Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

İşte 'Türkiye'de Muhafazakârlık' Araştırmasının Sonuçları

 > -

İşte 'Türkiye'de Muhafazakârlık' Araştırmasının Sonuçları | Doğan Akın | T24

İşte 'Türkiye'de Muhafazakârlık' Araştırmasının Sonuçları | Doğan Akın | T24

Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi'nin desteğiyle Prof. Hakan Yılmaz 'ın yönetiminde, Dr. Emre Erdoğan, Güçlü Atılgan, Merve İnce ve Murat Can tarafından yürütülen “Türkiye'de Muhafazakârlık: Aile, Cinsellik, Din” araştırmasının sonuçları açıklandı.

Bazı yaygın kanaatlere aykırı sonuçlar da ortaya koyan araştırma sonuçları, siyasetten medyaya bütün kesimlerin dikkatle okuması gereken önemli veriler içeriyor.

Altı yıl önce yapılan ilk “muhafazakârlık” araştırmasıyla karşılaştırmalarla ortaya konan sonuçlar, 16 ilin kentsel ve kırsal yerleşim birimlerinde, 18 yaş ve üzeri 1200 kişi ile hanelerde yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi.

Prof. Hakan Yılmaz’ın araştırma ekibi ve Açık Toplum Vakfı Başkanı Hakan Altınay ile birlikte dün akşam yaptığı sunumu izleyen gazeteciler arasındaydım. Bütün verileri ile değerlendirmelerini T24 ’te ayrıca duyuracağımız bu önemli araştırmanın ekibi tarafından hazırlanan rapordaki bazı sonuçları paylaşmak istiyorum.

  • Araştırmaya göre, gerek siyasal, gerek özel hayata ilişkin muhafazakârlık tutumlarında uç noktalardan ortalara doğru bir toplaşma eğilimi var. Hem siyaset hem özel hayat hakkındaki muhafazakâr tutumlarda, kendisini muhafazakâr bulmayanların oranı da, çok muhafazakâr bulanların da oranı azalmış. Buna karşılık, muhafazakârlığını “orta seviyede” değerlendirenlerin oranı artmış.

  • En çok muhafaza edilmek istenen kurum olan “aile”nin başat konumu 2006’dan 2012’ye gelişen süreçte daha da pekişmiş görünüyor. 2006’da yüzde 45,6 olan bu alandaki oran 2012’de yüzde 50,4’e ulaşmış.

  • En çok muhafaza edilmek istenen değerler arasında “din” yüzde 22,2’lik oranla 2006’da da, 2012’de de aynı kalmış. 2006’da yüzde 18,8 olan devleti muhafaza etme isteğine ilişkin oran 2012’de yüzde 15,5’e düşmüş. Aynı oran 2006 ve 2012’de “millet” için yüzde 10,5 ve yüzde 11 olmuş.

  • Araştırma toplumda “bireyleşme” sürecinin hızlandığı yolunda önemli veriler de ortaya koydu. Bireyleşmenin derinleştiği ve yaygınlaştığının en temel göstergesini, “eşitlik, dayanışma, özgürlük” değerleri arasında “özgürlüğün” en çok tercih edilen temel değer olarak “eşitliğin” önüne geçmesi oluşturdu. “Muhafaza edilmesi gereken en önemli siyasal değer 2006’da yüzde 41,6 ile “eşitlik” iken, 2012’de yüzde 42,5 olarak “özgürlük” oldu. Özgürlük temel değer olarak 2006’da yüzde 37,4 düzeyinde destek görmüştü.

  • Bireyleşmenin önünde engel olan 2 temel muhafazakâr değeri savunanlarında oranında yıllar içinde bir düşüş gözlendi. Düşüş gözlenen değer, “insan zayıftır; yanlış yola sapmaması için, başında mutlaka onu doğru yola sevk edecek bir otoritenin bulunması gerekir” ve “herkes hayatta layık olduğu yerdedir ve haddini aşmamalıdır” olarak açıklandı. “İnsanın zayıf olduğu için başına bir otorite gerektiği” yolundaki değere inananların 2006’da yüzde 36,8 olan oranı 2012’de yüzde 25,1’e düştü. “Herkesin hayatta layık olduğu yerde olduğu ve haddini bilmesi gerektiği” önermesiyle açıklanan muhafazakâr değere destek verenlerin 2006’da yüzde 43,8 olan oranı da 2012’de yüzde 35,4’e düştü.

  • Araştırmaya göre; aile yapısı, sosyal yapı ve siyasal rejim alanlarında değişim talebi çok az gözlendi. Sosyal yapıda ve devlet düzeninde daha önceden de zaten cılız olan değişim talebinde yıllar içinde kayda değer düşüşler yaşandığı belirlendi. En büyük değişim talebi ise ekonomik alanda ortaya çıktı. Ekonomik değişim talebi yıllar içinde büyüyerek 7 puanlık bir artışla yüzde 47’den yüzde 54’e yükseldi.

  • “Haklar devlet tarafında tamamen kısıtlanabilir” diyenlerin oranında yıllar içinde büyük düşüşler gözlenmemesi, araştırmanın ortaya koyduğu önemli verilerden biri oldu. Ancak hakların devlet tarafından kısıtlanmasına ilişkin olarak siyasi haklar alanında 2006’dan 2012’ye geçen süreçte kayda değer düşüşler gözlendi. Örneğin, “toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkının tamamen kısıtlanabileceğinin” düşünenlerinin 2006’da yüzde 27 olan oranı 2012’de yüzde 14’e indi. “Dernek ve sendika kurma hakkının tamamen kısıtlanabileceğinin” ön görenlerinin oranı da 2006’da yüzde 17 iken 2012’de 8 puanlık düşüşle yüzde 9 olarak ölçüldü. Aynı oranlar “siyasi partilerin eşit şartlarda rekabet etmesinin kısıtlanmasının” başlığı altında 2006’da yüzde 11, 2012’de de yüzde 7 olarak ölçüldü. “Düşünce ve ifade özgürlüğünün tamamen kısıtlanabileceğini” kabul edenlerin 2006’da yüzde 10 olan oranı da 2012’de yüzde 6’ya düştü. “Medyanın özgürce yayın yapması ve sansür edilmemesi” hakkının tamamen kısıtlanabileceğini düşünenlerin oranı da yüzde 20’den yüzde 16’ya indi.

  • Siyasal haklardaki bu iyileşmeye karşılık “işkence” ve “eşcinsellik” söz konusu olduğunda toplumsal hassasiyette pozitif yönde hiçbir değişimin olmadığı da ortaya kondu. Örneğin “kimseye işkence yapılmaması” hakkının gerektiğinde devlet tarafında bütünüyle askıya alınabileceğini düşünen, yani “birilerine işkence yapılabilir” diyenlerin 2006’da yüzde 23,4 olan oranı neredeyse hiç değişmeyerek 2012’de 23,5 olarak ölçüldü.

  • Araştırmada, “eşcinsellik gibi farklı cinsel tercihlerin serbestçe yaşanması hakkı”nın gerektiğinde devlet tarafında tamamen kısıtlanabileceğini düşünenlerin 2006’da yüzde 58 olan oranı da küçük bir düşüşle 2012’de yüzde 54 olarak belirlendi.

  • Araştırma “dinsellik karşısındaki tutumlar” konusunda da önemli veriler ortaya koydu. Dindarlık seviyesinde 2006’dan 2012’ye kayda değer bir değişim gözlenmedi. Ancak “namaz ve oruç gibi temel ibadetlerin yerine getirilmesinde bir gevşeme olduğu” yolunda veriler elde edildi. “Bütün ramazan ayı boyunca ve diğer dini günlerde oruç tutma ve ibadet pratikleri” 2006’da yüzde 18,7 iken 2012’de yüzde 10,2 olarak ölçüldü. Bütün Ramazan ayı boyunca oruç tutanların oranı da yüzde 60,4’ten yüzde 53,1’e indi. “Ramazanda imkân buldukça” oruç tutanlar 2006’da yüzde 18,9 iken 2012’de önemli ölçüde düştü. Hiç oruç tutmayanların 2006’da yüzde 6,4 olan oranı 2012’de yüzde 12,3’e çıktı.

  • Dini kurallara uygun yaşamayanlardan ve ibadetlerini yerine getirmeyenlerden rahatsız olanların oranında da azalma tespit edildi. Ramazanda oruç tutmayanlardan rahatsız olanların 2006’da yüzde 33,3 oranı 2012’de yüzde 25,4’e düştü. Aynı oranlar namaz kılmayanlara karşı yüzde 26,4’ten yüzde 18,6’ya; başını örtmeyen kadınlara karşı yüzde 21,9’dan yüzde 14,1’e düşmüş olarak tespit edildi.

  • “Seçimlerde hangi partiye oy vereceğime karar verirken, bu partinin liderinin dini inançlarını hesaba katarım” diyenlerin oranı ise 2006’da yüzde 63 iken, yaklaşık 10 puan artarak 2012’de yüzde 72’ye yükseldi. Prof. Hakan Yılmaz, bu verileri toplu olarak değerlendirirken, deneklerin “ortalamada muhafazakârım, şu-bu konulardan rahatsız değilim, ama seçim söz konusu olduğunda muhafazakâr partiye oy veririm” düşüncesini yansıtmış olduklarını belirtti.

  • Araştırma “cinsellik karşısındaki tutumlarımız-hangi cinsel yaşantı biçimleri bizi rahatsız ediyor?” başlığı altında da önemli veriler ortaya koydu. “Cinsellik konusunda biraz daha rahat bir toplum” işareti veren verilere göre “açık giyinen kadınlardan rahatsız olanların 2006’da yüzde 52 olan oranı 2012’de 17 puanlık bir azalışla yüzde 35’e düştü. “Alkollü içki içenlerden rahatsız olanların” oranı da 2006’da yüzde 65 iken 2012’de yüzde 52’ye düştü. Aynı oranlar “bara ve gece kulübüne gidenlerden rahatsız olanlar” için yüzde 61’den yüzde 49’a inmiş olarak ölçüldü. “Küpe takan erkeklerden rahatsız olanlar” da yüzde 53’ten yüzde 42’ye indi. Sunumdaki tartışma sırasında bu verilerin “alkollü içki içilen yer ve açık giyinen kadınların toplumda giderek daha az görülmesi ve bu nedenle ‘uyaran’ azalışından kaynaklanmış olup olmayabileceği soruldu. Prof. Hakan Yılmaz, bu sorunun önemli olduğunu araştırma sonuçlarına bakarken değerlendirilebileceğini söyledi.

  • Araştırmada 2006’da sorulmayan “kürtaj” konusuna da yer verildi. Elde edilen verilere göre, Türkiye toplumu “isteğe bağlı” kürtajlarda bile genel bir onaylama eğilimi ortaya koydu. İsteğe bağlı kürtajı onaylayan oranı yüzde 50, onaylamayanların oranı ise yüzde 47 olarak ölçüldü. Sağlık sorunlarına yol açma olasılığı karşısında kürtajı onaylayanların oranı yüzde 84’e yükseldi.

  • “Başörtüsü ve modernlik” değerlendirmesinde “başörtülü kadınların erkeklerle hukuksal, siyasal ve ekonomik eşitliği; başörtülü bir kadının modern bir kadın olma hakkı ve yetisi; ve tüm kadınların ister başları örtülü ister açık olsun erkek egemen toplumda benzer baskılara maruz kaldıkları” yönündeki tutumlarda küçük de olsa pozitif değişimler gözlendi. “Müslüman bir kadının başını örtmesi gerektiği veya başını örtmeyen bir kadının Müslüman sayılamayacağı” yolundaki tutumlarda ise yıllar içerisinde hemen hemen hiçbir değişiklik gözlenmedi. Örneğin “Müslüman kadın başını örtmelidir” diyenlerin 2006’da yüzde 38,8 olan oranı 2012’de yüzde 37,5 olarak belirlendi. “Başını örtmeyen kadınlar Müslüman sayılmazlar” diyenlerin oranı da 2006’da yüzde 18,9 iken 2012’de yüzde 16 olarak ölçüldü.

  • Araştırma Türkiye’de muhafazakârlığın çelik çekirdeğini kadının aile içindeki (eş ve anne olarak) rolüne ilişkin tutumların oluşturduğunu ortaya koyan önemli veriler de içeriyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de “ideal kadın” şöyle tanımlanıyor: Erkeklerle hukuken eşit; gerektiğinde çalışıp para da kazanan, ama aile içerisindeki anne ve eş rollerini asla aksatmayan ve ev içi görevlerini aksatıyorsa işini bırakan; namus kodlarının dışına çıkarak kocasının şerefine halel getirmeyen bir kadın tipidir.

  • “Hayatımız tamamen değişmelidir” diyenlerin 2006’da yüzde 29,1 olan oranı 2012’de yüzde 14,2 olarak ölçüldü. “Hayatımız olduğu gibi sürmelidir” diyenlerin oranı da 2006’daki yüzde 14,8’lik seviyesinden yüzde 23,9’a yükseldi. Bir başka açıdan “hayatımız değişmelidir” diyenlerin yüzde 63 olan oranı yüzde 40’a düşerken, “hayatımız aynı kalsın” diyenlerin oranı yüzde 34’ten yüzde 54’e yükseldi. Bu veriler toplumun “daha statükocu” bir tutuma kaydığı, toplumsal ve siyasal hayatta değişim isteyenlerin oranının büyük ölçüde azaldığı şeklinde yorumlandı.

Haberin Tamamı İçin:

Muhafazakârlığımız Ilımlılaşıyor | Ruşen Çakır | Vatan

Türkiye öteden beri hem toplumsal, hem siyasal açıdan muhafazakâr bir ülke olmuştur. Bu muhafazakârlığın 11 yıla yaklaşan AKP iktidarı döneminde artıp artmadığı da son dönemde sosyal bilimcilerimizin gözde araştırma konularından biri haline geldi. Son olarak Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Hakan Yılmaz yönetiminde 6 yıl sonra ikincisi yapılan “Türkiye’de Muhafazakârlık: Aile, Cinsellik, Din” başlıklı araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı.

Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi desteğiyle Mart-Nisan 2012 arasında 16 ilde, 18 yaş üstü 1200 örneklem grubuyla gerçekleştirilen proje aslında bize bildiğimiz (ya da bildiğimizi sandığımız) şeyleri söylüyor ancak 6 yıl içinde insanların muhafazakârlıklarının hangi noktalarda artıp, hangi noktalarda gerilediği veya aynı kaldığını görmek sahiden öğretici oluyor.

Bu yazıda 6 yıl arayla yapılan iki araştırma arasındaki en çarpıcı fark ve benzerliklerin bazılarını sunmak istiyorum:

Ortalara doğru toplaşma

Prof. Yılmaz’ın öncelikle muhafazakârlıkta “ılımlılaşma” ve “ana akımlaşma” eğilimi gözlediklerini söylüyor ve bunu şöyle ayrıntılandırıyor:

  • 1) Gerek siyasal, gerekse de özel hayata ilişkin muhafazakârlık tutumlarında uç noktalardan ortalara doğru bir toplaşma eğilimi ortaya çıkmış. Yani hem siyaset, hem de özel hayat hakkındaki muhafazakâr tutumlarda, kendini muhafazakâr bulmayanların oranı da, kendini çok muhafazakâr bulanların oranı da azalmış. Buna karşılık, muhafazakârlığını orta seviyede değerlendirenlerin oranı artmış.

  • 2) Toplum daha “statükocu” bir tutuma kaymış. Yani toplumsal ve siyasal hayatta değişim isteyenlerin oranı azalmış.

  • 3) Özel hayata ilişkin muhafazakârlıktaki ılımlılaşmanın bir göstergesi olarak, aşağıdaki tutum değişiklikleri gerçekleşmiş:

  • a) Dindarlık düzeyinde yıllar içinde bir artış meydana gelmemiş; gelmediği gibi, yüksek dindarlık seviyesinde küçük de olsa bir azalma söz konusu olmuş.

  • b) Dindarlık düzeyi aynı kalırken, ibadetlerini yerine getirmeyenlerden (örneğin, namaz kılmayanlardan, oruç tutmayanlardan, başını örtmeyen kadınlardan) rahatsız olanların oranı azalmış, olmayanların oranı ise artmış. Buna koşut olarak, dinsellik görüntüleri de “normalleşmeye” başlamış; örneğin, kara çarşaf ve şalvar gibi dinsellik görüntülerinden rahatsız olanlar azalmış.

  • c) İbadet edenlerin oranında bir azalma ve ibadetlerin yerine getirilmesinde bir esnekleşme yaşanmış.

  • d) Eşcinseller, evlenmeden birlikte yaşayan çiftler, açık giyinen kadınlar, tek başına yaşayan kadınlar, boşanmış kadınlar, küpe takan erkekler, flört eden gençler gibi modern ve kentsel cinsellik görüntülerinden rahatsız olanlar azalmış.

Bireyselleşmenin tırmanışı

Prof. Yılmaz’ın ikinci gözlemi toplumda “bireyleşme” sürecinin hızlandığı yönünde. Bu bulguyu da şöyle ayrıntılandırıyor:

  • 1) Bireyleşmenin derinleştiğinin ve yaygınlaştığının en temel göstergesi olarak, “eşitlik, dayanışma, özgürlük” değerleri arasında “özgürlük” en çok tercih edilen temel değer olarak “eşitlik”in önüne geçmiş. Oysa, bundan altı yıl önce, halkın gözünde, bu üç değer arasında “eşitlik” açık ara birinci gelmişti. “Eşitlik” değerini en çok tercih edilen temel değer olarak seçenlerin oranı yıllar içinde sabit kalmış. Buna karşılık, “özgürlük” diyenlerdeki yükseliş, “dayanışma” yanıtını verenlerin oranındaki ciddi bir düşüşten kaynaklanmış.

  • 2) Bireyleşmenin önünde engel olan iki temel muhafazakâr değeri savunanların oranında yıllar içinde bir düşüş meydana gelmiş: birincisi, “insan zayıftır; yanlış yola sapmaması için, başında mutlaka onu doğru yola sevkedecek bir otoritenin bulunması gerekir”; ikincisi ise, “herkes hayatta layık olduğu yerdedir ve haddini aşmamalıdır”.

  • 3) Bireyleşmenin bir diğer kanıtı olarak, kişilerin hayattaki seçimlerini kendi isteklerine göre değil de, geleneklere göre yapması gerektiğini savunanlar azalmış.

Haberin Tamamı İçin:

Muhafazakârlar Artık Daha Ilımlı | Ayça Örer | Radikal

Türkiye'de muhafazakârlık artıyor derken muhafazakârlık 'ılımlılaştı'. Eşcinsellerden, nikâhsız birlikte yaşayanlardan, açık giyinenlerden duyulan 'rahatsızlık' azaldı.

Açık Toplum Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından yürütülen ‘ Türkiye ’de Muhafazakârlık: Aile, Cinsellik, Din’ araştırması sonuçlandı. İlki 2006’da yapılan araştırma 6 yıl içinde aile, din, devlet, cinsiyet konularında farklılaşmaları karşılaştırdı. BÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden Prof. Dr. Hakan Yılmaz tarafından hazırlanan araştırma 16 ilin kentsel ve kırsal yerleşim birimlerinde 1200 kişilik bir örneklemle gerçekleştirildi.

Orta derecede muhafazakâr sayısı arttı

Araştırmada en dikkat çeken nokta, ‘muhafazakâr tutumlardaki yumuşama’ oldu. Gerek siyasal, gerek özel hayata hayata ilişkin olarak kendini muhafazakâr uçlarda tanımlayanların sayısı 2006’dan 2012’ye azalırken kendini ‘orta derecede muhafazakâr’ bulanların sayısı arttı.

“Siyasal konularda kendimi muhafazakâr buluyorum” diyen oranı yüzde 17’den yüzde 10’a; “Kadın-erkek ilişkilerinde kendimi muhafazakâr buluyorum” diyenlerin oranı yüzde 20.4’ten yüzde 11.5’e geriledi.

Aile yükselişte, devlet irtifa kaybetti

Araştırmanın en ilgi çekici sonuçlarından biri, ‘muhafaza edilmesi gereken en önemli toplumsal kurum’ ve ‘muhafaza edilmesi gereken en önemli siyasal değer’ konusunda yaşanan değişim oldu.

Buna göre muhafaza edilmesi gereken en önemli toplumsal kurum olarak ‘aile’ (yüzde 54.4) parlarken, ‘devlet’ (yüzde 15.5) geriledi.

Araştırmada böylece bir toplumsal kurum olarak aileye verilen önem son 6 yılda yüzde 5 artarken, ‘din’ ve ‘millet’e verilen önem aynı kaldı, ‘devlet’ ise yüzde 3.3 gerilemiş oldu.

Özgürlük, ilk kez eşitlik ihtiyacını geçti

Muhafaza edilmesi gereken en önemli siyasal değer 6 yıl önce ‘eşitlik’ken, artık ‘özgürlük’.

“En önemli siyasal değer özgürlük” diyenlerin oranı 6 yılda yüzde 37’den yüzde 42.5’e fırladı. ‘Dayanışma’yı öne çıkaranların oranı yüzde 5 düştü ve yüzde 13.6 oldu. .

“İnsan zayıftır; doğru yola sevkedecek bir otoriteye ihtiyaç duyar” önermesine ‘tamamen katılanların’ oranı yüzde 36.8’den 25.1’e düştü.

Araştırmanın bir diğer çarpıcı bulgusu, değişim ihtiyacıyla ilgili. 2006’da yüzde 63 olan “Hayatımız değişmelidir” diyen oranı, 2012’de yüzde 40 oldu. Değişimde ‘ekonomi’ bir istisna oldu. “Elimde olsa ekonomik düzenimizi değiştirirdim” diyenlerin oranı 7 puanlık bir artışla yüzde 47’den yüzde 54’e yükseldi.

Asimilasyon eğilimi azaldı

Türk kimliği dışındaki kimliklerin de tanınmasını isteyenlerin oranı arttı. Her grubun kendini Türk kabul etmesi gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 44’ten yüzde 31’e indi.

Ve işkenceye bakış ise aynı kaldı. “Kimseye işkence yapılmaması hakkı devlet tarafından gerekirse askıya alınabilir” diyenlerin oranı 2006 yılında 23.4 olurken, 2012’de 01 puan artarak 23.5 oldu.

Asla vazgeçme!

Herkesin düşüncelerini açıkça söylemesi; Müslüman olmayanların kendi dinlerini yaşaması; herkesin bir dernek ve sendikaya üye olabilmesi ve anadili Kürtçe olmayanların dillerini serbestçe kullanıp yaşatmasını ‘vazgeçilmez bir hak’ olarak görenlerin oranı arttı. Seçimlerin adil ve serbestçe yapılması; devletin ayrımcılık yapmaması ve bir dine inanmamayı ‘vazgeçilmez hak’ görenlerin oranı ise düştü.

2 kişiden biri yoksul hissediyor

Açık Toplum Vakfı ve BÜ tarafından yürütülen ‘Türkiye’de Orta Sınıfı Tanımlamak’ araştırması da sonuçlandı. Araştırmaya göre kendini orta sınıf olarak görenler azaldı, kendini fakir bulanların sayısı arttı.

“Kendimi tam ortada görüyorum” diyenler yüzde 58’den yüzde 47’ye gerilerken; “Ortalamanın biraz altında görüyorum” diyenlerin oranı yüzde 24’ten yüzde 32’ye yükseldi.

“Kazandığımız para bize yetmiyor” diyenlerin oranı 6 puan artışla yüzde 47’ye çıktı. Gelecekte kendini aynı durumda görenlerin oranı yüzde 19’dan yüzde 31’e yükseldi.

‘İdeal kadın’ tanımı hep aynı

Kadının aile içindeki konumunda ‘ideal kadın” tanımı araştırmanın en az değişen değerlerinden.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiCinsellikDiyetTercihkadınlarkulak piercingleri
Görüş Bildir