitung 'un aynı konudaki yorumu ise şöyle:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin en güçlü adamının egemenliğinin yol ayrımında olduğunun farkında olmadığı çok açık... Başbakanın yönetim stili giderek daha fazla kişiyi rahatsız ediyor. Erdoğan'ı Türk milletinin çoğunluğu seçmiş olabilir ancak bu her şey hakkındaki görüşünü tüm ülkeye zorla kabul ettirebileceği anlamına gelmiyor. Erdoğan kendinden önceki ülkenin kendi malı olduğunu düşünen ve onu o şekilde yöneten başbakanlar gibi davranıyor. Birçok Türkün katıldığı protestolar ve gösterdiği tepki ise toplumun demokrasi konusunda kendini yönetenlerden çok daha önde olduğunu ortaya koyuyor."

©Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Banu Wöltje

Editör: Başak Sezen

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAnkaraBaşbakanÇinCumhuriyet Halk PartisiGezi ParkıHüseyin Avni MutluİngiltereİstanbulİtalyaKemal KılıçdaroğluMısırPolisRecep Tayyip ErdoğanTwitterVladimir Putin
Görüş Bildir